Yetmişli yılların ortasında tespit edilen bir çivi yazılı tablet ile yeni bir Hitit kentinin gün yüzüne çıkarılacağı ve bu kentin Anadolu arkeolojisine damga vuracağı henüz kimse tarafından bilinmiyordu. Seksenli
yıllarda, Hattuşa ile Tapigga Hitit kentleri arasında gerçekleştirilen yüzey araştırması sonucunda çok
büyük ve görkemli bir kent keşfedildi. Kentteki ilk kazılarla anıtsal ölçekte bir Hitit yapısı açığa çıkarıldı. Hititçe-Hurrice-Hattice-Akadça dillerinde yazılmış binlerce çivi yazılı tablet ile birlikte kentin adının
kutsal şehir Şapinuva olduğu anlaşıldı.
Bir dönem Hitit Devleti’ne başkentlik yapan bu kentin ilk kazı alanı Mustafa Süel tarafından belirlendi. Süel’in platonun en hakim noktalarından birine ilk kazmayı vurduğu yerde arşiv binası ortaya çıktı.
Ünik buluntu grupları ve bulgularıyla adından birçok kez söz ettirecek olan kentteki çivi yazılı tabletler
deşifre edilirken önce kentin adı, ardından kentin kral ve kraliçesi olan Tuthaliya-Taduhepa çiftinin
hikayesi öğrenildi. Edari, ticari, dini özelliklere sahip yapılar ile üretim faaliyetlerinin gerçekleştirildiği
atölyeler açığa çıkarıldı. Bilinmeyen bir döneme ışık tutan yazılı belgeler ve benzersiz bulguların ortaya
çıkması, arkeoloji okulu gibi işleyen Şapinuva kazı evindeki özverili çalışma ise Aygül ve Mustafa Süel’in eseriydi. Kazıya ziyarete gelen yabancı meslektaşlarının deyimiyle ‘Alles Mustafa’, hayatının son 26
yılını Şapinuva kazılarına adadı.

Mustafa Süel, 2009 yılında Şapinuva, Ağılönü bölgesinde kazı notlarını yazarken
