Prof. Dr.Dinçer Savaş Lenger
AkdenizÜniversitesi,
Edebiyat Fakültesi,Tarih Bölümü
Antinoos’un ölümünden sonra imparatorun ve tebaasının yaptıkları sayesinde bazı ipuçlarına sahip olsak da döneme ait az sayıda kaynak günümüze ulaşır. Mevcut kaynaklar da doğal olarak Hadrianus’un karakterine, kişiliğine ve icraatlarına odaklanır. Hadrianus ile Antinoos arasındaki ilişki, sonraları konuya eğilen Hıristiyan tarih yazıcıları tarafından, dönemin koyu ahlakçı ve Pagan karşıtı bakış açısıyla ‘sapkın’, ‘çarpık’ ve ‘doğaya aykırı’ olarak değerlendirilir. Modern çağda bile bazı tarihçiler bu aşka hiç değinmez, sanki hiç yaşanmamış gibi görmezden gelir.

Roma döneminde ‘Beş İyi İmparator’ dönemi Nerva, Traianus, Hadrianus, Antoninus Pius ve Marcus Aurelius’un iktidarlarını kapsar. Döneminin üçüncü halkası olan Hadrianus boylu poslu, şık giyinen, güzel bukleli saçları olan hoş bir erkekti. Kendisine has bir çekiciliğinin yanısıra hem Latince hem de Yunanca şiir yazan, edebi eserler kaleme alan bir entelektüeldi. Dahilere mahsus bir hafızası olduğu söylenirdi. Çok okurdu ve okuduklarını aklında tutabilmesiyle ünlüydü. Aritmetik, geometri, mimari gibi alanlara özel ilgi duyardı. Sanatla, özellikle de resim, heykel ve müzikle yakından ilgiliydi.
Hadrianus, antik kaynaklarda her duruma uygun tavır alabilen biri olarak karşımıza çıkar. Bazen ağırbaşlı, bazen taşkın, yerine göre cömert ya da cimri, merhametli ama bazen zalim; kararlı, kimi zaman ise değişken yapısı ile tanrısal bir hükümdar olmasına rağmen sıradan bir vatandaş gibi hem erdemli hem de kusurlu bir karakter sergiler.
Halkına karşı duyduğu sevgi her şeyin üstündeydi

Her ne kadar hayatı hakkında bize bilgi ulaştıran Cassius Dio ve Aelius Spartianus, onun katı ve zalim yönlerine, huzur kaçıran aşırı meraklılığına ve kendisinden daha bilgili olanlara duyduğu kıskançlıklara ısrarla vurgu yapsa da Hadrianus’un iktidarı barış, huzur ve refahla özdeşleşmişti. Agresif ve saldırgan değil, savaş karşıtıydı. Dahası, Traianus’un zapt ettiği tüm toprakları idare etmenin zor ve masraflı olacağının farkındaydı. Dolayısıyla bu bölgeleri eski sahiplerine geri verdi ve onlarla sıkı dostluklar kurmaya özen gösterdi. Uzattığı eli sıkanları kucakladı, sıkmayanlara tepki göstermedi. O, ideal sınırlar içerisinde komşularıyla huzurlu bir hayat sürmeyi ve tüm dünyada barış olmasını arzuluyordu.
Bireylerin ve eyaletlerin devlete olan tüm ödenmemiş borçlarını sildi. Hayırseverdi; kadınlara, çocuklara ve düşkünlere yardım ederdi. Fakir babasıydı, yoksullara para yardımında bulunurdu. Bağış yapmayı seviyordu; onun bu özelliğinden üst sınıf görevliler ve soylular da nasibini alırdı. Sık sık halka karışır, kamuya açık hamamlarda sıradan insanlarla birlikte yıkanır; hastalarla, azatlı kölelerle ve atlılarla görüşür, onları dinler ve moral verirdi. Halkına karşı duyduğu sevgi neredeyse her şeyin üstündeydi. Adildi, hep halkın yararını gözeten bir çizgide olmaya özen gösterdi. Ordusundan talebi, adaletten yana tavır takınmaları ve halkın gönlünü hoş tutmalarıydı. O, iyi niyeti, cömertliği ve hayırseverliğiyle Romalının kalbini kazanmıştı. Ancak bu tavrı sadece Romalılara yönelik değildi.
Roma’ya bağlı, Romalı olmayan coğrafyadaki tebaası da bundan nasibini aldı. Her şeyden önce imparatorluğuna dahil eyaletleri yakından tanımayı arzu ediyordu. Bu bölgelerle ilgili sayısız eser okudu ve ardından çıktığı seyahatler yoluyla farklı etnik kökenlerden oluşan tebaasının sorunlarıyla ilgilendi, problemlerini çözdü ve sırtlarındaki yükü azaltmaya çalıştı.
Çıktığı üç uzun seyahati boyunca Britanya’dan Mısır’a, İspanya’dan Suriye’ye, Batı Avrupa’dan Kuzey Afrika’ya pek çok bölgenin sayısız kentini ziyaret etti.
Kimini kalkındırdı, kimini onurlandırdı, kimine ise yol gösterdi. Hellen dostu olmasından dolayı özellikle Kara Yunanistanı’na ve Küçük Asya’ya olan ilgisi, bu coğrafyalarda yaşayan Hellenler ve Hellenize olmuş halklar arasında memnuniyetle karşılanmıştı. İşte bu yüzden Hadrianus sıklıkla Olymposlu, dünyanın kralı, denizin ve karanın hakimi, hayırsever, Hellen dostu, kurtarıcı ve kent kurucu gibi unvanlarla anılır. Hükümdarın hayatını değiştirecek olay da yine seyahatlerinden birinde, MS 123 yılında Bithynia bölgesinde gerçekleşti.

Bithynia’nın Claudiopolis kentinden genç soylu Antinoos ile tanışmasıyla birlikte adlarının ölümsüz aşklar listesine yazılmasına sebebiyet verecek olan süreç başladı. İmparatorun gözdesi Antinoos, 123 yılında tanıştıkları günden 130 yılına dek onunla birlikte oldu. İlişkileri ve yaşadıkları hakkında bildiklerimiz sınırlıdır; ancak Antinoos’un, imparatorun en sevdiği aktivitelerden biri olan av partilerine katıldığını biliyoruz.
Antinoos beklenmedik bir şekilde Nil’e düşer
130 yılında ikili, Judea üzerinden Mısır’a geçer. İskenderiye’de geçen günlerin ardından ekim ayı ortasında Nil Vadisi boyunca güneye inerek Hermopolis kentine varırlar. 22 Ekim’de Nil kıyısındaki geleneksel kutlamalara katılıp, hemen ardından 24 Ekim’de, Nil Nehri’nde boğularak öldüğüne inanılan Mısır tanrısı Osiris adına düzenlenen merasimlere katılırlar.
Bu tören sırasında Antinoos beklenmedik bir şekilde Nil’e düşer ve boğularak hayatını kaybeder. Şaibeli ölümü hakkında pek çok iddia ortaya atılır: Bir suikaste kurban gittiği, Hadrianus’a ya da Hadrianus’un ona duyduğu aşk nedeniyle hayatına son verdiği ya da tanrılara bilinçli bir şekilde kurban edildiği düşünülür. Ama bu ani ölümün ardında, büyük olasılıkla umutsuz bir aşk hikayesi yatıyordu. O artık bir delikanlı değil, genç bir erkekti ve Hadrianus’la olan ilişkisini sürdüremeyecek kadar ‘yaşlı’ sayılıyordu. İçinde bulunduğu dünyada, artık pasif değil aktif bir rol üstlenmesi; evlenip çocuk sahibi olması ve zamanı geldiğindetıpkı Hadrianus gibigenç bir erkek sevgili edinmesi bekleniyordu.

Bitmesi gereken bir ilişkiydi ve bunu kabullenmek her ikisi için de zor olmalıydı. Mısırlıların ‘yaşayan Osiris’ olarak adlandırdığı Antinoos, tıpkı Osiris gibi kutsal Nil nehrinde boğularak bir anlamda onunla aynı dönüşümü geçirdi ve tanrısallığı resmiyete kavuştu. Nil’in sularından yeniden doğan Osiris’ti o artık!
Ölümünün ardından Hadrianus, Antinoos’un ruhundan oluşan bir yıldız gördüğünü iddia etti. Gökte; ona göz kırpacak, ona ait olduğunu düşündürecek ve her zaman onu özlemle gözleyecek bir yıldız…


Hadrianus, sevdiğini kaybetmenin acısıyla sarsılmış olmalı ki onun anısını yaşatmak için, Antinoos’un Nil kıyısında hayata gözlerini yumduğu yerin karşısında, Hermopolis’in tam karşısına Antinoopolis adında yeni bir kent kurar. Bu yerleşimin kalbine, Antinoos adına bir tapınak ve mezar yapısı inşa edilir. Kentin her bir mahallesine kendi ailesinden bireylerin adını verir ve bu isimlerin arasına Antinoos’unki de dahildir: Nervanios, Traianios, Aielius, Hadrianeios, Paulinius, Maditios, Sabinios, Sebasteios Oseirantinoeios, Athenaieus. Mısır’dan ayrılıp Yunanistan’a geçtiğinde ise Peloponnesos yarımadasındaki Mantineia kentinde, Antinoos’a adanmış bir tapınak inşa ettirir.

Hadrianus’un en değerlisini kaybetmesi, Doğu Akdeniz’deki bazı kentler için imparatora jest yapma, acısını paylaşma ya da en azından gözüne girip bazı ayrıcalıklar elde etme fırsatına dönüşür. Antinoos’un ölümünden çok kısa bir süre sonra başta Thessaloniki olmak üzere pek çok kent, yeni kurulan Antinoos kültüne ev sahipliği yapabilmek ve onun adına festivaller düzenleyebilmek için imparatorluktan izin almak üzere adeta sıraya girer.
Kısa zamanda tüm dünyada, tanrılaştırılmış Antinoos adına mabetler, anıtlar inşa edilir. Sayısız kamusal ve kutsal alanda heykeli dikilir; büstleri, elit soyluların, zenginlerin ve üst düzey yöneticilerin evlerinde kendisine yer bulur.
Dahası, Hellen kentleri, imparatorun değerlisi hatırasına sikke bastırarak onu kimi zaman bir kahraman kimi zaman da bir tanrı olarak gördüğünü ilan eder. Mısır, İskenderiye’de basılan sikkelerin ön yüzünde genç Antinoos’un büstü yer alır. ANTINOOV HPWOC ibaresi, onun tanrısal bir kahraman olduğunu gösterir. Arka yüzde ise Antinoos, Tanrı Hermes ile özdeşleştirilmiş bir şekilde, elinde onun sembolü olan Kerykeion’la birlikte at üstünde tasvir edilmiştir. Her kent farklı bir tanrıyla özdeşleştirir onu. Ardı sıra pek çok kentin, ağırlıklı Anadolu kentlerinin Antinoos adına sikke basmak için izin aldığı ve bu tipte yeni seriler tedavüle sürdüğünü görebiliriz.

Yunanistan’daki Korinth kentinden Sinop’a, Tarsus’tan Smyrna’ya (İzmir), Khalkedon’dan (Kadıköy) Ankyra’ya (Ankara), 30’a yakın kentin darplarında Antinoos, kimi zaman tanrıların dünyasında bir kahraman, kimi zamansa Hermes ve Dionysos’la eş bir tanrı olarak sikkelerde kendisine yer bulur.
Hadrianus, Mısır’dan ayrıldıktan sonra bile sevdiğinin anısını yaşatmak ve onu yakınında hissetmek ister. Tivoli’deki muhteşem villasına ulaşan ana yol boyunca inşa ettirdiği büyük, yarım daire şeklindeki eksedra; onun önünde yer alan, etrafı palmiyelerle çevrili karşılıklı iki küçük tapınak ve bu tapınakların arasında Antinoos-Osiris’e adanmış göğe yükselen bir obelisk (dikili taş) yer alır. Üzerinde “Burada bulunan tanrı, Roma’nın hükümdarı ve Refahın Efendisine ait olan bu mekanda uyumaktadır” yazar. Tüm bu yapılar, Hadrianus’un yaşadığı derin sevginin ve çaresiz acısının dışa vurumu gibidir.

Hiç kimse sevgisini Hadrianus kadar onurlandırmadı
Hadrianus, Roma’ya dönüşü sonrası 134’ten itibaren Tivoli’deki villasını Antinoos’un en az 10 heykeli ve resimleriyle süsler. Antinoos her yerdedir ve o villada ağırlanmış herkes; elçiler, senatörler, soylular, valiler, filozoflar, edebiyatçılar, şairler ve komutanlar hiç kuşkusuz onun tasvirlerini görmüş olmalıdır. Hatta villadaki mevcut odalardan birini onun adına küçük bir kutsal alana dönüştürür. Antinoos, Roma dünyasında Sylvanus ve Autumnus gibi doğa tanrılarıyla özdeşleştirilir; özellikle Hellen ve Greko-Roma dünyasında Osiris’in karşılığı olarak görülür ve çoğu zaman Bacchus/Dionysos kimliğiyle anılır. Bu dönüşüm, onun yalnızca bir sevgili değil, tanrısal bir figür olarak da yüceltildiğini gösterir. Günümüze ulaşan yüzü aşkın portresiyle Antinoos, Roma İmparatorluğu’nda Augustus ve Hadrianus’tan sonra en çok büstü yapılan figürlerden biri haline gelir. Bu durum, Romalı tarihçi Cassius Dio’nun “Antinoos’un resimleri tüm dünyada bulunabilirdi”, sözünü doğrular niteliktedir.

Antinoos’un ölümünden sonra imparatorun ve tebaasının yaptıkları sayesinde bazı ipuçlarına sahip olsak da döneme ait az sayıda kaynak günümüze ulaşır. Mevcut kaynaklar da doğal olarak Hadrianus’un karakterine, kişiliğine ve icraatlarına odaklanır. Hadrianus ile Antinoos arasındaki ilişki, sonraları konuya eğilen Hıristiyan tarih yazıcıları tarafından, dönemin koyu ahlakçı ve Pagan karşıtı bakış açısıyla ‘sapkın’, ‘çarpık’ ve ‘doğaya aykırı’ olarak değerlendirilir. Modern çağda bile bazı tarihçiler bu aşka hiç değinmez, sanki hiç yaşanmamış gibi görmezden gelir. Kimileri ise aşklarını kabul etmeyip, homofobik bir bakış açısıyla bunu çürütmeye çalışır. Bir ‘proje’ olarak nitelendirilir, İmparatorluğun yerel elitlerle bağını güçlendirmek için kurgulandığı öne sürülür. Hatta Antinoos’un, Hellence konuşan Doğu Akdeniz halklarının dikkatini Roma’ya çekmek amacıyla yaratılmış bir figür olduğu bile iddia edilir.
Hadrianus’u diğer Roma imparatorlarından farklı kılan bir diğer husus, adının sonsuza dek genç, yakışıklı, alımlı bir Bithynialı soyluyla anılıyor oluşudur. Aralarındaki ilişkiyi aşk olarak tanımlamak, ikilinin hem özel hem de kamusal alanda yaşadıklarından çok daha öte bir anlam taşır. Ölümsüz aşklar arasında sayılmasını sağlayan ise, Antinoos’un ölümünden sonra Hadrianus’un kaybettiği sevgilisinin anısını yaşatmak uğruna yaptıklarıdır. O zamana dek, ister hayatta olsun, isterse bu dünyadan göçmüş olsun, hiç kimse sevgilisini Hadrianus kadar onurlandırmamıştır.
