Tehlikeli yakınlaşma:
Mikroplarla ne yapacağız?
Gürol Koca

Mikroplarla çevrili bir dünyada yaşıyoruz ama hayatımız boyunca bu varlıkların farkına bile varmayız. Bunların çoğu insanlar için yararlıdır da.
Ancak hastalık yapan, başka insanların vücutlarına geçerek yüzlerce, binlerce, milyonlarcasının hastalanmasına, hatta ölmesine neden olanlar vardır. Ölümcül Yakınlıklar işte bu hastalık yapan mikroplarla yakın ilişkilerimizin tarihini anlatıyor. Kitapta, mikropların insanlığın doğuşundan beri çeşitli hastalıklara neden olduğunu, salgınların ise insanların hayatına tarımla birlikte girdiğini görüyoruz. Tarımla birlikte yerleşik hayat başlamış, insanlar insanlarla ve yetiştirdikleri hayvanlarla iç içe yaşar hale gelmişti. Hayvanlarla olan bu yakın ilişki, onlarda görülen mikropların mutasyona uğrayarak insanlara bulaşabilecek hale gelmesine neden olmuş, insana özgü hastalıklara bir de hayvan kökenli (zoonoz) hastalıklar eklenmişti. Kentlerin de ortaya çıkmasıyla birlikte salgın hastalıkların sayılarında ve çeşitlerinde de artış yaşandı.
Salgın denince belki de akla ilk gelen hastalık veba. İnsanların salgına karşı ilk önlemleri vebaya karşı aldığı anlaşılıyor. Karantina uygulaması ise ilk olarak İtalya’da gerçekleştiriliyor ve sonra diğer Avrupa ülkelerine yayılıyor. Ancak tecritle sınırlı olan bu önlemlerle kısa süreli iyileşmeler sağlanabiliyor. Kitapta 1665’te Londra’da patlak veren veba salgınıyla ilgili, bize hiç de yabancı gelmeyecek şöyle bir anekdota yer verilmiş: “Mikrop ara vermeden yayılırken zenginler daha sağlıklı ortamlara taşınarak yoksulları kaderleriyle baş başa bıraktılar; vebadan kurtulanlar açlıktan öldü. Şehirde bir süre anarşi hüküm sürdü; birçok kişi vebaya yakalanmış çaresiz kurbanları soymak ve hatta öldürmek amacıyla, bu amaçlarını gizleme gereği bile duymadan, hasta bakımı ve karantina altındaki evleri koruma işini üstleniyordu. Ölüler sokaklara atılıyor, ölüm arabaları onları alana kadar orada duruyor, sonra da alelacele ceset çukurlarına atılıyordu. Ortalık şarlatanla doluydu, ama birçok doktor, eczacı ve hemşire de vardı; bu kişiler ellerinden gelen
gayreti gösterdiler, çoğu mikroba yenik düşene kadar insanlara yardım etmeyi sürdürdü.”
Etkili korunma ve tedavi olanakları ancak 19. yüzyılın ortalarında başlıyor. Ama tıptaki bütün bu gelişmelere rağmen insanlık yirminci yüzyılda AIDS ve Ebola gibi yeni salgınlarla tanıştı. Bütün bunları geride bıraktığımızı zannederken, daha 21. yüzyılın başlarında, hepimizin artık aşina olduğu korona virüsünün neden olduğu SARS salgınını duyduk. Bu salgın kısa bir süre sonra pandemiye dönüştü. Ama çok bulaşıcı bir hastalık değildi ve ciddi önlemlerle kısa zamanda durduruldu.
Kitabın İngilizce baskısı 2007 yılına ait. Yazar Dorothy H. Crawford, o dönemin son pandemisi olan SARS hastalığıyla başlıyor söze ve yine aynı hastalıkla bitiriyor. SARS pandemisini gelecekte yaşayacaklarımızın bir ‘fragmanı’ olarak kabul edebileceğimizi belirtiyor. Ona göre, hastalık yapan bu mikroplarla mücadelemiz hiç bitmeyecek,
çünkü bulundukları ortamlara çok çabuk adapte olabiliyorlar. Bu nedenle önlerine koyduğumuz engelleri de bir süre sonra kolayca aşmanın yolunu buluyorlar. Yazara göre mikropların ortamını sürekli
bozmak; kaçınılmaz olarak daha fazla mikropla, daha fazla uğraşmak durumunda bırakacak bizi. Görünen o ki gezegenimizin bu mikroskobik sakinleriyle birlikte ahenk içinde yaşamanın bir yolunu bulmaya çalışmalıyız.

Ölümcül Yakınlıklar
Yazan: Dorothy H. Crawford
Çeviri: Gürol Koca
Metis Bilim / 248 sf.
