Bir trans imparator ve renkli dünyası: Elegabalus

Doç.Dr. Kenan Eren

Elimizdeki kaynaklar Elagabalus’un gerçekte nasıl biri olduğunu anlamak için oldukça yetersiz. Ancak antik metinlerin onu anlatma biçimi, Roma’daki cinsel kimlikler üzerinden yapılan ötekileştirmenin kodlarını çözmek açısından önemli ipuçları sunar. Öte yandan, Elagabalus imgesinin günümüzde nasıl algılandığı ve yorumlandığı da toplumsal cinsiyet anlayışımızla ve başkalarını nasıl ötekileştirdiğimizle yüzleşme biçimimizi bir şekilde yansıtır

“Bana efendi deme çünkü ben bir hanımefendiyim”

MS 3’üncü yüzyılda yaşamış Romalı yazar Cassius Dio’nun meşhur pasajlarında ve detaylı anlatımında şekillenen, renkli cinsel hayatıyla tanınan Roma İmparatoru Elagabalus imgesi; 19’uncu yüzyıldan itibaren hem akademik hem de sanat çevrelerinde popüler bir konu olarak karşımıza çıkar.

Elagabalus’un Gülleri’ Alma- Tadema, 1888.

Özellikle 20’nci yüzyılın başından itibaren Elegabalus’un erkek vücudu içerisinde kadın ruhu taşıyan bir karakter olarak hem akademik hem de edebi metinlerde tanımlandığı da gözlenebilir. Bu imgenin 1960’lardan itibaren özellikle Batı Avrupa ve ABD’de esen cinsel özgürlük rüzgarı içerisinde tekrar konumlandırıldığı ve eşcinselliğe karşı önyargıların kırılması amaçlı önce ılımlı/uyumlu bir karakter olarak sonra da gittikçe daha pornografik bir figür olarak çeşitli roman ve tiyatro oyunlarında konu edinildiğini de görüyoruz.
Bu bağlamda Elagabalus, antik dönemde cinsel kimlikler üzerine gelişen akademik yazımın da önemsediği bir konudur. Cassius Dio’nun yanı sıra çeşitli imparatorların hayatlarının anlatıldığı Historia Augusta’daki ilgili metnin de sıklıkla bu şekilde yorumlandığı gözlenebilir. Ancak özellikle 2023 yılında İngiltere’de Hitchin kentinde yer alan Kuzey Hertfordshire Müzesi’nin metnimizin başında Dio’dan alıntıladığımız sözlere dayanarak Roma İmparatoru Elagabalus’un transgender olarak kabul edileceğini ve dolayısıyla sergilerinde imparatordan bahsederken kadın zamirleriyle anılacağını duyurması bir dizi akademik tartışmayı yeniden alevlendirmiş gibi görünüyor. Bu tartışmalar özünde, antik metinlerin tarihsel gerçeklikleri yansıtma biçimini düşünmek üzerinden şekillense de müzenin kararı aynı zamanda modern cinsellik kategorilerimizin antik döneme uygulanabilirliği üzerine düşünmeyi de gerektiriyor.

14 yaşında imparator olur

Tekrar imparatorumuza dönersek, Elagabalus’un hayatı ile ilgili bilgilerimiz aslında oldukça sınırlı. Muhtemelen MS 203 veya 204 yılında Suriye’nin Emesa kentinde doğdu ve gerçek ismi Sextus Varius Avitus Bassianus’tu. Anneannesi Roma imparatoru Septimus Severus’un eşi Julia Domna’nın kızkardeşi ve son derece varlıklı bir kadın olan Julia Maesa’ydı. Annesi ise Julia Soaeminas’tı ama babasının kimliği ile ilgili bilgilerin muğlak olduğunu görüyoruz.
Dio, onun Emesa’lı senatör Varius Marcellus olduğunu söylerken Historia Augusta’da babası belirsizdir. Anlaşıldığı kadarıyla 217 yılında imparator Caracalla’nın Carrhae (Harran) kentindeki meşhur Ay Tanrısı Sin’in tapınağını ziyarete giderken saray muhafızlarının komutanı Macrinus tarafından öldürülmesi ve Macrinus’un kendisini imparator ilan etmesi sonrasında Julia Maesa, 14 yaşındaki torununun imparator olması için çalışmalara başlar. Torununun aslında Caracalla ile kızı Julia Soaeminas’ın birlikteliğinden doğduğu söylencesini çıkarır. Bu söylenceyi güçlendirmek için genç Elagabalus’un Bassianus ismini değiştirip Caracalla’nın doğumda verilen adı Marcus Aurelius Antoninus’u kullanmaya başladığı görülür. Hükümdarlığı süresince bu isimle anılacak olan genç imparator ölümünden sonra ise Elagabalus olarak anılacaktır.
İmparator olduğunu ilan eden ama anlaşıldığı kadarıyla ordu nezdinde düşündüğü kadar popüler olmayan Macrinus, yerel lejyonerlerin desteğiyle kurulan ordu tarafından Antiocheia’da (Antakya) 218 yılında mağlubiyete uğratılıp öldürülür. Akabinde Elagabalus imparator ilan edilir. Bu süreçte anneannesi Julia Maesa’nın ve annesi Julia Soaemias’ın büyük etkisi olduğu anlaşılıyor. 14 yaşında imparator ilan edilen ve sonrasında Elagabalus ünvanıyla anılacak olan Severus ailesinden Aurelius Antoninus, Romalı yazarlar tarafından hep bu ikilinin gölgesinde bir karakter olarak anılacaktır. İmparatorluk döneminin sikke darplarında da Augusta ibaresi taşıyan ve Julia Maesa ve Julia Soaemias’ın portreleri bulunan tiplerin çok yaygın kullanıldığı görülür.
Elagabalus’un hüküm sürdüğü MS 218-222 yılları arasında siyasi olarak kayda değer olaylar gerçekleşmemiş olsa da imparatorun bu dönemde sergilediği dinsel politikalar Roma tarihi açısından son derece sıra dışı özellikler gösterir. Genç Elagabalus imparator ilan edildiğinde Suriye güneş tanrısı El Gabal’ın bir rahibidir. Hüküm sürdüğü dönemde bu inancını Roma’ya götürerek imparatorluğun baş tanrısı haline getirmeye çalışır. ‘Emesa kutsal taşı (baetylos)’ olarak da tanınan ve Güneş Tanrısı Elagabal’ı simgeleyen anikonik imgeye sahip sikkeler bastırtması, bu egzotik yeni tanrının öneminin altını çizer. Elbette ön yüzünde portresinin yer aldığı sikkelerin arka yüzünde baetylos (kutsal taş) betimlerinin yer alması, imparator ilan edilen genç bir rahibin tanrısı ile kurduğu ilişkiye ve onun gözdesi olduğuna özel bir vurgu yaptığının bir göstergesi olarak da yorumlamak mümkün.

Anlaşıldığı kadarıyla genç imparatorun geleneksel inançlara uymayan davranışları bunlardan ibaret değildi ve kısa zamanda geçirdiği pek çok evlilik, atipik imajının gelişmesine katkıda bulunmuş olmalıydı. İlk evliliği eski bir aristokratik aileden gelen Julia Cornelia Paula ile olmuş ve çok kısa sürmüştü. Buna karşılık imparatorlukta son derece yadırganan ve tepki çeken davranışlarından bir diğeri, 221 yılında bakirelik yeminleri büyük saygı gören Vesta rahibelerinden birisi olan Aquila Severa ile evlenmesidir.

Roma’nın en eski ve saygı gören geleneklerinden birisini çiğnemesine gösterilen büyük tepki sonrası büyükannesinin telkinleriyle Aquila Severa’dan boşanır. Buna karşılık bir yıl sonra onunla yeniden evlenir ama sonrasında eşine ne olduğu meçhuldür. Elagabalus’un son evliliği ise Marcus Aurelius soyundan gelen Annia Aurelia Faustina ile olur.
Bu dönemde imparatorun teyzesi Julia Mamaea’nın oğlu Alexianus’un özellikle ordu nezdinde gittikçe popülerleştiği de göze çarpar. Elagabalus ailedeki kadınların da baskısıyla Alexianus’u veliaht ilan eder fakat sonrasında bu unvanı geri almaya kalkıştığında Praetorian Muhafız Alayı’nın isyanı ile annesiyle birlikte vahşice öldürülür. Cesetleri Roma sokaklarında sürüklendikten sonra Tiber Nehri’ne atılır. Bu olaylar sonrasında genel olarak çok daha geleneklere bağlı bir profil sunduğu anlaşılan kuzeni Alexianus, Severus Alexander ismiyle imparator ilan edilir. Senatonun Elagabalus’un anısını lanetlediği ve ona ait bütün bilgileri senato kayıtlarından sildirdiğini de söylemeden geçmeyelim.
Kısa süren Elagabalus dönemi ile ilişkili temel bilgilerimiz dönemin iki tarihçisi olan Cassius Dio’nun yazdığı Roma Tarihi ve Herodianos’un yazdığı Marcus Aurelius’un Ölümünden İtibaren İmparatorluğun Tarihi kitaplarına dayanır. Her iki yazar da hem görünümü hem de davranışları ile sıra dışı bir imparator portresi çizerler. Elagabalus’a ait üçüncü bir biyografi ise MS 4’üncü yüzyıl sonlarına tarihlenen Historia Augusta (İmparatorlar Tarihi) içerisinde yer alır ve anlaşılan buradaki anlatılar da büyük ölçüde bugün kaybolmuş olan Marius Maximus’un yazdığı Severuslar Tarihi kitabına dayanır.

Herodianos, imparatorun özellikle dış görünüşüyle ilgilenir

Elagabalus’un görece daha az renkli bir portresini çizen Herodianos’la ilişkili bilgilerimiz Cassius Dio’ya nazaran çok daha sınırlıdır. Anlaşıldığı kadarıyla Herodianos, anlattığı olayları görece uzaktan izleyen düşük rütbeli bir subaydır ve okuyucularına dönemin olaylarını biraz da kötümser bir bakış açısıyla tanıtmayı amaçlayan bir yazım stili olduğu söylenebilir. Herodianos’un imparatorun dış görünüşüyle özellikle ilgilendiği görülür ve onun ‘doğulu’ görünümünün altını her fırsatta çizer. Üstelik sıklıkla tekrarladığı barbarlara özgü dansları askerlerin merakla seyrettiğini de belirtir. Yazara göre Elagabalus, altın ve mor renkli süslerle bezeli, belden aşağısının ayaklarına kadar tamamen kapalı olduğu barbar usulü kıyafetler giyer ve mücevherlerle süslü bir de tacı vardır. Özetle söylemek gerekirse Herodian’a göre imparator lüks içerisinde yaşayan bir Persli veya Fenikeli bir rahip gibi giyinir ve komik ritüeller gerçekleştirir. Üstelik erkeklerden çok kadınlara yakışacak şekilde yanaklarını kırmızıya, göz etrafını siyaha boyar, hatta bunu o kadar abartır ki mütevazi bir kadın bile bu kadar makyajdan utanacaktır. Buna karşılık diğer kaynakların anlatılarının odak noktasını oluşturan Elagabalus’un aşırılıklarla dolu cinsel davranışlarına hiç değinmediği de gözlenir. Buna karşılık dönemin önemli yazarı Cassius Dio’nun imparator tasviri çok daha büyük bir öfke ve şaşkınlığı yansıtırken bugüne kadar varlığını devam ettiren Elagabalus imgesinin de temelini oluşturur.

Dio, MS 3’üncü yüzyılın ilk çeyreğindeki olayları takip etmek için temel antik kaynaklardan birisi olup Severuslar dönemi imparatorluk politikalarını anlamak için önemli bir başvuru kaynağıdır. Bu dönemde önce senatör ve sonrasında konsül olarak görevler alır ama Elagabalus’un hüküm sürdüğü 218-222 arasında başkentteki görevlerinden uzakta Smyrna’da bulunur. Yazdığı tarihçeye de 220 yılı civarında başladığı ve 231 yılında bitirdiği düşünülebilir. Bir tarihçi olarak güvenilirliğinden her zaman şüphe duyulmuş olsa da Dio, döneminin Roma senatörlerine özgü geleneksel bakış açıları ve dünya görüşlerini anlamak için önemli bir kaynak olarak görülür.
Elagabalus’la ilgili Dio’nun yaptığı canlı betimlemelere dönersek, İmparatorun Roma’ya yabancı bir tanrıyı getirip onu baş tanrı Jüpiter’den bile öncül bir konuma koyması, anlaşılan o ki problemlerin ilkini oluşturur. Dio, imparatorun sünnet olup domuz yemekten kaçınmasının ötesinde bir Romalıyı şoka uğratacak şekilde cinsel organlarını kesip hadım olmayı planladığını öne sürer. Suriyeli rahiplere özgü barbar kıyafetleri ve göz makyajı, Dio’nun tepkisini çeker. Bunların ötesinde yün örmek ve saç filesi takmak gibi kadınlara özgü(!) davranışları olduğunu da ekler. İmparatorun kadınsı hareketlerinden, sesini incelterek kadın gibi konuşmasından ve sıklıkla acayip olarak nitelendirdiği danslara başlamasından da hayretle bahseder.

İmparator, kılık değiştirerek genelevlere gider

Elagabalus’un cinsel hayatında bir ‘kadın’ gibi davranması ve çok sayıda erkek aşık edinmesi ise asıl tepki çeken davranışlarıdır. Dio, Hierocles isimli Karia’lı araba sürücüsünden imparatorun kocası olarak bahseder. Hierocles kendisini sık sık aldatan, metinde Hierocles’in karısı diye bahsedilen imparatoru azarlamakta ve hatta dövmektedir.
Yazdığı bölümlerden birisinde Elagabalus’un kendisini çapkın bir kadın olarak göstermekten ve hem resmi eşlerini hem de erkek partnerlerini aldatmaktan büyük zevk aldığını söyler. Bu bağlamda imparatorun çok sayıda evliliğini de gülünç bulur ve bunun ötesinde bir Vesta bakiresiyle evlenecek kadar ileri gitmesini de eleştirir. Dio ayrıca Elagabalus’un bir erkek olarak ‘yetersizlikleriyle’ de dalga geçer. Yazara göre imparator beş defa evlenmiş ayrıca çok sayıda kadınla da beraber olmuştur. Ancak bu birlikteliklerin tek amacı erkekleri daha iyi memnun etmeyi öğrenmek istemesidir. İmparator ayrıca bir peruk takıp, kılık değiştirerek genelevlere gider ve bir seks işçisi olarak çalışır. Bu noktada bir parantez açarak seks işçilerinin Roma elit kültürü tahayyülünde en aşağı görülen sosyal sınıfı oluşturduğunu da belirtmeden geçmeyelim.
Dio, anlatısında pornografik detaylar vermekten de çekinmez, detaylı anlatılarından birisi imparatorun Smyrnalı Zoticus’la olan ilişkisidir. Dio’ya göre imparator aynı zamanda bir atlet olan bu gencin büyük bir penisi olduğunu duyup tantanalı bir eskort grubu eşliğinde Roma’ya getirtir. Hatta ilk karşılaştıklarında Zoticus, geleneğe uygun olarak onu selam efendim diyerek selamladığında kadınsı bir poz alarak “bana efendim değil hanımefendim de” diye cevap verdiğinden de bahseder. Dio’nun renkli anlatımı partnerlerine boyun eğen pasif bir karakteri betimler ve imparator ‘kocalarım’ olarak adlandırdığı erkeklerden azar ve şiddet görmeye aldırmaz. Hatta daha da ötesi, önce hadım edilmeyi ister ve sonrasında doktorlara büyük paralar vaat ederek vücuduna bir vajina eklenmesini talep eder ve biyolojik olarak da kadına dönüşmeye çalışır. Her halükarda Dio’nun anlatımı Romalı ideal bir erkeğin davranışlarının tam tersi şekilde davranan bir kişiliği ortaya koyar. Hem Herodianos hem de Dio’nun Elagabalus’u her şeyden önce Greko-Romen düşüncede lüks düşkünlüğü ve yozlaşmışlığın simgesi olan ‘doğulu’ bir karakter olarak tanımladıkları görülür. Dio bunu bir adım daha ileri götürüp Elagabalus’u Roma literatüründe kadınsı doğulu imgesinin belki de en iyi örneği olarak tanınan Assurluların son kralı Sardanapulos olarak adlandırır. Bu karakterin yumuşak, hain ve kadınsı görülen doğulu imgesini doğrudan temsil ettiği ifade edilir. Dio’nun kadın olarak bahsettiği bir diğer imparatorun da Nero olduğunu ve onun kadınsı sesi, lir çalması ve güzel görünümüne vurgu yaptığını da belirtelim.

Elagabalus yerleşmiş geleneklere karşı çıkar

Bu kitaplardan yaklaşık 200 yıl sonra yazılmış olan Historia Augusta’daki Elagabalus portresi de her şeyden önce Roma değerlerine dikkat çeken bir ibretlik okuma olarak değerlendirilebilir. İmparator burada, erkek egemen Roma toplum değerlerini sistematik olarak aşağılayan birisi olarak tasvir edilir. Annesiyle olan ilişkisi de bu durumun bir uzantısıdır ve Elagabalus, Roma’nın yerleşmiş bütün geleneklerine karşı çıkarak annesine senatoda sabit bir yer ve güç verir.
İmparatorun hayatıyla ilişkili uzun metin, anlaşılan o ki yazarını şaşkınlığa uğratan başka detayları da içerir. Anlatıya göre Elagabalus’un imparatorluğu dolaşıp büyük penisli erkekler bulup saraya getirmekle ilgilenen özel görevlileri vardır. İmparator cinsel ilişki sonrasında bu kişilere çeşitli yöneticilik görevleri bağışlar. Dio’da bahsedilen Hierokles ve Zoticus gibi karakterler Historia Augusta’da da geçer ve imparatorun gelin kıyafeti giyerek Zoticus’la evlendiği bir düğün töreni de anlatılır.
Bu metinde sıklıkla meretrices (köle fahişe) teriminin kullanımının yanı sıra libido ve improba (aşağılık, şeytani) terimlerinin beraberce yoğun kullanımı; utanç verici davranışlar sergileyen, ahlaki bir çöküş döneminin yöneticisi bir kişinin portresini oluşturur. Üstelik Elagabalus, halka açık yerlerde de bu tip davranışlar sergilemekten kaçınmaz. Bu durumun bir uzantısı da senatoya gelmeye cüret eden ilk kadın olarak tanımlanan annesinin davranışlarıdır. Bütün bu gelenekleri tanımayan aykırı hareketleri ile ilgili anlatının tekrarlanan noktalarından birisi de davranışlarıyla onurlu / saygın bireyleri devamlı utandırması ve konumlarının simgesi olan görünüş/ davranışlarla dalga geçmesidir. Bütün bu süreç sonucunda imparator, annesi ile birlikte vahşice öldürülür ve senato kararıyla anısı lanetlenerek utanç verici davranışları dışında tüm yaptıklarının unutturulmasına karar verilir.

Elagabalus portre heykeli, Capitolin Müzesi.

Metinlerden Elagabalus’un skandallar yaratmış farklı bir kişilik olduğunu anlıyoruz. Ancak yine de bu metinler mevcut gerçekliğin canlı bir tasviri olmak yerine başka bir gözle değerlendirilmeli. Bu bağlamda Elagabalus sikkeleri üzerindeki betimlerin atipik olduğunu söyleyebiliriz. Sikkelerin arka yüzlerinde genelde baetylos tasvirinin yer almasını; 14 yaşında imparator olan bu genç erkeğin tanrısı ile kurduğu ilişkiye ve onun gözdesi olduğuna özel bir vurgu yaptığının bir göstergesi olarak yorumlayabiliriz. Yine de bu sikkelerde herhangi bir kadınsı duruş veya kıyafet gözlenmez. Benzer şekilde bilinen az sayıda portre heykelinde de imparator, bıyıkları yeni terlemiş genç bir erkek olarak tasvir edilir. Elagabalus’un bir doğulu olarak görüldüğünü net olarak söylemek mümkün ve bu imge, daha yumuşak ve kadınsı olarak algılanmak anlamına gelir. Suriyeli bir rahip olan genç imparator her zaman ‘öteki’ olarak damgalanmıştır.

Bu bağlamda Elagabalus’un öncülleri Septimus Severus ve Caracalla dönemlerinin resmi söyleminde ahlaki değerler ve erdemli olmanın özel öneminin vurgulanmış olduğunun da altı çizilmeli. Özellikle Severus’un zinaya karşı katı bir tutumu vardır ve bu tip suçlamalar olduğunda duruşma bile yapmadan senatörleri mahkum ettiği örnekler bilinir. Caracalla ise Vesta rahibelerinin itibarı konusunu çok önemser ve imparatorluk tarihinde eşi görülmemiş bir biçimde dört rahibeyi zina yüzünden ölüme mahkum eder. Bu iki imparator döneminin görsel sanatında, evliliklerde uyumu simgeleyen ‘concordia’ imgesine özel bir önem verildiğini anlıyoruz. Bununla paralel şekilde mezar anıtlarının uyumlu bir birlikteliğe sahip mitolojik karı-koca betimlerinden örneklerle dolu olduğu gözlemlenir. Elagabalus öncesi imparatorluk sikkelerinde de concordianın en vurgulanan imgelerden birisi olduğunu görüyoruz.

Buna karşılık heteroseksüelliği doğal ve toplumsal norm olarak kabul ettirmeye çalışan pek çok çağdaş kültürün aksine Roma kültüründe iki erkeğin birlikte olması yaygın görülen bir durumdu. Bu konuda çok kapsamlı bir cinsel argonun varlığı partnerlerin farklı rolleri ile ilişkili belirgin kategorilere sahip olduklarını gösterir. Ancak elit kesim erkekleri ile ilişkili en belirgin durum, özellikle genç erkeklerle aktif roller üstlendikleri birliktelik yaşamalarının gayet normal karşılanmasına karşılık pasif bir partner olarak rol üstlenmelerinin ayıplandığı ve onları kadınlara ve kölelere benzeten sakıncalı bir kimlik kazandırdığını düşünmeleridir. Örneğin Nero azatlı kölesi Doryphorus ile evlenirken gelin rolü/kıyafetine girmesi yüzünden kötü bir imparator olarak tanımlanırken çok sayıda genç erkekle ilişkisi olduğu bilinen Traianus, her zaman imparatorların en iyi örneği olarak görülmüş üstelik karısı Pompeai Plotina ile mutlu evliliği ile ideal bir aile reisi olarak da selamlanmıştır.

Günümüzde toplumsal cinsiyetin birçok farklı kimliğin kesişiminde konumlandığını ve kadınlık-erkeklik, eşcinsellik-heteroseksüellik gibi sınıflandırmaların doğal veya evrensel olmadıklarını ve tam tersine tarihsel bağlamları içerisinde kültürel olarak inşa edildiklerini iyi biliyoruz. Benzer bir biçimde cinsiyeti içinde doğulan bedenin biyolojik özelliklerine göre değil de davranışlarla ilişkili bir kimlik olarak tanımlamak Roma düşüncesine de aykırı değildi. Kökeni Antik Yunan metinlerine kadar giden bu düşünme biçimi ile ilgili en kapsamlı değerlendirmelerden birisi MS 2’nci yüzyılda yaşamış olan Marcus Antonius Polemo’nun fizyonomiler üzerine yazdığı metinlerde görülebilir. Yazar, kadınlık ve erkekliğin beden değil davranışlarla tanımlanabileceğini belirtir. Anlaşılan Roma dünyasında cinsiyet sabit bedensel bir durum değil değişken kültürel bir kategoridir ve biyolojik cinsiyet her durumda tek belirleyici etmen olarak kabul edilmemektedir.

Elegabalus, Roma İmparatorluğu’nda önemli bir kırılma noktasını temsil eder

Buna karşılık başka pek çok kültürde olduğu gibi Roma İmparatorluk döneminde de cinselliğin kavranışı ve normalin nasıl tanımlanacağı kültürel ve söylemsel olarak inşa edilmiş olup iktidar ilişkilerinden bağımsız değildi. Bu bağlamda Roma toplumu için politik çamur atmanın en birincil yolunun cinsel sapkınlık iddiaları olduğunu belirtmeliyiz. Bu perspektiften baktığımızda Elagabalus tam bir ‘cinaedus’ örneği olarak tanımlanabilir. Pasif eşcinselliği tanımlamakla ilişkili bu terim, sosyal anlamda da Romalı olmamak ile eş değer olarak kullanılırdı. Bu anlamda kamusal figürlerle ilgili kullanımı aslında cinsel kategorilerle siyasal söylem arasında ilginç ilişkiye de ışık tutuyor. Ardılları tarafından katledilmiş ve anıları lanetlenmiş olan Nero, Calligula ve Vitelius benzer davranışları olduğu anlatılan ve toplumda utanç verici figürler olarak anılan diğer imparatorlardır ve ortak noktaları ataerkil bir toplumun normlarına uymayan kadınsı davranışlar sergilemekle suçlanmalarıdır.

Elagabalus dönemi, her şeyden önce, Roma İmparatorluğu’nda önemli bir kırılma noktasını temsil eder. Bu dönemde, MS 2’nci yüzyılda senato ile uzlaşarak tahta çıkan, haleflerini belirleyip huzur içinde ölen imparatorların yerini; senatoyu devre dışı bırakan, askerlerin desteğiyle iktidara gelen ve senatör sınıfından hoşlanmayan imparatorlar almaya başlar. Elagabalus’tan sonra tahta çıkan çocuk imparator Severus Alexander da bu dönüşümün bir ürünüdür. Bu köklü değişim, geleneksel elit çevrelerde ciddi bir huzursuzluk yaratmıştır. Erkekliğe yapılan vurgu ile pasif cinselliğin bu vurguyla çelişen biçimde tanımlanması aslında bu çevrelerin değişen dünyaya yönelttikleri eleştirilerin bir yansıması olarak değerlendirilebilir.

Elimizdeki kaynaklar Elagabalus’un gerçekte nasıl biri olduğunu anlamak için oldukça yetersiz. Ancak antik metinlerin onu anlatma biçimi, Roma’daki cinsel kimlikler üzerinden yapılan ötekileştirmenin kodlarını çözmek açısından önemli ipuçları sunar. Öte yandan, Elagabalus imgesinin günümüzde nasıl algılandığı ve yorumlandığı da toplumsal cinsiyet anlayışımızla ve başkalarını nasıl ötekileştirdiğimizle yüzleşme biçimimizi bir şekilde yansıtır.

Francesco Cavalli’nin Eliogabalo operasından bir sahne.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir