Omnia vincit amor:
Gökkuşağı renklerinde arkeoloji
Görünmezlik teslim olmak değildir. İstanbul’un duvarlarına karalanmış her gizli onur sloganında, derslerine kuir konuları dahil eden her akademisyende ve bedel
ödeyeceğini bile bile düzenin tersine kürek çeken her bireyde meydan okuma vardır. Dayanışma görünmezliğin panzehridir. Gökkuşağı renkleriyle kazmaya devam; çünkü omnia vincit amor, aşk her şeyi fetheder! Devamını Oku

Zaman tanımayan doktorlar: Tıbbın
dip tarihinden bugüne dersler
Tarihin başlangıcından beri ve bizim türümüzle de kısıtlı olmamak üzere kültürün ve medeniyetin iyi bir şey olabileceğine dair umudu yeşerten ve koruyan
bu kişiler elinden gelenin en iyisini yapmaya devam ediyor. Hastanenin şirkete, hastanın müşteriye ve doktorun teknik bir elemana dönüştürülmek istendiği bu karanlık çağda bile. Tarihteki tüm şifacılara saygıyla. Devamını Oku

Tarih öncesinde Ege’de açık deniz
balıkçılığı gerçekten var mıydı?
Arkeolojik bulgular Paleolitik Çağ’dan itibaren, ender de olsa, insanların denize açıldığını ortaya koyuyor. Daha düzenli deniz seyahatleri ise MÖ 9000’lerden
itibaren başlar. Deniz yolculukları Mezolitik Çağ’da devam eder. Girit’in güneyinde yer alan Plakias bölgesinde yeni elde edilen bulgular Mezolitik Çağ toplayıcı avcılarının denize açılabilir tekneler kullanarak, Girit’e ulaştığını gösteriyor. Devamını Oku

Silah, statü ve servet:
Doğu Akdeniz’de Tunç Çağı’ndan bugüne
egemenlerin savaşlarına bir bakış
Savaşmak, kral olmanın ve devleti sürdürmenin olmazsa olmaz bir koşulu haline gelmişti. Düzenli orduya sahip krallar çevrelerine seferler düzenliyor, ucuz hammadde ve emeğe erişmek için ellerindeki tüm imkanları kullanıyorlardı. Bakır, altın, gümüş, demir, kereste, kalay gibi önemli hammaddelere sahip Anadolu, tüm bu hikayeden payına düşen savaşı ve katliamı almıştı elbette. Devamını Oku

Orta Urallar’dan bir Mezolitik anıt:
Shigir Heykeli
Shigir heykelinin bir erkeği mi yoksa kadını mı veya bir orman ruhunu veya doğaötesi bir varlığı mı tasvir ettiği bilinmiyor. Onun Mezolitik’teki gerçek anlamını
belki hiçbir zaman bilemeyeceğiz ama sihirli aurası türümüz yaşadıkça bizi etkilemeye devam edecek. Devamını Oku

Kim korkar feminist arkeolojiden? Feminizmin
bir eşitlik talebi olduğunu bilmeyenler!
Bir yanda politik konjonktürümüz diğer yanda arkeolojinin yapısal sorunları. İstanbul Sözleşmesi’ni yürürlükten kaldıran, LGBTİQ+ bireyleri kriminalize eden, “Türkiye’nin Taliban’ın inancıyla alakalı ters bir yanı yoktur” diyen bir politik iktidar elbette kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesine destek vermeyecektir. Feminist arkeolojiden bahsetmek bir cesaret haline gelmiş durumda. Devamını Oku

Afet sonrası uzaydan
arkeoloji: Deprem sonrası
kültürel miras
Arkeologlar olarak, depremin yarattığı ağır hasar ortaya çıktıkça, insanlığın en önemli tarihsel süreçlerinin yaşandığı coğrafyalardan birinde, tarihi ve kültürel varlıkların da yara aldığını anladık. Biz de kendi mecramızda, okyanusta bir damla olabilmenin çabası içinde buluverdik kendimizi. Devamını Oku

Kutsaldan yok oluşa: Yaban
sığırının çok acıklı hikâyesi
Polonya’da türünün son bireyi olarak gezinen Bos primigenius’un ağır hüznünü anlamıyor olabiliriz ama o bize hüzün dolu hikâyesini bırakırken, başta akıl ve zeka olmak üzere kibrimize ve kendimize atfettiğimiz her türlü olumlu özelliğe küfrettiğini duyar gibiyim. Antroposen bilinç sanırım artık küfürlerimizi de revize etmemizi gerektirir. Sığır değil, insan bir küfür olmalı bu dünyada… Devamını Oku

Özgün anarşist toplumlarda
yatay hiyerarşi nasıl işliyordu?
Özgün anarşist toplumlar unuttuğumuz ve bize unutturulmaya çalışılan bir politik tasarımın mümkün olduğunu gösteriyorlar. İnsanlığın o günlerini şu kapkara günlerde anımsamak bize iyi gelecek. Devamını Oku

Antroposen Çağ’da arkeoloji:
Gezegenin bize niye ihtiyacı var?
Gezegen üzerindeki tüm canlı yaşamı ki buna insanlar da dahil, ciddi bir tehlike altında. Jeolojik faile dönüşmüş olan insan, elini taşın altına koymadığı takdirde, hep birlikte taşın altında kalacağız. Devamını Oku

Doğu Anadolu’da sönmemiş bir
volkan: Altan Hoca üzerine
bir değini
Van Gölü’nün 600 bin yıllık öyküsünün minik bir anına gerçek zamanlı olarak tanıklık edebiliyoruz biz. Altan Hoca bize onun son birkaç bin yılını anlatıyordu: Bazen “Erken Transkafkasya” halklarını, bazen de “MÖ 2. binyıl boyalı çanak çömlek kültürlerini” dinliyordunuz ondan. Devamını Oku

Tarım Devrimi:
Bir zorunluluk muydu
yoksa seçim mi?
Tarım, tarihin zorunlu bir yönelimi değildir; Üst Paleolitik dönemden itibaren özelleşmiş, çok değişkenli ancak çizgisel ya da ereksel olmayan süreçlerin sonunda, bazı toplumların çevrelerindeki canlılarla yeni tarzda bir ilişki kurma girişiminin taşmasıdır. Devamını Oku

Kaosun çağrısı:
Islah edilmiş doğa olarak
bahçeler
Sonsuz ve ıssız evrenin ıslah edilebilir olduğuna dair bir inancı besler bahçeler. Dolayısıyla o örülen çitler sadece yabanıl hayvanları veya domuzları dışarıda değil, aynı zamanda, bastırılan dürtüleri ve karanlık anti-sosyal düşünceleri de dışarıda tutarlar. Bahçeleri, toplumsal, uysal insanı mümkün kılan yoğun çabanın
mekânsal karşılığı olarak düşünüyorum. Devamını Oku

Yeraltının Cüce Devleri:
Eski madenciliğe emeğin
bakış açısıyla yaklaşmak
Prehistorik maden ocaklarında insanın çocuksu merakı, dünyaya açılan saf ilgisiyle onun geçim mücadelesi, açgözlülüğü ve onulmaz hırsı bir arada karşımıza çıkıyor. Nasıl ki Soma katliamı sistemik bir emek sömürüsünün belgesiyse, prehistorik madenler de bizleri bu noktaya getiren tarihi süreçlerin materyal belgeleridir. Devamını Oku

Asla yalnız
yürümeyeceksin:
Arkeolojide taciz mağdurları
Hiçbir kariyer basamağı, hiçbir araştırma başkanlığı ve hiçbir statü tacize uğramış bir mağdurun kirpiğinden kıymetli değil. Kirpikleri yere düşmesin, asla yalnız yürümesinler, yeni mağdurlar olmasın diye bu konuyu konuşmaya devam edeceğiz… Devamını Oku

Oyunun ciddiyeti,
oyunbozanın gerekliliği
üzerine
Kaderin cilvesine bakın ki, tarih, yalnızca oyunbozanları anımsar. Oyunbozan demek bir yerde feleğin çarkına çomağını sokan kişi demek. Buna cesaret edenleri yüceltip onlardan ilham almıyor muyuz? Devamını Oku

Büyüyle büyüyen insanlık
Büyü, fal ve tılsım yaşama anlam ve değer katma çabasındaki insan kültürünün biricik ve evrensel ürünleridir. Boşuna dememişler: “Fala inanma, falsız kalma!” Devamını Oku

Arzunun dip tarihi:
Eski toplumlarda cinsellik
Eski Mezopotamya’da ekonominin kalbi olan tapınaklar, fahişeliğin icrasında karşımıza çıkan mekanlar arasındadır. Bugünkü değer ve normlarımıza ne ters, öyle değil mi? Devamını Oku

Sarı öküzden kefaretçi
tanrıya: Deprem mitleri
üzerine
Tanrısal iradenin doğa olayları yoluyla insan yaşamını etkilemesi veya sona erdirmesi fikri evrensel değildir. İçinde yaşadığımız coğrafyanın kadim kültürlerinin ahlaki bir öğretisidir. Devamını Oku

Tarihin
insan olmayan failleri
Birçoğumuzda bir virüsün koca bir gezegeni etkisi altına alarak evlerine kapaması distopik bir bilimkurgu filminin içine hapsolduğumuz hissini doğurdu. Milyarlarca insanın evlerinde kalması gezegen açısından çeşitli etkiler yarattı. Devamını Oku

Savaşsız toplumlar
hiç oldu mu?
İnsanların da bir üyesi olduğu primatlar arasında topluluklar arası şiddet hiç de azımsanmayacak bir sıklıkta karşımıza çıkıyor. O halde savaşı kategorik olarak reddetmeden, ahlaki olarak yargılamadan ve tarihin çöplüğüne nasıl atabileceğimizi tartışmadan önce, onun nedenlerini anlamaya çalışalım. Devamını Oku

