Salkım Selvi Bener

Bu kitabın hikayesi İstanbul Üniversitesi Klasik Arkeoloji Bölümü’nün yürütmekte olduğu Perge Kazısı’nda, 2005 yazında başladı. Kazı başkanımız rahmetli Prof. Dr. Haluk Abbasoğlu, kazı evindeki
bir akşam yemeği sonrası benden agoradaki oyun tablasını araştırmamı istedi. Kazı evindeki o kıymetli ve son derece keyifli sohbetlerden biriydi ve ben her zamanki gibi çok heyecanlanmıştım.
Derhal bir hevesle araştırmaya koyuldum.
Her araştırma gibi bu da sorularla başladı: Agoradaki o tabla oyunu nasıl oynanıyordu, kimler oynuyordu, oyun tablasının agorada ne işi vardı… Sorular ve cevaplar birbirini kovaladı. Zaman içinde bu çalışma ilerledi, kapsamı genişledi ve tüm Antik Yunan ve Roma’da oynanan oyun ve oyuncakları içeren bir yüksek lisans tezi fikrine dönüştü. Daha sonra da bir kitaba…
Bu kitap, Eski Yunan ve Roma toplumlarındaki gündelik hayata, eğlence kültürüne, sosyalleşme yapılarına oyunların ve oyuncakların penceresinden bakmayı hedefliyor. Çalışmanın amacı söz konusu toplumlarda oyunların işlevini ve ne denli önemli bir yeri olduğunu gösterebilmek. Kitapta Antik Yunan ve Roma’da oyun ve oyuncakların neler oldukları, nasıl oynandıkları, nerede ve kimler tarafından oynandıkları gibi çeşitli bilgiler mevcut. Kitabın başlığını okuyanlar ilk başta içerikte yer alan oyunların sadece çocuk oyunları olduğunu düşünebilir. Ancak öyle değil! Çocuk oyunlarının yanı sıra yetişkinlerin oynadığı oyunlar da var. Hatta yetişkinlerin sadece şarap içerken oynadıkları bir oyun bile var…
Kitabın araştırmacısı olarak beni en çok etkileyen bulgulardan biri, oyunların zaman içindeki sürekliliği oldu. Oyun ve oyuncakların kültürün yapı taşlarından birisi ve kuşaktan kuşağa aktarılmasının araştırmamın başlıca sonuçlarından biri olması oldukça heyecan vericiydi. Beni derinden etkileyen ve araştırma sırasında vardığım bir diğer sonuç ise oyunların oynanma yerleriydi. Perge’de yaptığım araştırmalarda hamam ya da agora gibi kamusal alanlarda o kadar çok zemine kazılmış oyun vardı ki! Yapıların giriş basamaklarına ya da taş yollara dikkatlice baktıkça daha fazlası karşıma çıkıyordu. Daha sonra Ayasofya Kilisesi’nin giriş basamaklarına kazılmış oyun tablaları keşfettim. Yani Antik Çağ insanı binaların giriş merdivenlerine
oturup oyun oynuyordu. Hatta kiliselerin merdivenlerine oturup oyun oynuyorlardı. Demek ki oyun oynamak kilisenin saygınlığına zarar verecek bir aktivite olarak görülmüyordu. Karşılaştırma yapmak gerekirse, günümüzde bir kilisenin merdivenlerine kalıcı bir şekilde oyun tablası kazılmasına izin verileceğini düşünmek oldukça zor. Bu, zaman içinde oyuna olan toplumsal bakışın nasıl evrim geçirdiğini
anlamamız için de son derece etkileyici bir örnek…
Bu kitabın araştırma süreci benim için nefes kesici bir serüven oldu, umarım okuyanlar için de öyle olacaktır.

Antikçağda Oyun ve Oyuncaklar
Yazar: Salkım Selvi Bener
Kitap yayınevi
