Çünkü hem devlet bir aşiret tarafından kurulmuş hem de Urartu’nun
egemenliği boyunca en büyük çabası, göçebe toplumları
yerleşik hale getirmek ve yeni kurduğu kentlere nüfus sağlamak
yönünde olmuştu.
Editör: Kemalettin Köroğlu
Baskısı yapılmadan birkaç ay önce Homer Kitabevi’nin sahibi sevgili Ayşen Hanım arayarak Erkan Konyar’ın Urartu kitabı için son bir okuma yapmamı istediklerini söyledi. ‘Ne kadar zamanım var?’ diye sorduğumda bu tür işlerde genellikle duymaya alışık olduğumuz cevabı aldım: “Zamanımız sınırlı, sempozyuma yetiştirmek istiyoruz”.
İtiraf etmeliyim, Urartu ile ilgili hemen her konunun tartışıldığı 350 sayfayı bulan bir kitap beklemiyordum.

Urartu Krallığı, Doğu Anadolu, Güney Kafkasya, Kuzeybatı İran ve Irak’ın bir bölümünü kapsayan geniş ve zorlu bir coğrafyaya yayılmıştı. Günümüzde Türkiye, Ermenistan, Nahçıvan, İran ve Irak topraklarında bu krallığa ait yerleşmeler, yazıtlar ve diğer kültür kalıntıları bulunuyor. Ancak her ülkede yapılan çalışmalar farklı dillerde ve farklı önceliklerle yapılmakta. Bu nedenle geniş bir literatürü bir araya getirmek önemli bir çaba gerektiriyor.
Bu durumun zorlukları dışında, objektif değerlendirmenin önündeki en büyük çıkmazlardan biri, 19. yüzyıldan beri Urartu çalışmaları yürüten birçok akademisyenin bu krallığa “hayran” olmaları veya bir şekilde kendi kültür ve kökenleriyle bağlar kurarak yapılanları yüceltmeleridir. Zaman zaman hepimizin yazdığı Urartu’yu tanımlayan cümlelerde “en önemli”, “en büyük”, “en ileri” gibi birçok ifadenin olması işte bu yüzdendir. Bu yaklaşım biçimi, Doğu Anadolu ve çevresinde günümüze ulaşmış bütün görünür işlerin, kaya işçiliğinin, kaya mezarlarının, basamaklı tünellerin ve sarnıçların tartışmasız Urartu olarak değerlendirilmesine yol açtı. Oysa Doğu Anadolu’da Urartu’yu izleyen dönemlerde taş işçiliği konusunda en az onun kadar gelişmiş ürünleri olan birçok uygarlık bu coğrafyaya gelmişti. Ancak uzmanların Urartu’ya olan hayranlığı sonraki süreçlerin gölgede kalmasına neden oldu. Günümüzde bu yüzden Pers dönemi ile Helenistik ve Roma dönemleri boyunca bölgenin gerçek yapısını değerlendirecek yeterince arkeolojik bulguya sahip değiliz.
Urartu Krallığı, kuruluşunun hemen arkasından, aslında dönemindeki birçok Demir Çağı krallığı gibi yazıyı kullanmaya başlamıştı. Urartular, rekabeti Yeni Asur Krallığı’yla sürdürdükleri için bu konuda da onları model almış ve krallarını yücelten çok sayıda uzun kitabe yazdırmışlardı. Bu yazıtların amacı, Urartu devletini ve onu Tanrı Haldi adına yönettiğini iddia eden kralını yüceltmek ve kusursuz göstermekti. Urartu, bu yazıtları esas alan bir bakış açısıyla ele alınırsa kuruluşundan itibaren ideal bir devlet örgütlenmesi ve kusursuz bir model oluşturduğu yolunda abartılı bir algı beslenmiş olur. Oysa gerçekte bu devlet de iç kriz dönemleri, iniş ve çıkışlar, başlangıç ve yıkılış süreçleri yaşamıştı.
Urartu Krallığı’nı çok yönlü olarak ele almanın önündeki zorluklardan bir diğeri coğrafyasıdır. Beş ülkeye dağılmış kalıntılar, ülke sınırlarına ek olarak birbirinden sıradağlarla ve derin vadilerle ayrılmış farklı özelliklere sahip coğrafi birimlerde bulunur. Urartu’nun batısındaki Keban – Karakaya Bölgesi ve kuzeyindeki Aras Vadisi görece daha sıcak ve bereketli ovalara sahipken ülkenin geri kalanı denizden bin 500-2 bin metre ve daha yüksek yayla niteliğindedir.
Urartular Asurluları Model Aldı
Urartu, kentleşme konusunda birkaç bin yıllık Mezopotamya geleneklerine sahip bir devleti, Yeni Asur Krallığı’nı model almıştı. Ancak bu dönemde Doğu Anadolu ve çevresinde bu sisteme uygun yerleşik nüfus yok denecek kadar azdı. Toplumun büyük bölümü göçebe ve yarı-göçebe aşiretlerden oluşmaktaydı. Urartu Devlet modelini ve kurulan sistemin nasıl çalıştığını, kazanımlarını, zorluklarını ve çıkmazlarını değerlendirebilmek, bu aşiretlerle devlet ilişkisi konusunda krali yazıtlardaki tek yanlı ipuçlarını, göçebelerin yaylalardaki silik izlerini ve halen var olan aşiret sistemini irdelemekle ancak mümkün olabilir.
‘Aşiretten Devlete’ Urartular
Meslektaşım Erkan Konyar tarafından hazırlanan ve bizim de kısa sürede ilgiyle ve heyecanla okuduğumuz kitapta, işte bu sorunlu konuları aşma ve Urartu’yu daha gerçekçi analiz etme çabası sezilmektedir. Bu Urartu çalışmaları açısından umut vericidir. Kitabın başlığına taşınan “Aşiretten Devlete” tanımı bu anlamda gerçekçi bir yaklaşımdır. Çünkü Urartu’nun egemenliği boyunca en büyük çabası, göçebe toplumları yerleşik hale getirmek ve yeni kurduğu kentlere nüfus sağlamak yönünde olmuştur.
Kitabın giriş bölümü büyük oranda aşiret düzeni, teorik yaklaşımlar ve Urartu’nun bu düzeni değiştirme odaklı projelerine ayrılmıştır. İkinci bölümde, Urartu’yu meydana getiren aşiretlerden önce MÖ II. binyılda bölgede var olan yine göçebe yayla kültürü değerlendirilmiştir.
Urartu çalışmalarının tartışmalı alanlarından biri İlk Demir Çağı, bir diğer deyişle Urartu öncesindeki aşiretlere ait materyal kültür ve bunların devam etme sürecidir. Göçebe ve yarı göçebe toplumların yapıları ve yaşam biçimleri gereği kendi kültürlerini koruma ve geleneklerini sürdürme konusunda ne kadar katı oldukları göz önüne alınmadan bu bölümün doğru tartışılması zordur. Konyar, üçüncü bölümde göçebe dünyaya daha gerçekçi bir bakış açısıyla bakan değerlendirmeler yapmıştır. Bu toplumların yaylalarda ve kırsal bölgelerde Urartu döneminde de var olduklarını, dolayısıyla günlük eşyalarını da kullanmaya devam ettiğini vurgular.
Doğu Anadolu yaylasında krali kentler,
aşiret merkezleri, din, dil, yazı ve sanat…
Dördüncü ve en uzun bölüm Urartu’ya ayrılmıştır. Burada Urartu ülkesi, tarihsel veriler, devlet yapısı, kentler, kaya işçiliği, din, ölü gömme gelenekleri, dil, yazı ve sanat gibi birçok konu zengin bir literatür ve görselle birlikte sunulmuştur. Bu bölümün dikkate değer yeni yaklaşımlarından biri, Urartu Krallığı’nı yeni bir yerleşim modeli çerçevesinde değerlendirme çabasıdır. Son yıllara kadar bazı istisnalar dışında çoğunlukla her noktayı başkent Tuşpa’dan yöneten merkezi bir devlet tanımı yapılmaktaydı. Harun Danışmaz tarafından önce doktora tezi, sonra da kitap olarak hazırlanan ‘Urartu Krallığı: Yönetim ve Organizasyon’ başlıklı çalışmada önerdiğimiz krali kentler ve aşiret merkezleri ayrımı Konyar tarafından da değerlendirilmiş ve devlet-aşiret yapısını açıklamada öne çıkarılmıştır.
Bu kitap, Doğu’daki yaylalarla yeni kurulan kentlerin ilişkilerinin, krallıkla göçebelerin yan yana yaşamlarının ve özellikle İlk Demir Çağı’na ilişkin ayrıntılı arkeolojik tartışmaların bir arada sunulması açısından önemlidir. Bir diğer bağlamda, Urartu’nun materyal kültürünü yazarın kendi tecrübelerini de katarak tanımlamaya çalıştığı uzun yılların birikimi bir çalışmadır.

Urartu Aşiretten Devlete
Editör: Kemalettin Köroğlu
Homer Kitabevi
