Tüm anneannelere…
Bazı toplumlar genç bireylerinin hayatta kalmaları ve ömürlerinin sağlıklı geçmesi için anneannelere özel bir statü tanır. Bu anneanneler toplumu idare eder, önemli kararları verir, hakemlik yapar, şifalı otları, ritüelleri ve şarkıları bilir. Ham madde kaynaklarının veya avlakların yerlerini, etkin av yöntemlerini, genç annelere ve torunlara aktarır. Bir göç sırasında topluma liderlik eder, onları korur ve genç bireylerin yaşama bir adım önde başlamalarını sağlar. Bu sorumluluklar anneanneye özel yetkiler ve statüler getirir.
Prof. Dr. Çiler Çilingiroğlu
Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Protohistorya ve Ön Asya Arkeolojisi
Çatalhöyük deyince ilk akla gelen şişman kadın heykelcikleridir. Bunlar çoğu zaman doğurganlık, bereket, gebelik ve cinsellikle ilişkilendirilir. En azından Çatalhöyük’ü yorumlayan birçok kişi için durum böyledir. Bu yorum o kadar sık dile getirilmiştir ki artık onun tarihsel bir gerçeklik olduğundan kuşku bile duyulmaz. Ne var ki arkeoloji alanındaki birçok çok bilinen gibi Çatalhöyük’ün kadınları da yeniden okumaya ve yoruma açıktır. Bu yazıda, Çatalhöyük’ün kadın heykelciklerine farklı bir gözle bakan araştırmacıları ve yakın zamanda Çatalhöyük’ün sosyal örgütlenmesine ilişkin ortaya çıkan yeni bilimsel verileri ele alacağım.
Çatalhöyük Figürinleri: Yeniden
Çatalhöyük figürinleri konusundaki klişeleşmiş görüşleri değiştiren çalışmalar Lynn Meskell ve Carolyn Nakamura isimli iki kadın arkeologdan geldi. Yıllar içinde Çatalhöyük figürinleri üzerine yaptıkları çalışmalar, ince analizler, istatistikler, sordukları sorular ve sağladıkları bağlamsal kanıtlarla Çatalhöyük figürinleri üzerine düşüncelerimiz neredeyse tamamen değişti.
Sözgelimi, James Mellaart’ın yayınlarında öne çıkardığı şişman kadın figürinlerinin aslında tüm figürinler içinde yalnızca %3’lük bir oranı temsil ettiğini, insan figürinlerinin sadece %14 gibi düşük bir oranda kaldığını, figürinlerin büyük bir bölümünün aslında evcil hayvanlara ait olduğunu onlar sayesinde öğrendik. Yine, Marija Gimbutas ve sonrasındaki birçok arkeoloğun hiç düşünmeden yeniden ve yeniden ürettiği ‘Ana Tanrıça’ yakıştırması da bu figürinlerin neredeyse tamamının çöplük ve atık alanlarından geldiğinin anlaşılmasıyla sorgulanmaya başlandı. Çok az sayıdaki özel figürin mezarda veya ünlü leoparlı kadın hey-
kelciği gibi bir tahıl silosunun içinde bulunmuştu. Yine çok az figürin özenle ve detayla işlenmişti. Figürinlerin neredeyse tamamı tek parça kilden, ad-hoc olarak, yani anlık bir dürtüyle biçimlendirilmişti. Bunlar çanak çömlek gibi özel işlemlerden geçmeyen, hatta pişirilmeyen, sadece güneşte kurutulan veya nadiren fırınların kenarında kurutularak sertleşen nesnelerdi. Dahası günlük yaşamda çeşitli işlevlere hizmet etmiş olabilirdiler. Yani, bu figürinler törensel etkinliklerde kullanılmış olabileceği gibi, aynı zamanda, oyuncak veya eğitim materyali olarak görev görmüş olabilirlerdi. Nitekim, kültürel antropoloji alanı bu ko-
nuda bize bir sürü seçenek sunuyor. Kullanımı kısa süren bu nesneler bir süre sonra, belki de bacak veya boynuzları kırıldıktan sonra, çöplük alanına atılmış, orada zamanla dolgular içinde kaybolup gitmişti. Bir ‘Ana Tanrıçaya böyle yapar mısınız?
Üst: Mellaart’ın bir tahıl silosunda bulduğu, uzun yıllar ‘Ana Tanrıça’ olarak yorumlanan kilden kadın heykelciği. Bu bir tanrıça mı? Yoksa Çatalhöyük’lü yaş almış, özel statülü bir kadın mı?
Alt: Çatalhöyük’te bir evdeki platformda bulunmuş olan kireçtaşından kadın figürünü. Sarkık memeler, göbek ve büyük kalçası onun doğurganlığını mı temsil ediyor yoksa yaşla edinilmiş statüsünü mü?

Peki tüm bunları şimdi nasıl yorumlamalıyız? 21’inci yüzyılın yeni teknikleri, bilimsel gelişmeleri, düşünsel seyri bize ne söylüyor? Meskell ve Nakamura çok sayıda makalede Çatalhöyük figürinlerinin artık ‘doğurganlık’ sembolleri olarak yorumlanmaması yönünde fikir bildiriyor. Uzun yıllar Ian Hodder’ın ekibinde Çatalhöyük figürinlerini incelemiş olan bu iki araştırmacı, hamilelik, doğum, bebeklik ve çocukluk gibi konuların figürinlerde neredeyse hiç işlenmediğini vurguluyor. O halde, neden biz kadın figürlerini doğrudan ve neredeyse hiç sorgulamadan bereket, doğurganlık ve cinsellikle ilişkilendiriyoruz. Neden bu
nesnelere ‘ana’ olmaktan başka bir yüce kavram atfedemiyoruz?
Bana sorarsanız bunun iki temel nedeni var. Biri, özenli yapılmış figürinlerde gösterilen şişkin ve sarkık göbek ve memeler ile büyük kalçalar. Bu özellikler zihinlerimizde çoğu zaman gebelikte veya gebelik sonrası görülen bedensel değişimlerle ilişkili. Ayrıca günümüzde çıplak kadın bedeni ve üreme organları doğrudan cinsellikle ilişkisi içinde anlam buluyor. Kadın bedeni bir arzu nesnesi. Neolitik erkeği için niye farklı olsun? diye akıl yürütüyoruz.
İkinci nedeni ise ideolojik ve politik. Kadının geleneksel veya prehistorik toplumlarda yalnızca biyolojik özelliğiyle yani doğurganlığıyla ve ‘anne’ olma işleviyle anlam kazandığına dayalı varsayım çok güçlü. Öyle ya, tarihin neresinde olursa olsun bir kadın için sağlıklı bir bebek dünyaya getirmekten daha önemli ne olabilir? Bu ataerkil yaklaşımda kadın sadece annelik yetisi üzerinden toplumsal değer kazanacak ve yıllarca sürecek bakım emeğiyle toplumun temel bir hizmetini gerçekleştirecektir. Kadının biyolojik özelliklerine dayandırılan bu yaklaşım, kadın olma durumunu evrensel ve tarihüstü bir ön kabule dönüştürür.
Dahası, arkeoloğun zihninde tüm toplumlar çoğu zaman kadın-erkek ikiliği üzerinden inşa edilir. Geçmişte yaşamış bir toplumun da sadece bu ikili cinsiyet sistemi üzerinden işlediği varsayılır. Dolayısıyla kadınların toplumsal rollerinin ve statülerinin neler olabileceği daha araştırmaya başlamadan tahmin edilmiş olur. Yani ikilikleri aşan kuir cinsiyetler ve geçişkenlikler birçok arkeoloğun zihninde kesinlikle bir olasılık olarak belirmez, bugünün toplumsal cinsiyet rolleri doğrudan geçmişe nakledilir. Kadının tarihsel rolünü erkekle olan karşıtlığı ve sadece cinsellik ve annelik üzerinden tarif eden bu yaklaşımda tüm taşlar yerine çok güzel oturuyor gibi gözüküyor, öyle değil mi? Peki ya toplumsal yapıyı oluşturan temel cinsiyet değil de
başka bir şeyse? Mesela ya toplumlar için en önemli şey kişinin yaşıysa? İşte o zaman taşlar sallanmaya başlıyor!
Doğurganlık mı? Olgunluk mu?
Meskell, özenli işlenmiş kadın figürinlerindeki asıl vurgunun cinsellik veya cinsiyette değil, yaşta olduğunu göstererek bu tartışmaya yepyeni bir çerçeve sundu. Ona göre bakmakta olduğumuz yüce kavram ‘olgunluk’, yani yaş almışlık. Sarkık memeler, sarkık karınlar, büyük kalçalar doğurganlığın değil, tam tersine menopozun, yani üreme yetisi bitmiş, yaş almış kadının göstergeleridir. Çatalhöyük toplumu için mühim olan şey cinsiyetiniz değil, yaşınızdır. Diğer bir deyişle, Çatalhöyük toplumunda statünüz öncelikle yaşınıza göre belirlenir. 40 veya 50 yaşın üzerindeki kadınların toplumsal statüsü diğer bireylerden ayrılır.
Toplumda bilge ve uzun yaşamış kadınlara verilen özel bir değer vardır. Bu değer salt biyolojik üreme yetisinden değil aynı zamanda görmüş geçirmiş olmaktan kaynaklanır. Meskell ve Nakamura 2008’de şöyle diyor:
Çatalhöyük’te IST alanında 252
nolu mekandaki küllü dolgu için-
den bulunmuş bu kadın figürini
ön yüzde memeleri ve karnı sar-
kık bir kadını, arka yüzde kürek
kemikleri, omurga, göğüs kafesi
ve leğen kemiklerini anatomik
detaylarla gösteriyor.
Figürinin üzerinde kırmızı renkte
boya korunmuş. Özenle yapıl-
mış bu nesne, ölüm ve yaşamın
birlikteliğini mi yoksa kadınların
yaşam ile ölüm arasındaki
geçişkenliğini mi gösteriyor?

“Dolgun karınlar ve kalçalar; uzun ömürlülüğün, iyi sağlığın, gıdaya erişimin, yerleşik yaşamın, bolluk içinde
yaşamanın ve paylaşabilme yetisinin işaretleri olabilir. Çok sayıda figürinin açıkça görülen yuvarlak hatları, bir yaşam tarzının bolluk ve refah içinde ürünler sunmadaki başarısını sergilemektedir.”
Yapılan çok sayıda çalışma Çatalhöyük’te kadın ve erkek bireyler arasında sağlık, kaynaklara erişim veya beslenme açısından bir fark bulamadı. Kadınlar ve erkekler benzer beslenmelere, vücut tiplerine ve kilolara sahip, benzer sağlık sorunları olan ve aynı derecede kaynaklara ve imkanlara erişimi olan bireyler olarak karşımıza çıkıyor. Yaşlılık, yaş almışlık, yani Neolitik bir toplumda 50 yaşına varmış olmak, beraberinde sadece eklem aşınması, diş çürükleri ve daha az mobiliteyi getirmiyor, aynı zamanda yükseltilmiş bir statüyü garantiliyor. Benzer bir argümanı Hodder ve Pels de 2010 tarihli makalelerinde şöyle vurguluyor:
“Yaşlılar, ilgili sosyoekonomik becerilerin (hayvancılık, sosyal iletişim, üretim ve cinsellik) aktarımını denetleyip güvence altına alıyordu; içlerinden bazıları bu konuda diğerlerinden daha becerikli ya da tanınır durumdaydı ve diğer hanelerden çok daha fazla insan tarafından aranıp danışılıyordu bunun sonucunda da daha fazla otorite ve güç elde ediyorlardı… Belirli yaşlılar güç ve otorite kazanıp fiziksel dayanıklılıklarını kaybettikçe hem pratik anlamda hem de orada saklanan malların, becerilerin, kapasitelerin ve kimliklerin koruyucuları haline gelme anlamında giderek eve daha bağımlı/bağlı hale gelmiş olabilirler.”
Çatalhöyük’te anayerlilik, anaerkillik ve kadın-merkezcilik
Çatalhöyük kadınlarının toplumsal statüsüne dair ilginç ve dikkat çekici bir diğer bulgu 2025 yılında Antik DNA alanından geldi. Eren Yüncü ve meslektaşlarının Science dergisinde yayımlanan makalesinde Çatalhöyük toplumunda sosyal rollerin anayerlilik kurumu ve kadın-merkezcilik üzerinden tesis edilmiş olduğu ileri sürülüyor. Anayerlilik (Matrilokalite), evlenen çiftin kadının ailesinin veya akrabalarının yanında yaşaması esasına dayanan bir sosyal düzendir. Yapılan araştırma, 35 farklı evde gömülü olan 131 bireyin DNA dizilimini akrabalık ilişkileri yönünden inceledi. Ayrıca arkeolojik ve arkeometrik yöntemlerle nüfusun beslenme tarzları ve mezarlar içindeki buluntular değerlendirildi. Ortaya çıkan sonuç, Çatalhöyük’de kız çocuklarının %70 ila %100 oranında yaşadıkları evle bağlantılı kalmaya devam ettiğini, buna karşılık yetişkin erkeklerin ise evden uzaklaşmış olabileceğine işaret ediyor. Ayrıca, kız bebek ve çocuk gömülerinde daha ayrıksı, özel işlemler yapıldığı, kızlara ait mezarlarda, erkeklere kıyasla beş kat daha fazla mezar eşyası sunulduğu ortaya çıkmış.
Özellikle Çatalhöyük’ün erken tabakalarında (yani GÖ 9100-8600) geniş aileler etrafında örgütlenen bir sosyal yapı olabileceği vurgulanıyor. Bu erken aşamada anayerlilik daha fazla ön planda. Diğer yandan, Çatalhöyük’ün 1000 yıllık uzun yerleşim tarihinde sosyal yapının değişimine dair işaretler de var. Geç tabakalarda birbiriyle akrabalık ilişkisi olmayan bebekler ve anneler aynı eve gömülmüş. Bu da belki çocukların toplum içinde evlat edinilmesi pratiğini veya kimi çocukların bakımının biyolojik anneleri
tarafından yürütülmediğini gösterebilir. Makalenin ana argümanı ise Çatalhöyük yerleşim tarihi boyunca kadın özneler üzerinden kurulan bir toplumsal yapının varlığı.
Çatalhöyük’te yaş almış kadınların ölümlerinden sonra bedenleri de özel muamele görüyordu. Kafataslarının gövdeden ayrılarak kille yeniden modellenmesi, kırmızı aşı boyasıyla boyanması ve sekilerin altında saklanması, onların ölümden sonra yaşamlarına belki de bir ruh olarak devam ettiğini gösterir. Yaşlı kadınlar, evin yaşayan ‘anne bacıları’ olarak mekânın hafızasını korumaya devam ederdi. Yani evin altında yatan yaşlı kadın, o evde yaşayan genç kuşaklar için geçmişle bugünü birbirine bağlayan canlı bir varlıktı. Gençler, tabanın altındaki ninelerinin kemiklerinin üzerinde uyur, onların öğüttüğü taşların üzerinde yemek
hazırlar ve onların sıvadığı duvarların arasında yaşarlardı.

Çatalhöyük’te yaşlı bir kadın birey kırmızı boyalı kireçle modellenmiş bir kafatasına sarılır durumda bulundu. 42 nolu yapının Kuzeydoğu platformunun altında bulunan bu mezarın sahibi yaşlı kadın birey özel biri mi?
Çatalhöyük anneanneleri
Belki de son zamanlarda popüler olan, benim de üzerinde düşünmekten keyif aldığım ‘anneanne hipotezi’ Çatalhöyük toplumunda geçerliydi. Bilindiği gibi, bazı toplumlar genç bireylerinin hayatta kalmaları ve ömürlerinin sağlıklı geçmesi için anneannelere özel bir statü tanır. Bu anneanneler toplumu idare eder, önemli kararları verir, hakemlik yapar, şifalı otları, ritüelleri ve şarkıları bilir. Hammadde kaynaklarının veya avlakların yerlerini, etkin av yöntemlerini genç annelere ve torunlara aktarır. Bir göç sırasında topluma liderlik eder, onları korur ve genç bireylerin yaşama bir adım önde başlamalarını sağlar. Bu sorumluluk-
lar anneanneye özel yetkiler ve statüler getirir. Orkalar, Asya filleri, Hadza toplayıcı-avcıları anaerkil yapıya sahip toplumlardan bazıları; ancak anneanne hipotezi bizim gibi ataerkil toplumlarda bile işlerlik gösterir. Yaş almış kadının genç bireyleri eğitme, bakım emeğine yardımcı olma, aile içi kararlar alma ve hakemlik statüsü ataerkil toplumda bile oldukça önemlidir.

Sözünü ettiğim çalışmaların tümü, ta Gimbutas’tan bu yana süren anaerkillik tartışmaları açısından baktığımızda enteresan bir açılım sunuyor. Çatalhö-
yük’te gerçekten anaerkil bir topluma bakıyor olabiliriz. Kanıtlar daha önce hiç olmadığı kadar bu yöne işaret ediyor. Çatalhöyük’ün yaş almış kadınları 21’inci yüzyıl bilimi ve düşüncesi sayesinde bugüne seslenmeye başladılar. Son olarak şununla bitireyim: Görünen o ki, Çatalhöyük’te anaerkillik erkeklerin çok da aleyhine işlememiş. Her iki cinsin toplumsal ve ekonomik kaynaklara olan erişimindeki eşitlik bunu gösteriyor. Kim bilir adil bir anaerkillikten bahsediyor olabiliriz! Tarihin yıldızının parladığı bir an diyelim…
Annem ve teyzem: Çok özel olduğu şüphe götürmez iki kadın, iki anneanne
