Abbasi devrinde yaşamış biseksüel birşair: Ebu Nuvas

Dönemin toplumsal ve ahlaki normları gereği, Ebu Nuvas, erkeklerle yaşadığı ilişkiler nedeniyle zaman zaman eleştirilmiş olsa da bildiğimiz kadarıyla bu sebeple ne yargılandı ne de cezalandırıldı. Günümüz okuru için şaşırtıcı olabilecek bir şekilde onun hakkında resmi bir soruşturma açılmasına neden olan ilişkiler kadınlarla yaşadıklarıydı.

Her dönemin kendi kaygı ve korkuları var. İnsanın cinselliğe dair yaşantısı ve yönelimleri de çeşitli dönemlerde kamusal bir mesele haline getirilebiliyordu.
Her dönemin ve toplumun cinsellik ve toplumsal normlar konusundaki yaklaşımları birbirinden farklı olduğu için binyıllara yayılmış, geçerli ahlak yasaları koymak mümkün olmadığı gibi bu tür girişimlerin kamuyu neden bu denli ilgilendirdiği de başka bir muamma…
Eşcinsel ilişkilerin tarihsel serencamını incelemek arkeoloji, antropoloji ve tarih disiplini açısından hayli ilginç sonuçlar veriyor. Bir bakıyorsunuz eski Hellenlerde eşcinsel ilişkiler gündelik yaşamın olağan bir parçası; hatta belirli toplumsal bağlamlarda özel bir anlam yüklenmeden varlık gösterebilirken İmparatorluk Roma’sında ve özellikle de Hıristiyanlık sonrasında hukuki düzenlemeler yapılması gereken, kamuyu doğrudan ilgilendiren bir konu başlığına dönüşebiliyor.
Arap/İslam Orta Çağı’nda da durum böyleydi. İslam hukuku eşcinselliği mahkum eder, hatta bu ‘fiili’ işleyenlere ağır müeyyideler uygulanmasını şart koşardı. Emevi ve Abbasi Halifeleri elitleri içki yasağını deldikleri gibi cinsel hayatta dinsel nazari yasakları da umursamadan yaşayıp gidiyorlardı. Bu ‘yasadışı tutumlar’ tutucu ulemanın homurdanmalarına yol açsa da anladığımız kadarıyla onların gücü müdahil olmalarına yetmiyordu.
Bu bağlamda kadın ve erkeklerle sevgili olan, erkeklere de şiir yazan yani Gazel-i müzekkerleri olan çok sayıda Arap şairi biliyoruz. Ama bunlardan biri olan Ebu Nuvas herhalde aralarında en ünlü ve şiir sanatında en büyük kabul edilen kişiydi.

Ebu Nuvas’ın sanatına karşı duyulan saygı günümüzde de devam ediyor
Yaşam tarzları dönemin ahlak anlayışına ve toplumsal değerlerine tamamen aykırı olmakla birlikte Ebu Nuvas ve çağdaşı birçok şair Abbasi toplumunda oldukça özgür bir hayat sürmüştü.
Hayatının büyük bölümünü, Bağdat’ın meyhanelerinde ve tavernalarında geçiren Ebu Nuvas, biseksüel kimliğini, şaraba düşkünlüğünü gizlemeden sanatına yansıtmış ve kendisine yönelik tüm eleştirilere rağmen sanatsal gücünü zamanına ve zamanının ötesine kabul ettirmeyi başarmıştı. Yaşam tarzını asla benimsemeyen edebiyat kuramcıları dahi şairin Arap diline katkılarını teslim etmişler ve Ebu Nuvas’ı Arap şiirinin en büyük ustaları arasında saymışlardı. Meşhur dilbilimci Ebu Amr el-Şeybani, “Eğer Ebu Nuvas, şiirlerini çirkin şeylerle lekelemeseydi, yani içkiler ve delikanlılara meyilli olmasaydı biz onun sözlerini hüccet (delil-senet) sayardık” demişti.

Cahız, Ebu Nuvas’ın “Şiirinde kullandığı kadar güzel ve letafetli kelimeleri başka hiçbir şairde görmedik” demekteydi. İbn Arabi, Ebu Nuvas’ın “insanlar arasında en büyük şair olduğunu” yazmıştı. Ebu Nuvas’ın çağdaşı olan şairlerden Ebu Atahiye, “zahitlik hakkında 20 bin beyit yazdığını ama bütün yazdıklarının Ebu Nuvas’ın mezar taşına da yazılan üç satırlık şiirine eşit olmadığını” söylemişti. Divanını derleyen Hamza el-İsfahani, Ebu Nuvas’ın yaşadığı zamanın en büyük şairi olduğunu belirtmişti. Ebu Nuvas’ın sanatına karşı duyulan bu saygının günümüzde de devam ettiğini söyleyebiliriz. Örneğin Ebu Nuvas, Şair Sezai Karakoç’un, İslam’ın Şiir Anıtlarından adlı eserinde yer verdiği dokuz şairden biridir.
Gerçek adı Ebu Ali el-Hasan ibn Hani el-Hakami olan ancak daha çok Ebu Nuvas mahlasıyla tanınan şair, Basra Körfezi yakınlarında bugün İran sınırları içinde kalan Ahvaz şehrinde dünyaya geldi. Doğum tarihi farklı kaynaklarda 757 veya 762 olarak verilir. Babası Hani ibn Abdülevvel el-Hakami, son Emevi Halifesi II. Mervan’a hizmet etmiş, Yemen kökenli el-Hakam kabilesinin azatlısı bir askerdi. Annesi Gūlban ise kaynaklara göre Arapçası iyi olmayan İranlı bir kadındı. Ebu Nuvas bu sayede hem Arap hem de İran kültürünün etkisi altında yetişti. Ebu Nuvas muhtemelen babasını hiç görmedi ve çocukluk yıllarında daha ziyade annesinin etkisi altında kaldı. Gūlban sanat ve şiire düşkün kültür seviyesi yüksek bir kadındı ve evi devrin ünlü şarkıcı ve dansçılarının toplanma merkezlerinden biriydi.



Cinsel yöneliminden dolayı pişmanlık duymadı
Dönemin toplumsal ve ahlaki normları gereği, Ebu Nuvas, erkeklerle yaşadığı ilişkiler nedeniyle zaman zaman eleştirilmiş olsa da bildiğimiz kadarıyla bu sebeple ne yargılandı ne de cezalandırıldı. Günümüz okuru için şaşırtıcı olabilecek bir şekilde onun hakkında resmi bir soruşturma açılmasına neden olan ilişkiler kadınlarla yaşadıklarıydı. Ebu Nuvas’ın sokakta bir kadınla (Açana adlı sevgilisi) sohbet etmesi Maverdi’nin el-Ahkamü’l Sultaniyye’sinde bile yer alan yanlış bir eylem olarak nitelendirilmişti. Maverdi, aralarında nikah olmayan bir kadın ve erkeğin kalabalık bir caddede karşılıklı konuşmasında bir sakınca olmadığını; ancak daha ıssız sokaklarda ve tenha köşelerde bir arada bulunmaları durumunda muhtesib’in (ahlak zabıtası) bu duruma müdahale edebileceğini belirtir. Maverdi’nin aktardığına göre Ebu Nuvas bir kadınla sokakta konuşurken, İbn Aşa adlı biri yanına yaklaşmış ve “Kadın haramın (eşin veya akraban) ise insanlar arasında bu şekilde konuşman kötüdür. Kadın haramın değilse o daha da kötüdür” diye uyarmıştı. Ebu Nüvas ve onun gibi erkeklerle duygusal ve cinsel ilişkiler yaşayanlar, bu ilişkilerini engellenmeden ve görece rahat bir şekilde sürdürebilmekteydi. Hamamlar, medreseler, cami ve manastırlar, pazar alanları şairin şiirlerine bakıldığında ilk akla gelen buluşma mekanlarıydı. Şair, Hamam’da başlıklı şiirinde bize bu buluşmaları anlatır.

“Senin için çıkarlar gün yüzüne
Gözlerin sınırsızca çıkarır tadını
Ve sen görürsün biçimli kalçaları ve temiz göğüsleri
Ve duyarsın dini ezberlerin mırıldandığını,
Bir delikanlı diğerine ‘Allah Büyüktür! Şükür Allah’a derken
Ah! Hamam,
Adeta hazların sarayıdır.
Peştemalcılar içeri girip, eğlenceyi bir nebze berbat etseler bile!”
Ebu Nuvas zamanında genellikle yaşça büyük erkeklerin yaşça küçük erkeklere ilgi duyması edebiyatın temel konularından biriydi. Ancak Ebu Nuvas’ın şiirlerinde kendisine konum ve yaş bağlamında denk sevgilileri olduğunu da görüyoruz. Erkekleri Alacağım adlı şiirinde şöyle yazıyor:
“Erkekleri alıp kızları sana bırakacağım!
Soda senin olsun! Benim için şarap yapılacak…
Doğru yol senin olsun, ben yanlış yolu seçeceğim
Ben yasakları ararken; sen kutsal yeri arayabilirsin!
Dizginlerimden sıyrıldım ve iplerimi koparıyorum,
Kısıtlamaları terk ettim, lekelense de itibarım
Hepsi suçladılar beni sırayla; imam, molla ve budala,
Fakat ben bu oyunu bıraktım ve hiç önemsemiyorum
Üzgün ve kederliyim, Huzistanlı bir delikanlıya aşkımdan
O beni tatlı konuşması ve büyüleyici haliyle ayarttı,
Karanlığı kovan ay ışığına benzer alnının nuruyla,
Kara bulutların içindeki boşluklara nüfuz ediyordu.
Ucuz kıyafetli tatsız bir günah gibi düşünür,
Ve şık ince, kısa bir tunik giyerdi o!
Kenarları dar, kolları dalgalı,
Baldırı ipek bol deri çizmeler giyerdi.
Tavlayı severdi ve ustaydı satrançta
Ciritte daima kazanır ve her zaman korurdu endamını ve sakinliğini
Fakat en çok avlanmayı ve şahinleri severdi
Kıyafetleri kanla lekelenirdi zaman zaman,
Sık sık giyerdi zırhını
Süzülürdü savaşa
Ve asla solgun dönmezdi
Kılıcıyla, mızrağıyla ve yayıyla o bir öldürücüdür
Her zaman düşmanın arkasındaki soylu katildir o
Bütün bunlar asla bir genç kadını tanımlayamazdı
Kadınlar bu ışıldayan inciyle nasıl kıyaslanabilir?
Her ay kanaması olan
Ve her yıl –karnında- bir enik taşıyan bir kadınla!
Ben onu memnuniyetle şehirde ve evde selamlarken,
Nerede dolaşsak açıkça söz ettik aşktan
Asla çekinmeden ne molladan ne de imamdan”
Ebu Nuvas 814 yılında Bağdat’ta öldü. Rivayete göre ölüm döşeğinde kendisini ziyaret edenlere yaşamından ve cinsel yöneliminden dolayı pişmanlık duymadığını söyledi. Örneğin, Hasan ibn el-Daye, Ebu Nuvas’tan bir öğüt istediğinde, Ebu Nuvas ona şu şiiri okur:
“İşleyebildiğin kadar günah işle,
Ama eninde sonunda bağışlayan Rabbinin huzuruna çıkacaksın.
Huzuruna vardığında affı görecek
Ve muktedir bir hükümdar ile karşılaşacaksın
O zaman ateş korkusuyla işlemediğin günahlardan

Bu şiir okununca sinirlenen Hasan ibn el-Daye, şaire “yazıklar olsun can çekişirken dahi bana böyle mi öğüt veriyorsun” der, Ebu Nuvas da onu susturarak “Şefaatimi ümmetimden büyük günahlar işleyene sakladım” hadisini okur.
Ölümünden sonra arkasında 200 veya 300 dirhemlik küçük bir miras kaldığı ve bu paranın halen hayatta olan annesi Gūlban’a ulaştırıldığı bilinir. Ebu Nuvas, günümüzde hala Arapçanın en büyük şairlerinden biri olarak anılmaya devam ediyor. Bu durumun en çarpıcı yönlerinden biri, bin yıl önce aynı coğrafyada var olan cinsel yönelimlere dair görece serbestiyet ile günümüz Müslüman ülkelerinde eşcinselliğe yönelik tahammülsüzlük arasındaki çelişkidir. Bu çelişki, toplumsal cinsiyet tartışmalarını ‘Batıdan ithal’, ‘gelenek dışı’ konular olarak gören yerli ve millici bakışın, tarih ve kültürel mirasa ne denli dar bir perspektiften yaklaştığını da gözler önüne serer.