Bal, Eski Mezopotamya dünyasında yalnızca bir besin değil; ekonomik, dini ve sembolik değeri olan çok yönlü bir maddeydi. Tapınak mutfaklarından şenlik sofralarına, bira üretiminden kraliyet ritüellerine kadar geniş bir kullanım alanına sahipti.
Marie Young Friedrich-Schiller-
Universität Jena; Almanya

Himalaya’daki bir kayalıkta ‘çılgın bal’ üreten dev bal arıları kolonisi.
Şeker kamışı ve şeker pancarından şeker üretilip tüketilmeye başlanmadan önce, insanlar yiyecek ve içeceklerini tatlandırmak için farklı yöntemler bulmak zorundaydı. Bal, o dönemlerin en değerli
malzemelerinden biriydi. Bal sadece doğal tatlandırıcı olmakla kalmaz, aynı zamanda gıdaların daha uzun süre saklanmasını sağlardı. Ayrıca içeceklerin alkol oranını artırmada işe yarardı.
Bal, Mezopotamya yazılı belgelerinde çok erken dönemlerde geçer: Nitekim MÖ 3’üncü bin yılda bal tanrılara sunulan gıdalar arasındaydı. Ayrıca MÖ 2’nci bin yıla ait yazılı belgelerden öğrendiğimiz kadarıyla bal Suriye ve Kapadokya gibi bölgelerin dağlık yörelerinden gelmekteydi. Bal, şarap gibi başka bir değerli içecekle birlikte büyük testilerde taşınırdı. Bu gıdalar yalnızca hükümdarların ve tanrıların sofralarında yer alırdı.
Arıcılık en geç MÖ 2’nci bin yılda Hitit İmparatorluğu döneminde önemli bir ekonomik faaliyet haline gelmişti. O dönemde bal ve arının ne kadar kıymetli olduğunu gösteren bir Hitit yasası şöyledir:
“Birisi iki arı kovanı veya üç arı kovanı çalarsa, o kişi eskiden arılar tarafından sokulmuş biridir. Ve şimdi 6 şekel gümüş vermelidir. Birisi bir arı kovanı çalarsa ve içinde arı yoksa, 3 şekel gümüş vermelidir.” Hitit kanunları, 92 B maddesi, tercüme: TUAT
MÖ 1’inci yüzyıldan kalma kaynaklardan öğrendiğimiz kadarıyla çeşitli bal çeşitleri
mevcuttu: dağ balı, koyu bal, beyaz bal ve doğal saf bal. MÖ 4’üncü yüzyıldan itibaren
bal (veya hurma balı) tanrılara sunulan vazgeçilmez bir besindi. Aynı zamanda bira ve
hamur işlerinde kullanılırdı.
Tanrıçaya tapınağında bal ziyafeti!
Mezopotamya’da bugünkü Güney Irak’ta bulunan eski Uruk kentinde Tanrıça İştar’a adanan bir tapınak bulunuyordu. Söz konusu Eanna tapınağı Aşk ve Savaş Tanrıçası İştar’a adanmış, MÖ 4’üncü bin yıldan beri varlığını sürdüren kutsal bir yapıydı. Tapınağa ait olan ve MÖ 4 ile 5’inci yüzyıllara tarihlenen bir arşiv, kısmen arkeolojik kazılar, kısmen de kaçak define kazıları yoluyla gün yüzüne çıkarılmıştır. Günümüzden yaklaşık 2500–2400 yıl öncesine tarihlenen arşiv toplam da 8 bin yazılı tabletten oluşur. Bunlar çoğunlukla idari, adli ve dini konuları ele alan yazıtlardır. Bu çivi yazılı tabletler sayesinde tapınaktaki rahiplerin, tanrıçaya sunulan adakların hazırlığını ve yönetimini nasıl yürüttüklerini öğreniyoruz: Tanrıçaya sunulan yemekler, sabah ve akşam ikişer öğün olmak üzere günde toplam dört öğünden oluşuyordu. Bu bilgileri içeren ve geçmişte tapınak arşivinde muhafaza edilen tabletlerin çoğunluğu kadim Yeni-Babil kralları II. Nebukadnezar ve Nabonidus zamanında, MÖ 7’inci ve 6’ıncı yüzyılda yazılmıştı.
Arşivde bal ve balmumu hakkında bilgiler içeren tabletler de yer alıyordu. Bu kayıtlardan, balın düzenli olarak gerçekleştirilen bir etkinlik kapsamında yiyeceklerin hazırlanmasında sıkça kullanıldığını anlıyoruz. Bu kutlamanın Akkadça adı eššēšu (eşşeşu) idi. Eššēšu şenliği hakkında maalesef detaylı bilgilere sahip değiliz. Ancak şenliğin bir ay boyunca günlerce süren kutlamalar şeklinde gerçekleştirildiğini ve bu geleneğin kökeninin kesin olarak MÖ 3’üncü binyılın sonlarına kadar uzandığını söyleyebiliyoruz.
Bal sadece tanrılara değil aynı zamanda ölülere de sunulurdu. Yeni Babil kralı Nabonidus, bir yazıtta belirttiği kadarıyla ölen annesine düzenli şekilde bal sunardı: “(Fakat) ben aralıksız (en) güzel kıyafetlerimde
envai besili sığırlar, koçlar, ekmek, bira, yağ, bal ve bostan meyvelerini adak olarak sundum ve bolca tatlı sıvıları ilelebet şart koştum.”

Eanna Tapınağı’nda Iştar’a sunulan öğünün
resmi, ChatGPT ile oluşturuldu.
Bal, pasta yapımında da önemli bir malzemeydi
Alfabe kullanan bir toplum olarak kelimeleri ses değerlerine göre yazmaya alışkınız. Oysa çivi yazısında, bir ifade yalnızca seslendirilerek değil, onu temsil eden bir sembol aracılığıyla da yazmak mümkündü. Eanna Tapınağı’nın katipleri bal ve hurma pekmezini yazarken aynı işareti kullanıyordu. Bu nedenle fırıncıların ve bira üreticilerinin bal mı yoksa hurma pekmezini mi kullandıklarını anlamak oldukça zordur.

LAL3 işareti, akadca dišpu (dişpu) diye okunur ve bal, hurma pekmezi anlamına gelir; kaynak: MesZL.
Bal ve hurma pekmezi belirli bir bira çeşidi üretiminde oldukça tercih edilen bir malzemeydi. Eanna tapınağının bira mayacıları, nāšu (=naşu) isimli bir bira çeşidi üretiminde biranın bozulmadan depolanması yanı sıra alkol oranını yükseltmek için bal ve hurma pekmezi kullanırlardı. Bu bira değerli altın veya gümüş kaplarda muhafaza edilirdi.
Bal, pasta yapımında da önemli bir malzemeydi. Tapınak arşivinden gün yüzüne çıkan tabletler, unlu mamullerin önce tanrılar tarafından ‘yenildiğini’, ardından rahiplere ve ailelerine dağıtıldığını anlatır.
Bal ve hurma pekmezinin geçtiği tabletlerin içeriği çoğu zaman eššēšu şenliği kapsamında kek pişirilmesine ilişkindi. Bu kekler metinlerde muttāqu, qullupu ve mersu adlarıyla anılır. Keklerin malzemeleri un, susam, yağ veya tereyağı, bal ve bazen hurma olarak belirtilmişti. Ayrıca bir belge de Sippar isimli başka bir kentte muttāqu isimli keki pişirmekle görevli olan bir rahibin varlığından söz
edilir.
Aşağıdaki MÖ 569 yılında kaleme alınmış bir diğer tablette ürün miktarı balın stoklanmadığına ve sadece belirli bir tarifle kullanıldığı belirtilmektedir.

Söz konusu tablet YOS 24, 277.

‘Baharat ekmeği’ (pain d’épices), Lilie Bakery.
“Altıncı ayda [kişi] dört gün süren şenlik için uttāqu
kekini hazırlamak üzere 4 aklu (yaklaşık 0,4 litre) bal almıştır. İki gün süren şenlik için [bir diğer kişi] qullupu-keki hazırlamak üzere 6 aklu (0,6 l) bal almıştır.”
Bu miktarları günümüzde tüketilen ballı bir kekle karşılaştıralım. Fransa’da ana malzemesi bal olan ‘baharat ekmeği’ni’ (pain d’épices) hazırlamak için 0,14 litre bal gerekmektedir. Üstteki örnek 0,4 litre baldan bahseder. Bu miktar günümüzde yaklaşık üç tane ‘baharat ekmeği’ hazırlamak için yeterlidir.
Eanna Tapınağı’na uzak mesafeden gelen bal
Eanna tapınağının bal ihtiyacını nasıl karşıladığını kesin olarak bilmiyoruz. Bildiğimiz kadarıyla tapınak arıcıları çalıştırmıyordu.
Balın tapınağa Lübnan veya Kapadokya taraflarından ithal edildiği tahmin ediliyor. Dönem itibariyle lüks sayılabilecek söz konusu mallar Mezopotamya’ya tüccarlar aracılığıyla getiriliyordu. Yazılı belgeler bu ürünlerin menşeinin Fırat’ın batısı olduğunu vurgular.
“Fırat’ın batısından toplanan ve Babil’e taşınan ürünler arasından Eanna Tapınağına hakiki şarap, hakiki bal, bakır, demir, kalay, […] ve daha nicesi taşındı. ” YOS 7, 63; MÖ 531

Söz konusu tablet YOS 7, 63.
Ritüellerde kullanılan bal
Eski Yakın Doğu’da mimari yapılar kerpiçten inşa edilirdi. Bu inşaat malzemesi düzenli olarak yenilenmeliydi. Zira toprağın yoğun tuz oranı nedeniyle duvarlar zamanla dışa doğru eğiliyor ve yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyordu. Fakat bu tarz tadilatlar Babil hükümdarları için çelişkili bir durum yaratıyordu. Şöyle ki; Babil kralları bir yandan güzellik ve ihtişam bakımından atalarıyla yarışmak zorundaydılar, diğer yandan geleneğe bağlı kalmak için tapınakların yapısını değiştirmemeleri
gerekiyordu.
Eski yapı temellerine kadar tamamen kaldırıldıktan sonra yeni yapının inşasına başlanabiliyordu. Prosedüre bağlı olarak bazı ritüelleri yerine getirmek hükümdarın önemli görevleri arasındaydı. İlk kerpici şekillendiriyor ve kerpiç harcına bira, şarap, yağ ve bal katıyordu. Bu işlem yapıyı insan temasından arındırıyor ve aynı zamanda yapının tanrılar karşısındaki saflığını güvence altına alıyordu.
Örneğin Kral Nabonidus bir yazıtta Harran’da bulunan Ay Tanrısı Tapınağı’nda gerçekleştirdiği inşaat ile alakalı ritüellerden şöyle bahseder: “Bira (ve şarap), yağ (ve) bal ile (bina’nın) sıvasını sürdüm ve (bunları) inşaat çukurunun yamaçlarını kutsal bir biçimde takdis ettim !”
Benzer ritüellerle MÖ 2’nci binyılın ortalarında da karşılaşmaktayız. Kısmen günümüzde gerçekleşen temel atma törenlerini anımsatan ritüelde koyun kurban edilirdi. Kurban kanı bal, süt, şarap, bira ve yağ ile birlikte yapının temeline akıtılırdı. Kurban ve adaklar olasılıkla öbür dünyada var olan tanrılara sunulurdu. Özetle bal sihirli bir malzemeydi ve temel atma törenlerinde kullanılırdı.
Eanna Tapınagı’nda bal mumu

Ahşap yazı tahtası, MÖ 8’inci yüzyıl.
Kil tabletlerin yanı sıra Mezopotamya’da bazı dönemlerde ve bölgelerde ahşap yazı tahtaları da kullanılırdı. Bu tahtalar balmumuyla kaplanır, stilusla kazınır, üzerindeki yazılar istenildiğinde silinip yeniden yazılabilirdi. Ahşap yazı tahtaları, kil tabletlere göre daha hafif olur ve kolaylıkla taşınabilirdi.
Tapınak yönetiminde de ahşap yazı tahtalarının çokça kullanıldığını biliyoruz. Bunlar, konu başlıklarına göre kamış sandıklarda muhafaza edilirdi. Konu başlıkları ise ‘koyun ve keçi için ahşap tahta’ veya ‘gümüş için ahşap tahta’ gibi kategorilerden oluşuyordu. Ahşap tahtalar çivi yazısının yanı sıra alfabeyle yazılan Aramice metinler için de kullanılırdı. Ahşap tahtaların üzerine sürülen balmumunun nereden geldiğini bilemiyoruz. Ancak ahşap tahtaların marangozlar veya kalıp yardımıyla demirciler tarafından üretildiğini biliyoruz. Tahtanın üzerine sürülen balmumu, altın rengi elde etmek için toprak boyası ile karıştırılırdı.
Sonuç olarak bal, Eski Mezopotamya dünyasında yalnızca bir besin değil; ekonomik, dini ve sembolik değeri olan çok yönlü bir maddeydi. Tapınak mutfaklarından şenlik sofralarına, bira üretiminden kraliyet ritüellerine kadar geniş bir kullanım alanına sahipti. Tanrılara ve ölülere sunulan adaklarda yer alması, yapı temellerine katılarak kutsama işlevi görmesi bala yüklenen anlamın ne kadar derin olduğunu gösterir.
Çeviri: Emel Demirdizen
