Eksik anlatılan hikaye
Meral Çiyan Şenerdi

ArkeoDuvar editörü Nuray Pehlivan,
““Tarihte Toplumsal Cinsiyet kitabının çevirmeni olarak dergimize bir yazı yazar mısınız?” diye sorduğunda, “Ama ben konunun uzmanı değilim, bu kitabın
sadece çevirmeniyim, hatta artık sade bir okuruyum” diye yanıtladım hiç düşünmeden.
Gelgelelim editörümüz pes etmedi;
duygularımı, kitabın öyküsünü de katarak;düşüncelerimi paylaşmaya teşvik etti.
Sonra, yıllar geçtikçe kitap yoluna devam
ediyor ve siz de onun yolculuğunun sade bir izleyicisi, sıradan bir okuru haline geliyorsunuz.
Kitapta neler bulacaksınız konusuna geçmeden önce öyküsünü anlatmak isterim.
Tabii ki öncelikle kitabı gerçekten “doğuran” kadın, kitabın yazarı Merry Weissner Hanks’in toplumsal cinsiyet konusuna geçiş öyküsünü dinlemek gerek. Giriş bölümünde şöyle özetliyor yazar: “Bu kitabın başlığı üniversitede tarih bölümünü seçtiğim sıralarda yani neredeyse kırk yıl önce, bana pek anlamlı gelmezdi. (…) Kadın hareketi bir yığın başka şeyi değiştirdiği gibi bunu da değiştirdi. –
Ben dahil kadın hakları savunucuları, tıpkı edebiyat, psikoloji, din, biyoloji ve diğer bilim dallarının çoğundaki gibi, geçmiş hakkında bize ne öğretildiğine baktık ve öykünün sadece yarısını duyduğumuzu fark ettik. Evrenselleşmiş gibi gösterilse de okuduğumuz veya duyduğumuz çalışmaların çoğu, ‘sanatçı erkek’, ‘avcı erkek ‘erkek ve çevresi’ gibi tanımlarla yalnızca eril deneyimini anlatıyordu.”
Bu farkındalık, Wisconsin-Milwaukee Üniversitesinin kıdemli, deneyimli, seçkin tarih
profesörü yazarımızı, Taş Devri’nden günümüze toplumların cinsiyete bakışını, bunun yaşamı nasıl şekillendirdiğini, ülkeden ülkeye, devirden devire nasıl farklılıklar gösterdiğini veya devirleri aşan sarsılmaz düşünce kalıplarının sürgitliğini engin tarih bilgi ve birikimiyle yaptığı araştırmalarını sentezleyerek öğrencileri ve okuyucularıyla paylaşmaya sevk ediyor.
İyi ki yazmış bu kitabı, iyi ki bana denk gelmiş çevirisini yapmak; bunu büyük bir şans olarak görüyorum. Önceki dört kitap çeviriminden sonra artık kadın çalışmaları üzerine bir kitap istediğimi söyleyip duruyordum editörüm Ali Berktay’a ve sonunda geldi. Heyecanla çalışmaya koyuldum ne var ki işin hiç de kolay olmadığını sayfaları çevirdikçe anlamaya başladım.
‘Ben 5 yaşımdan beri feministim’ Kadın hakları savunucusuyum demek yerine kendimi genellikle, “Ben 5 yaşından beri feministim” diye tanıtırım kısaca. İki ağabeyimin evde ayrıcalıklı konumda olmaları, onlara izin verilen her konuda benim isteklerimin “olmaz, kız kısmı bunları yapmaz, icat çıkarma…” denmesine hep itiraz edişimi, isyanımı anlatırım. Bu protest halim hiç geçmemiş olacak ki üniversite mezuniyet tezim, “Amerikan Edebiyatında Feminizm” üzerineydi. Sonrasında uzun bir süre örgütlü kadın mücadelesinde yer aldım.
Ancak benim “feministliğimin” bu kitabın yetkin bir çevirisini yapmaya yetmediği ortadaydı. Ara verip ek okumalar yaptım, yeni eğitimler aldım. Sonrasında kitabı yeni baştan çevirdim diyebilirim. Bitirip ilk gözden geçirmeye başlamıştım ki, bir akşam vakti pencerelerim patlama sesleriyle sarsıldı. Uzaklara bombaların düştüğünü görebiliyordum. Jetler büyük gürültüyle alçaktan uçuyordu, bombalar yakınlarda bir yerlere düşüyor gibiydi. 15 Temmuz 2016 akşamı… Hemen bilgisayarımı açtım, editörüme, “Ali Bey jetler uçuşuyor, etrafımıza bombalar atılıyor, her an başımıza birinden biri düşebilir. Bu kitaba çok emek verdim, ziyan olmasın, ham haliyle gönderiyorum, size emanet ediyorum, sağlıcakla…” diye yazıp e-posta ile gönderdim. Yanıt pazartesi günü geldi. Ali Berktay mealen şunu diyordu: “Siz gözden geçirmelerinize devam edin, bu yeni ortamda böyle bir kitap basılabilir mi emin değilim ama okumalarınızı tamamlayıp bir an önce gönderin.” Öyle yaptım ve sonra… Tam 3,5 yıl bekledim. Kitabın basılacağına dair umudumu kesmiştim ki Nisan 2020’de sürpriz bir şekilde çıkıverdi kargo paketinden; tam da pandeminin tam kapanma günlerinin karanlığında gerçekten “bir güneş gibi” doğdu içime. Bu kavuşmayı ömrüm oldukça hatırlayacağım.
Şimdi gelelim bu kitaptan ve bu süreçten öğrendiklerime:
Yazar konuyu 7 başlık altında anlatmış; Aile, Ekonomik Yaşam, Fikirler İdealler Normlar ve Yasalar, Din, Siyasi Yaşam, Eğitim ve Kültür, Cinsellik.
Kitabın en önemli özelliği bence yazarın her bölümün hemen arkasına hatta giriş ve sonsöz bölümlerinin bile sonunda verdiği “Ek Okuma Önerileri”. Bu öneriler kitap adlarının veya makale adlarının başlıklarının sıralandığı kuru bir liste değil. Bölüm içindeki başlıklar bazında kaynakları sıraladığı gibi, önerdiği her kitabın ağırlık
verdiği konuyu kapsül şeklinde özetliyor. Konuyu araştırmak isteyenlere ne büyük kolaylık! Daha evvel böyle detaylı bir kaynakça listesi ne okudum ne gördüm.
Yazarın bilimsel nesnelliğini dikkat çekici buldum. Zaten kendisi de sonsöz bölümünde nesnelliğin gerekliliğini ve dayanaklarını açıklamış. Sıradan bir bilimsel nesnellik değil bu; çalışılmış, özen gösterilmiş, ince elenip sık dokunmuş bir nesnellik var ki ilham verici.
Tarih konusunda gözümün önü bir nebze daha ışıdı; müzeleri gezmek artık daha anlamlı ve algımın az çok yükseldiğini görüyorum. Daha çok yol var tabii.
“Eski Mısır’da dokuma terimi elinde mekik tutan bir kadınla ifade edilir” diyor kitabın bir yerinde. Dokuma kadın işi olarak görülmüş ancak onu satan ve gelirini yöneten yine evin erkekleriymiş. Bu bana ninemin 70’li yıllara kadar ev tezgâhında sabahlara kadar Karadeniz kadınlarının giydiği bordolu siyahlı önlükleri dokuduğunu, dedemin cuma pazarına götürüp sattığı zamanları hatırlattı. İlkçağlardan bu yana pek bir şey değişmemiş demek ki! “Tarımı başlatanlar ve ilk bahçeciler kadınlar olabilir; bahçecilik ve tohumlara hakimiyet, saklanması ve yıldan yıla ekilmesi kadınlara belli hakimiyetler sağlamış olabilir…”
diyor yazar. Yine ninemin zamanına kadar böyle geldiğini çocukluğumdan biliyorum.
“Dinlerin hepsi cinsiyetçidir; yani kadın ve erkek olmak anlam farklılıkları yaratmış
ve sürdürmektedir” diyor ki bunu halen yaşayarak görüyoruz.
İnsanın iki ayağının üzerine kalkmasının da kadınların bebeklerini taşıma gereksinimden
doğmuş olabileceğini, dünyanın ilk aletinin belki de bebekleri taşımak için
kadınlar tarafından yapılmış bebek taşıma askısı olabileceğini, şimdi bize çok basit
görünen plastik emziklerin bebeklerin beslenmesinde bir devrim yarattığı gibi bilgiler
şaşırtıcıydı benim için.
Yazar kitabın sonsöz bölümüne şöyle başlıyor: “Giriş bölümünün sonunda, bu kitabın
sizi öfkelendirebileceği, bunaltabileceği ve savunmaya geçirebileceği konusunda
uyarmıştım. Bu uyarıyı yapmıştım çünkü böylesi tepkileri … öğrencilerimden
alıyorum… Kadınların tarihi, pek çok öğrencinin söylediği gibi, sizi sakinleştireceği
gibi çok da kızdırabilir…”
Ben bunların hepsini yaşadım gerçekten. Taş Devri’nden beri kadınların konumlarının
çok da değişmemiş olması, dinlerin kadınları ikincilleştirmesi, ataerkinin yer
yer kuvvetlenerek devamı, siyaset, eğitim başta olmak üzere hayatın birçok alanında
kadınların dışlanması gayretlerinin sürmesi, İstanbul Sözleşmesi’nden ‘çıkışımız’
iktidarın toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayıcı hiçbir adım atmadığı gibi bu
kavramı silme çabaları… Bunlar beni çok öfkelendirdi, biledi iyice. Öte yandan bu
kadar geniş çerçeveden tüm zamanlarda ve tüm dünyadaki durumları okudukça
biraz rahatladım; bu bize özgü değilmiş, küresel ve ezeli sorunları yaşıyoruz diye.
Eril siyasetin, eril dinin kadını dışlama çabalarına karşı kadın hareketinin daha etkin
ve sürekli mücadelesinin gerekliliğini bir kez daha gördüm.
Bu kitabı konuya ilgi duyan, araştırma yapan herkese tavsiye ediyorum, bir başvuru
ve başucu kitabı olarak. İyi okumalar.
Derginin bu özel sayısı için yazarımız da bir mesaj gönderdi okurlarımıza, onu aktararak
bitirelim:
“Sevgili Okuyucular,
Gender in History adlı kitabımın Tarihte Toplumsal Cinsiyet adıyla Türkçe’ye çevrilerek
yayınlanmasından ve geniş bir okuyucu yelpazesine ulaşmasından dolayı çok memnunum.
Çeviri sürecinde Meral Şenerdi ile çalışmak, karmaşık ve hatta yer yer zor kavramların
anlamlarını en iyi biçimde nasıl ifade edebileceğimiz üzerinde birlikte düşünmek
ilginç bir deneyimdi. Her zaman kitaplarımın sadece konunun uzmanları değil öğrenciler
ve sıradan okuyucular için de anlaşılabilir olmasını umut etmişimdir, eminim çevirmen
bunu başarmıştır.
Kadın hakları açısından vahim bir dönemden geçiyoruz ve dünyanın neresinde olursa
olsun otoriter yönetimler (ki bunlara kendi ülkemdekiler de dahil) toplumsal cinsiyet
ve cinsellik üzerine yapılan çalışmaları tehlikeli ve iktidarlarını devirmeye yönelik bir
tehdit olarak görüyor. Toplumsal cinsiyet çalışmalarımızı ve derslerimizi her zaman
aktivist tutumuyla sürdürdük ama bugün gelinen noktada bu daha da fazla aktivizme
dönüştü. Toplumsal cinsiyetin tarihini, hikayenin bize eksik anlatıldığı (elbette tüm tarih
yazımı eksiktir) bir yana, hikayenin kasten eksik anlatıldığı savıyla incelemek siyasi
bir eylemdir. Bu yüzden uydurulmuş bir geçmişe özlem duyma ve değişime düşmanlık
hislerine kapılmadan dışlanmışların yaşamlarını derinlemesine incelemeye devam
etmek zorundayız. Toplumsal cinsiyet üzerine çalışmak sizi öfkelendirebilir, moralinizi
bozabilir veya savunmaya geçirebilir ama bir yandan da harekete geçmek için teşvik de
edebilir. Çok uzun zaman önce Türkiye’de kısa bir süre bulunmuştum ve yine gelmeyi,
tarihte toplumsal cinsiyeti inceleyen, günümüzde ve gelecekte sosyal adalet ve kadın hakları üzerine çalışan birçok bilim insanı ve öğrenciyle
buluşmayı ümit ediyorum.
Merry Wiesner-Hanks.”

Tarihte Toplumsal Cinsiyet
Yazar: Merry E. Wiesner Hanks
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
