İskelet sistemi yalnızca biyolojik yaşlanmanın izlerini taşıyan bir yapı değil; aynı zamanda bireyin yaşam koşullarının, toplumsal eşitsizliklerin ve çevresel faktörlerin de doğrudan kaydedildiği bir arşiv niteliğindedir. Bu nedenle kemiklerde görülen patolojik değişimler sadece yaşın doğal sonucu olarak değil, beslenmeye erişimden çalışma koşullarına, sağlık hizmetlerine ulaşım imkanından yaşam güvenliğine kadar uzanan geniş bir toplumsal bağlam içinde değerlendirilmelidir. Bu açıdan iskeletler, geçmiş toplumlarda olduğu gibi bugün de yaşamın nasıl kurulduğunu ve hangi koşullarda sürdürüldüğünü görünür kılar.
Prof. Dr. Ayla Sevim Erol
Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Antropoloji Bölümü Adli Bilimler Enstitüsü Adli Antropoloji Anabilim Dalı
Antropolojik çalışmaların temelini insan iskeletleri oluşturur. Geçmişte yaşamış toplumların iskeletleri incelenerek bu toplumların sağlık sorunları, biyolojik yaş, cinsiyet, demografik dağılımları ve yaşam tarzları hakkında birçok bilgi elde edilir. İskeletlerden elde edilen ilk veriler, bireyin biyolojik yaşının ve cinsiyetinin belirlenmesini oluşturur. İşte yaşlanmaya bağlı kemiklerde oluşan bu değişimler, insan iskeletini oluşturan kemiklerin incelenmesiyle anlaşılır. Bireyin yaşlanma sürecine ilişkin bilgiler; kemiğin yoğunluğu, sağlamlığı, kemiklerde görülen deformasyon ve yıpranmaların değerlendirilmesi sonucunda ortaya konur.
Yaşlanmanın kesin bir tanımını yapmak kolay değildir. Çünkü yaşlanma; biyolojik, fizyolojik, duygusal ve fonksiyonel değişimleri içeren çok yönlü bir süreçtir. Bu sürecin önemli bir parçasını da iskelet sisteminde meydana gelen değişimler oluşturur.

İskeletin önden görünümü.
Biyolojik yaşlanma, hücrelerin zamanla yenilenme kapasitesinin azalması, dokuların yıpranması ve organların işlevlerinde gerilemeler görülmesiyle ortaya çıkar. İnsanda biyolojik yaşlanmayla birlikte hareketlerde yavaşlamalar olur ve fiziksel aktiviteleri gerçekleştirmek zorlaşabilir. Kemiklerin yaşlanması ise bireyin yaşam süreci içerisinde iskelet sistemini oluşturan kemiklerdeki doku azalması, ekstra kemik çıkıntılarının ortaya çıkması ve kemiklerin deformasyona uğraması şeklinde açıklanabilir. Bu nedenle kemiklerde gözlemlenen değişimler, yaşlanmanın izlerini anlamak için önemli ipuçları sunar.
İskelet gelişimi ve yaşam boyu kemik değişimi

İskeletin yandan görünümü.
Bir bireyin doğması, büyümesi ve yaşlanması; anne karnındaki fetus döneminden başlayarak kemiklerin gelişmesi, kaynaşması ve erişkinlikle birlikte yıpranmaya başlaması süreçlerini içerir. Bir bebeğin anne karnında oluşması; tek hücreli organizmaların çok hücreli organizmaya dönüşümüyle başlar. İskelet sistemi önce kıkırdaklar halinde başlayıp daha sonraki süreçte kemikleşme merkezlerinin ortaya çıkmasıyla gelişimini sürdürür. Doğumdan sonra ilerleyen aşamalarda ise kemikleşme merkezlerinden gelişen
büyüme devam ederek epifizlerle birleşir. Epifizlerin metafiz bölgelerinden gövdeyle kaynaşması ortalama 24 yaş civarında tamamlanır, böylece bir insanın kemiklerinin büyümesi hemen hemen bu yaşlarda tamamlanır. Sadece köprücük kemiğinin sternal ucu 28-32 yaşları arasında epifiz kemikleşmesini tamamlar. Normal bir erişkin iskeleti ortalama 206 kemikten oluşur. Bu kemiklerin her biri cinsiyete ve yaşa özgü özellikler taşır. Ortalama 24 yaşlarında büyümesini tamamlayan kemikler bir yandan yenilenebilme özelliğine sahipken diğer yandan da yaşam koşullarına, biyolojik yaşlanmaya ve kullanım şekline bağlı olarak az ya da çok değişimlere ve deformasyona uğrar. İlk aşamada kıkırdaktan oluşan kemikler, zamanla kemikleşmeye başlar. Özel kemik hücreleri olan osteoblastlar kıkırdak dokunun yerini alarak yeni kemik dokusu üretir.
Böylece kemikler büyüdükçe sertleşir ve normal yapısını kazanır. Kemik oluşumu yani kemikleşme (ossifikasyon) anne karnında kemikleşme merkezlerinden başlar ve büyümeyle birlikte kaynaşmalar, genç erişkinlik yaşlarına kadar devam eder. Dolayısıyla bir bireyin yaşamı sürecinde kemik dokusunun yapımı ve yıkımı birlikte devam eder. Eski kemik dokusu osteoklastlar tarafından yıkılırken, yeni kemik dokusu yeniden oluşturulur. Bu döngü kemiğin
sağlamlığını korumasını sağlar.
İskelet sistemini oluşturan kemikler, insan vücuduna şekil veren, organları koruyan, vücudun hareketini sağlayan ve mineral depolayan canlı dokulardır. Dışarıdan sert ve değişmeyen bir yapı gibi görünmekle birlikte, aslında yaşam boyunca sürekli kendini yeniler. Kemikler sayesinde beyin, kalp ve akciğer gibi hayati organlar korunurken, vücut dik durabilir; kaslar ve bağlarla birlikte çalışarak hareket etmemizi sağlarlar. Kemikler, ayrıca kalsiyum ve fosfor gibi mineraller için önemli bir depo görevi görür ve kemik iliği aracılığıyla kan hücrelerinin üretimine de katkı sağlar.

Belentepe kazılarından
çıkarılan yetişkin bireye ait
iskelet.
İskeletin yapısal dönüşümü ve antropolojik izler
Kemikler, sertlik, dayanıklılık, esneklik ve kendini yenileyebilme özelliğine sahiptir. Sertliğini, içerdiği minerallerden, özellikle kalsiyum tuzlarından alırken; esnekliğini kolajen lifler sağlar. Kemikler aynı zamanda kan damarları ve sinirler açısından da zengin canlı dokulardır. Bu nedenle kırıldığında yaklaşık bir hafta içerisinde kendisini yenilemeye başlar ve yeniden çevreye uyum sağlayabilir. Antropolojik açıdan bakıldığında ise kemikler yalnızca biyolojik yapılar değil; bireyin yaşı, beslenmesi, yaşam tarzı, hastalıkları ve fiziksel aktiviteleri hakkında bilgi veren biyolojik kayıtlar olarak değerlendirilir. Yani kemikler insan bedeninin sessiz ve önemli hafızalarıdır.
Bebeklikte ortaya çıkan kemikleşme merkezleri çocuklukta büyümeye devam edip gençlikte güçlenerek vücudun ağırlığını en iyi şekilde taşıyan organımız olurken; yaş almanın yanı sıra beslenmeye, yaşam tarzına ve bireyin yaptığı işe bağlı olarak kemiklerde çok farklı değişimler de oluşur. Bir yandan vücudun ağırlığını taşıyan omurgada yaşlanmaya bağlı olarak eğrilmeler ve kemiklerin eklem bölgelerinde ek çıkıntılar oluşurken, diğer yandan da vücut ağırlığının etkisiyle tüm kemiklerin birleşme yerleri olan eklemlerde sürtünmeye bağlı olarak eburnasyon olarak tanımlanan yıpranmalar gelişir. Bu süreçte kemik
sıvısı azalır, kemiğin iç dokusundaki süngerimsi doku gevşer, kemik korteks kalınlığı incelir ve eklemler arasındaki sıvıların azalmasıyla da kemikler birbirine sürtünerek eklem bölgeleri bozulur.
Böylece insan bedeni yaş aldıkça yılların birikimi, yaşamın yorgunluğu ve yaşamın ağırlığına bağlı beden yıpranmalarıyla birlikte bu sürecin izlerini organlarda ve iskelet sisteminde biriktirmeye başlar. Yaşamın başlangıcında güçlü, dayanıklı ve esnek olan kemikler, ilerleyen yaşlarda yılların yükünü üzerinde taşıyarak yavaş yavaş yıpranır ve metamorfik değişime uğrar.
Bir insanın ilerleyen yaşlarında iskelet sistemini oluşturan kemikler zayıflar, kırılgan hale gelir ve zamanla dış etkilere karşı dayanıksızlaşır. Bu değişim bazen omurgada bir eğrilme, bazen yürürken hissedilen eklemlerde sertlik, bazen de küçük bir sendelemede düşmeler ve beklenenden büyük kırıkların oluşması şeklinde kendini gösterebilir.
Yaşlılıkta kemiklerde görülen değişimler sadece doğal yaş alma sürecinin bir sonucu değildir; aynı zamanda çeşitli hastalıklar da kemiklerin yıpranması ve bozulmasına neden olabilir. Geçmiş dönemlerde yaşamış olan insan toplumlarının iskelet kalıntıları antropolojik açıdan incelenerek bireylerin biyolojik yaşları, yaşam biçimleri, beslenmeleri, fiziksel aktivitesi, iskelete yansımış hastalıkları ve mesleklerine ilişkin bilgiler edinilebilir. Tıbbi açıdan ise yaşlanmaya bağlı fizyolojik yıpranma, hormonal değişimler ve metabolik bozukluklar kemiğe yansımışsa yaşlılıkta kemiklerde değişime neden olan birçok patolojik oluşumun nedenleri de anlaşılabilir.
Kemiklerin yaşlanmasıyla bağlantılı oluşan temel patolojiler

Üstte sağlıklı femur proksimali, altta ise osteoporozlu femur proksimali.
Kemik erimesiyle birlikte kemiklerin süngerimsi yapısının gevşemesi, korteks dokusunun incelmesi, osteoporoza bağlı olarak parietallerde çökme ve çene kemiğinde erimeler görülebilir. Omurgayı oluşturan vertebralarda çökme ve eğrilmeler buna bağlı kamburlaşmanın yanı sıra omurlarda blok halinde kaynaşma, kemiklerde yıpranma, eklemlerde dudaklaşma, omurlarda ekstra kemik oluşumları ve çukurlaşma, ilerleyen yaşta eklemlerin birbirlerine sürekli sürtmesine bağlı eburnasyon oluşumu da yaşlanmayla birlikte ortaya çıkabilir.
Osteoporoz (kemik erimesi)
Kemiklerin yoğunluğunu kaybedip zayıflaması ve daha kırılgan hale gelmesi olarak tanımlanır. Genellikle yaşlılığa bağlı olarak gelişmekle birlikte bazı durumlarda genç bireylerde de gözlemlemek mümkündür. Oldukça yavaş ilerler ve genellikle basit bir düşmede oluşan kırıklarla fark edilebilir. Osteoporozu olan bireylerde bazen çok tehlikeli kırıklar olabilir. Hatta kemikler zayıfladığı için, kişi ayaktayken de kemik kırılarak bireyin düşmesine neden olabilir. Bazen de çok küçük sendelemelere bağlı olarak gerçekleşen kırıklar büyük tehlikeler oluşturabilir. Bu durumu önleyebilmenin yolu kemik yapısını güçlendirerek yaşam kalitesini artırmaktan geçer. Osteoporoz vücudun değişik bölgelerinde farklı şekillerde gelişebilir.

Kafatasında parietal bölgede görülen çökme.

Temporomandibular eklemde osteoartrit ve çene kemiğinde meydana gelen kemik kaybı. Kafatası kemiklerindeki çökme alanları osteoporozun belirtisi olarak gösterilebilir.
Bir femur kemiğinde spongioz yapının azalması ve korteksin incelmesiyle kemiğin kırılganlaşması, kafa kemiklerinde ise özellikle duvar kemiklerinin tuber bölgelerindeki çökmeler osteoporozun izleri olarak değerlendirilebilir.
Bir femur kemiğinde spongios azalması ve korteksin incelmesiyle kemiğin kırılganlaşması kafa kemiklerinde ise özellikle duvar kemiklerinin tuber bölgelerindeki çökmeler osteoporozun izleri olarak değerlendirilebilir. Ayrıca kemik erimesine bağlı olarak çene kemiği çekilmesi de görülebilir.
Yaşlılığa bağlı iskelet sistemi değişikliklerinin en belirgin örneklerinden biri sırt kamburluğu, yani kifozdur. Kifoz, omurganın sırt bölümündeki omurların zamanla kama biçimini alması ya da zayıflayıp çökmesi sonucu omurganın öne doğru eğrilmesiyle ortaya çıkar. En sık kemik erimesi (osteoporoz) ve sırt kaslarının zayıflamasına bağlı olarak gelişir. Yaşlılıkta kemik kaybı ve duruş bozukluklarının önemli sonuçlarından biri olsa da genç yaşlarda da doğuştan gelen sorunlar, travmalar veya bazı hastalıklar nedeniyle oluşabilir.

Solda normal omurga, ortada yaşlanma ve kemik kaybına bağlı gelişen kifoz (kamburluk).

Belentepe iskeletlerinde saptanan kifoz örneği.
Ankilozan spondilit (iltihaplı omurga romatizması)
Omurgayı ve kalça eklemlerini etkileyen iltihaplı bir romatizmadır. Hastalık genellikle genç yaşlarda başlar. Yaşlılık döneminde ise yıllarca süren iltihaplanma sonucunda omurlar birbirine blok halinde kaynaşabilir ve kemik erimesine yol açabilir. Bu durum düşme ve kırık riskini artırır.
Yaşlılıkta osteofit, genellikle yaşlı bireylerin kemiklerinde sıkça rastlanan bir oluşumdur. Kemiklerin eklemleşme bölgelerinde ve omurgayı oluşturan omurlarda yaşlanma ve aşınmaya bağlı olarak gelişen ekstra kemik çıkıntılarıdır. Kıkırdak doku aşındıkça, vücut kemikleri korumak için fazladan kemik dokusu oluşturur, bu durum doğal bir yaşlanma sürecidir. Genç yaşlarda da çalışma koşulları ve fizyolojik stres etkisiyle oluşması mümkündür.
Bununla birlikte fıtıklaşmaya bağlı omurların gövdelerinde çukurlaşmalar şeklinde smorl nodülü de oluşabilir. Farklı hastalıklar ve fizyolojik baskı nedeniyle zaman zaman gençlerde de görmek mümkündür.

Ankilozan spondilit (iltihaplı omurga romatizması) nedeniyle omurların blok halinde kaynaşması.

Sırt omurlarında yaşlanmaya bağlı osteofit (kemik çıkıntısı) oluşumu ve schmorl nodülü.

Diz ekleminde ileri derecede aşınmaya bağlı eburnasyon.
https://www.wbur.org/news/2017/08/1a4/skeleton-study-arthritis-harvard
Eburnasyon, kemiklerdeki eklemleşme bölgelerinde eklem kıkırdağının tamamen aşınarak kemiklerin birbirine sürtünmesi sonucunda ortaya çıkan bir kemik sertleşmesidir. Özellikle ileri evre osteoartritte bu olgu gelişebilir. Kemiklerin sürtünmesine maruz kalan kemik uçları mikrodarbe nedeniyle aşınarak parlak fildişi görünümüne, yoğun ve anormal bir yapıya dönüşür

Solda, genç bireyde kafatası suturlarının (kemik dikişlerinin) henüz tam kaynaşmamış görünümü.

Yaşlı bireyde kafatası suturlarının tamamen kaynaşmış görünümü.
İlerleyen yaşla birlikte kafa suturlarının kaynaşması ve silinmesi de gözlemlenen yaşlılık belirtilerinden biridir. Bu durumun yanı sıra diğer kemiklerde de tamamen kaynaşmalar gözlemlenebilir.
Sonuç olarak, iskelet sistemi yalnızca biyolojik yaşlanmanın izlerini taşıyan bir yapı değil; aynı zamanda bireyin yaşam koşullarının, toplumsal eşitsizliklerin ve çevresel faktörlerin de doğrudan kaydedildiği bir arşiv niteliğindedir.
Bu nedenle kemiklerde görülen patolojik değişimler sadece yaşın doğal sonucu olarak değil, beslenmeye erişimden çalışma koşullarına, sağlık hizmetlerine ulaşım imkanından yaşam güvenliğine kadar uzanan geniş bir toplumsal bağlam içinde değerlendirilmelidir. Bu açıdan iskeletler, geçmiş toplumlarda olduğu gibi bugün de yaşamın nasıl kurulduğunu ve hangi koşullarda sürdürüldüğünü görünür kılar. Dolayısıyla daha sağlıklı ve onurlu bir yaşlanma süreci, yalnızca bireysel önlemlerle değil; eşitlikçi, koruyucu ve erişilebilir sağlık politikaları ile sosyal adaletin güçlendirilmesiyle mümkün olabilir.
