Naci Görür‘gerçeği’ söylüyor…

Aslı Güneş

“Deprem Türkiye’nin kaderi.” Naci Görür’ün “Türkiye’de Deprem-Az Gittik Uz Gittik” adlı kitabına yazdığı önsözün ilk cümlesi bu. Ve herhalde, Yunan mitolojisinin lanetli Kassandra’sı gibi, doğruları söyleyip kimseyi inandıramamak da bilim insanlarının, özellikle de yerbilimcilerin kaderi. Her depremde reytingleri ve tıklanma oranlarını
yükseltecek kehanetlerin peşindeki medya;
Kızılay çadırlarının önünde “işimizin başındayız” fotoğrafları veren politikacılar; “Bu yıl deprem olur mu” endişesindeki yığınlar, yıkıntıların tozu dumanı ortadan kalkınca şehri saran çekiç ve vinç seslerinden bir şey duymaz oluyorlar. Rezidansların, gökdelenlerin, çılgın projelerin sarhoşluğu sarıyor
her yanı. “Unutursak kalbimiz kurusun” denilen ne varsa unutuluyor. Bir sonraki trend topic depreme kadar, her şey bildik görüntüsüne kavuşuyor.

Ölüler, yok edilen mekânlar, doğa, canlılar… Hemen her şey baş döndürücü bir hızın hatırlamamıza izin verdiği o çok kısacık anda görünüp yok oluyorlar.

Türkiye’nin en önemli, en saygın bilim insanlarından biri olan Naci Görür, işte böyle bir kakofoni içerisinde her gün her saat, bıkmadan usanmadan “gerçeği söylüyor.” Ne mi gerçek? Hayır, tabii medyanın ve kitlelerin o çok sevdiği “nokta atışları” değil. Gerçek, depremle yaşamayı öğrenmesi gereken bir toplumun buna hazır olmadığı… Naci Görür’ün kitapta çizdiği tablo, neden hazır olunamadığını da bütün açıklığıyla gösteriyor:

“Geçen asırdan bu yana gerçekleşen onlarca depremde, binlerce insanımız ölürken, sayısız genel ve yerel seçim gerçekleşti. Ben son zamanlarda cılız bir sesin dışında siyasi partilerin bu konuda bir şey söylediklerini, seçim bildirgelerine depremi önemli bir sorun olarak koyduklarını duymadım, görmedim. Seçim meydanlarında pek çok gereksiz konuda tartışmalar ve atışmalar sürdürülürken ülke çapında deprem kuşaklarımızda insan hayatının nasıl korunacağına dair herhangi bir gündem oluşmadı ve
maalesef o meydanları dolduran ahalinin de böyle bir talebi olmadı.”

Depremle mücadeleyi Kızılay çadırı sananlar için…

Naci Görür kitabında depremle ilgili teknik bilgiler, tarihte kaydedilmiş önemli depremlerden sonra, depreme hazırlık ve afet çalışmaları için bir bölüm ayırıyor ki, depremle mücadeleyi Kızılay çadırı kurmaktan ibaret gören bir devlet anlayışı için oldukça ufuk açıcı bir bölüm bu.

İstanbul’un depreme nasıl hazırlanacağı ise her Türkiye vatandaşına “zorunlu” olarak okutulacak nitelikte. Görür, depreme hazırlanmak için elbette ki “deprem çantası hazırlama” gibi yöntemler önermiyor. Gerçek bir bilim insanı titizliğiyle ve sorumluluğuyla, yerel yönetimlerden hükümetlere, STK’lardan yurttaşlara, toplumun her alanında gerçekleşecek bir dönüşümden -kentsel olanı değil- bir kent ve doğa bilincinden söz ediyor.

Kanal İstanbul’u tartıştığı bölüm ise, uzman olsun olmasın televizyon stüdyolarında bu çılgın proje hakkında fikir üretenlerin aksine,
partizanca bir tutumla değil, aklın ve vicdanın yol göstericiliğinde yazılmış. Görür bu bölümde, Kanal İstanbul’un deprem açısından doğuracağı riskleri bütün açıklığıyla, madde madde anlatıyor ki bu bile tek başına nasıl bir akıl tutulması içerisinde olduğumuzu gösteriyor. Bilimi ölümlüler için anlaşılır kılma çabası, beraberinde yozlaşma, medyatikleşme vb. tehlikeleri de getirir. Medyanın ve piyasanın tuzaklarından kurtulmak zordur. Ama bunu başaran insanlar da var. Medyada, sosyal medyada, her gün dilinin döndüğünce, sabırlı bir derviş edasıyla, bilgisini insanlarla gerçek
anlamda paylaşan bir Naci Görür var örneğin. Ve onun, Türkiye’de her evde ve her kurumda başucu kitabı olması gereken kitabı… Belki kaderimizi değiştirecek de budur…

Türkiye’de Deprem: Az Gittik Uz Gittik
Editör: Aslı Güneş
Doğan Kitap / 136 sf.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir