“Sevgili kızım, kabul ediyorum yaşlandığımı.
Yaşlılık da bir işe yaramıyor bu dünyada,
İşte diz çöküp yalvarıyorum önünde,
Bana yiyecek ver, giyecek ver, esirgeme benden yatacak yeri.”
-William Shakespeare, Kral Lear, II. Perde, VI. Sahne
Uzm. Dr. Buğra Kaan Yazgı
Adli Tıp Kurumu /Ankara Üniversitesi Adli Antropoloji Anabilim Dalı
William Shakespeare’in Kral
Lear oyunundan esinlenen
sahnede, yaşlı Kral Lear,
ölüm döşeğindeki kızı Cor-
delia’nın yanında betimlen-
miştir.
Lear’ın fiziksel çöküşü ve
Cordelia’nın sessiz vedası,
yaşlılık, iktidarın sonu, aile
bağları ve ölümün kaçınıl-
mazlığını simgeleyen en
güçlü görsel anlatımlardan
biridir.

İnsanlık, yaşlılar ve yaşlılık üzerine binlerce yıldır farklı hikayeler anlatıyor. Japon kültürünün Ubasute anlatısında yaşlılar topluma yük oldukları düşünüldüğü için dağa terk edilirken, Shakespeare’in Kral Lear’ında servetini ve gücünü çocuklarına devrettikten sonra saygınlığını, otoritesini ve sonunda insanlık onurunu kaybeden yaşlı bir kral anlatılır. Her ikisi de ortak bir korkuya işaret eder: Yaşlandıkça değersizleşmek ve yalnız bırakılmak!

Tsukioka Yoshitoshi, Obasute Dağı (Obasuteyama), Ayın Yüz Görünümü dizisinden (1886).
Japon halk anlatılarındaki
Ubasute efsanesini konu
alan eser, yaşlı annesini
sırtında dağa taşıyan oğul
üzerinden yaşlılık, bakım ve
toplumsal sorumluluk te-
masını işler.
Biyolojik olarak yaşlılık, insanda yaşamı boyunca hücresel düzeyde oluşan hasarların birikimidir. Bu hasarlar zamanla sağlığın bozulmasına, hastalıkların baş göstermesine, bireyin fiziksel ve zihinsel kapasitesinin azalmasına yol açar. Geçen yıllar tek başına belirleyici değildir. Genetik etkenlerin yanı sıra çevresel
ve davranışsal faktörler de kişinin yaşlanma hızını önemli ölçüde etkiler. Ancak yaşlılığı yalnızca biyolojiyle açıklayamayız; yaşlılık aynı zamanda toplumsal bir olgudur. Eğitim, gelir seviyesi, çalışma koşulları gibi birçok toplumsal etken, insanların yaşlanma sürecini değiştirir. Aynı yaştaki ki bireyden biri bağımsız bir yaşam sürdürürken diğeri hayatta kalabilmek için dahi desteğe ihtiyaç duyabilir. İnsanlar aynı hızda yaşlanmadığı gibi aynı yaşlılığı da yaşamaz!

Bastonuna yaslanan yaşlı bir bireyin elleri.
Kırışıklıklar ve baston, yaşlanmanın bedensel etkileri
kadar destek ihtiyacını ve yaşam deneyimini de simgeler.
Yaşlılık anlayışı ve yaşlı kabul edilen yaş sınırı toplumdan topluma değiştiği gibi geçmişten günümüze de sürekli değişim gösterdi. Dünyanın büyük çoğunda doğurganlığın düşmesi, insan ömrünün uzaması gibi sebepler yaşlı nüfusun oranını da arttırdı. Gelişmekte olan, genç nüfus yapısına sahip ülkelerde bu değişim gelişmiş ülkelerden çok daha hızlı gerçekleşti. Bu toplumlarda sosyal yapı uyum sağlamaya fırsat bulamadı. Geleneksel olarak yaşlıların ölene kadar evlatları ve torunlarıyla yaşadığı yapı, ekonomik nedenlerle aile bireylerinin ev dışındaki iş hayatına katılması gibi sebeplerle sürdürülemez hale geldi. Aileleri nin sorumluluğu olan yaşlı bakımı, nüfusun yaşlanmasıyla toplumsal bir sorun haline geldi. Kâr ve sermaye odağıyla, katkı sağlayamayacak durumda olanları dışlamak üzerine kurulu modern toplum yapısı, onları günlük hayatın içinden çıkartırken, iyilik halini ikinci plana attı. Tüm bu faktörler, engelliler veya çocuklarda olduğu gibi yaşlıların da ihmal ve istismara maruz kalma tehlikesini arttırdı.

Yaşlı istismarı, yaşlı bireye zarar veren, onu tehdit eden ya da haklarını ihlal eden her türlü davranış ve ihmali kapsar. İstismar; fiziksel, psikolojik, cinsel veya ekonomik yollarla uygulanabilir. Yaşlı bireye fiziksel olarak zarar verilmesi, hareket özgürlüğünün kısıtlanması ya da istemediği halde alıkonulması fiziksel istismar olarak tanımlanır.
Duygusal veya psikolojik istismar; sıklıkla karşılaşılan, çoğu zaman istismar olduğundan bile haberdar olunmayan, bireyde zihinsel bir ıstırap oluşturan her türlü eylemdir. Yaşlı ile bir çocukmuş gibi konuşmak, karar süreçlerine dahil etmemek, bakım sağlamamakla tehdit etmek gibi bireyin psikolojisini zedeleyen, kişiye zarar veren eylemlerin tümü psikolojik istismardır. Yaşlının ekonomik istismarı ise bireyin para ve mal varlığının izinsiz veya hile ile kullanılmasıdır. Telefon veya diğer yollarla ulaşılan yaşlı kişilerin sürekli bir panik halinde tutularak çeşitli yöntemlerle dolandırılması ekonomik istismarla ilgili en sık duyduğumuz, çoğu zaman haberlere konu olan örneklerden bazıları. Yaşlının cinsel istismarı sayısal olarak az görülse
de etkileri bakımından en sarsıcı şiddet türlerinden biridir. Birey ve toplum üzerindeki etkileri çok daha derindir. Cinsel istismar kimi yerlerde fiziksel istismar altında değerlendirilse de cinsel saldırının bıraktığı psikolojik etkiler de dikkate alınarak birçok sınıflandırmada ayrı bir istismar türü olarak değerlendirilir. Yaşlı ihmali; yaşlının ihtiyaç duyduğu bakım, destek ve yardım sorumluluklarının farkında olarak (aktif ihmal) veya farkında olmadan (pasif ihmal) yerine getirilmemesidir. Bakım verenlerin bilgi eksikliği nedeniyle temel bakım ihtiyaçlarının karşılanamamasıyla ortaya çıkan pasif ihmal toplumsal bir zayıflığın da göstergesidir.
İnternet haberlerinde yaşlılara yönelik dolandırıcılık olayları.
Dijitalleşmeyle birlikte yaşlı bireyler, telefon ve kimlik
dolandırıcılığı başta olmak
üzere ekonomik istismarın
en sık hedef alınan gruplarından biri haline gelmiştir.

Çoğu şiddet formunda olduğu gibi yaşlı istismarında da kendini savunamayacak veya yardım alamayacak durumda olanların daha büyük risk altında olduğunu görüyoruz. Bakım verene bağlılığı yüksek, fiziksel ve/veya ruhsal sağlığı kötü, geliri ve sosyoekonomik durumu düşük, sosyal olarak izole edilmiş yaşlıların istismara uğrama riski daha yüksektir. İstismarcı açısından bakıldığında da yine çoğu toplumsal şiddet türünde olduğu gibi depresyon ve depresif ruh hali, yüksek alkol ve uyuşturucu kullanımı, mağdura finansal veya duygusal bağımlılık istismar uygulama riskini arttırmaktadır.
Üstelik yaşlı istismarı sanıldığından çok daha yaygın! Dünya çapında yaşlı nüfusun %15,7’sinin istismara maruz kaldığı düşünülüyor. Yirmi sekiz ülkenin dahil edildiği bir çalışmada psikolojik istismarın açık ara en sık görülen tür olduğu ortaya konmuşken, dikkat çekici bir diğer bulgu da istismar maruziyetinde cinsiyetler arasında fark bulunamaması. Yaşlı istismarı denince akla ilk gelen fiziksel istismar olsa da çoğu zaman dışarıdan fark edilemeyen psikolojik istismar çok daha yaygın.
Türkiye’de ise yaşlı istismarı ile ilgili en büyük sorun veri yetersizliği. Farklı çalışmalarda yaşlı istismarı oranı %1,8 ila %28,5 arasında geniş bir aralıkta tespit edilmişse de geniş çaplı, çok merkezli çalışmaların bulunmaması sorunun gerçek boyutunu ortaya koymayı zorlaştırıyor. Hekimlerle yapılan bir çalışmada hekimlerin yarısına yakınının meslek hayatları boyunca yaşlı ihmali veya istismarıyla karşılaştıkları ancak mağdurun zarar görebileceği endişesi, devlet korumasının yetersiz görülmesi, istismardan emin olamama gibi nedenlerle bildirimde bulunmaktan kaçındıkları gösterilmiştir. Aile bağlarının güçlü olduğu
düşünülen ülkemizde yaşlı istismarının gerçek sıklığını söylemek güç. Bunun en önemli nedenlerinden biri, vakaların önemli bir bölümünün görünür olmaması. Peki, sorun gerçekten az mı görülüyor yoksa kayıt ve bildirim eksikliği nedeniyle görünür hale mi gelemiyor? Dolayısıyla nüfusun yaşlanmasıyla birlikte yaşlı istismarı daha fazla konuşulmaya başlasa da sorunun gerçek boyutunu ortaya koyacak verilere henüz sahip değiliz.
Türkiye’de 2008–2023 yılları arasında yaşlı nüfusun
sayısı ve toplam nüfus içindeki oranındaki değişim.
Hem yaşlı nüfus hem de
yaşlı nüfus oranı yıllar içinde
düzenli bir artış göstermiştir.

Görüldüğü gibi yaşlı istismarının temel dinamikleri aslında diğer toplumsal şiddet türleriyle benziyor. Engelliler, çocuklar, kadınlar ve yaşlılar… İlk bakışta birbirinden farklı görünen tüm bu grupların ortak noktası şiddet failine karşı koyacak ekonomik ve toplumsal güçlerden yoksun olmaları, güç hiyerarşisinde aşağıda yer almaları. Özellikle toplumun yoksul kesimlerinde yaşlıların bireysel güvenceleri olmadığı gibi bulundukları sosyoekonomik grupnedeniyle kamusal hizmetlere de erişimlerinde zorluklar bulunuyor. Sosyal hizmetlere ulaşım, evde bakım desteği, bakım verenlerin desteklenmesi gibi önlemler risk gru-
bundaki yaşlıların ihmal ve istismardan korunabilmesi için düşük maliyetli ve yüksek etkinlikte çözümlerden bazıları. Elbette nihai çözüm, toplumsal eşitsizliği besleyen temel dinamikleri değiştirmekten geçiyor. Toplumsal dönüşümün sağlanması, şiddetin bir çözüm olmaktan çıkarılması ve gelir adaletsizliğinin azaltılması yaşlı istismarıyla beraber toplumsal şiddet sorununun da köküne dokunulmasını sağlayacaktır.
Her ne kadar artık yaşlanan bireyleri dağ başına terk etmiyorsak da binlerce yıl sonra bile henüz olmamız gereken yerde değiliz. Bir zamanlar yük görüldüğü için dağ başına bırakılan yaşlılar, bugün toplumun içinde görünmez hale geliyor, yalnızlığa itiliyor. Kral Lear’ın kaderine benzer şekilde, insan yaşlandıkça sözü daha az dinleniyor, küçümseniyor ve yalnız bırakılıyor. Yaşlılığın yük değil, yaşamın doğal ve saygın bir evresi olarak kabul edildiği; her insanın bu dönemi onuruyla yaşayabildiği bir toplum kurabildiğimizde hem Kral Lear hem de Ubasute yalnızca geçmişin karanlık hikayeleri olarak kalacak!
