Yaşlı bir kralın son anları: I. Hattuşili’nin vasiyeti

Bir zamanlar orduların önünde yürüyen hükümdar, artık yalnızca korunmak ister. Ne savaşlardan ne de isyanlardan korkar. Onun korkusu unutulmaktır! Belki de yaşlılığın özü burada saklıdır. İnsanın dünyayı yönetme isteğinden vazgeçip, yalnızca hatırlanmayı istemesinde…

Doç. Dr. Tülin Cengiz
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü

Yaşlılık, insanın kendi sonunu değil, kendisinden sonrasını düşünmeye başladığı dönemdir; vasiyetler ise ölümün eşiğinden geleceğe bırakılan son sözler…

Hitit metinlerinde krallar çoğu zaman güçlü, tanrıların desteğini arkasına almış figürler olarak karşımıza çıkar. Ancak Hattuşili’nin vasiyeti, bu görkemli görüntünün ardındaki insanı görünür kılar. Düzeni korumaya çalışan ama düzenin kendi ellerinin arasından kayıp gittiğini hisseden yaşlı bir erkeği…

Bu yüzden Hattuşili’nin vasiyet metni yalnızca bir taht meselesi değildir; Aynı zamanda bir ömrün muhasebesidir. İnsan aşlandığında geçmiş büyür. Yapılan hatalar daha belirgin hale gelir. Kırgınlıklar derinleşir. Bazen en yakınlarına, hatta kendi çocuklarına bile yabancılaşabilir. Hattuşili’nin sözlerinde hissedilen duygu tam da budur. İktidarın ortasında büyüyen derin bir yalnızlık! Belki de bu
yüzden binlerce yıl sonra bile bu metin bize tanıdık gelir!

Tacın altındaki yalnızlık

Yaklaşık 3 bin 700 yıl önce, Hitit Devleti’nin kurucusu kabul edilen I. Hattuşili de böyle bir dönemde kaleme sarıldı. Daha doğrusu, hasta yatağında yatan yaşlı kral, söylemek istediklerini yazıcılara dikte etti. Ortaya çıkan metin, bugün Anadolu’da bilinen en eski vasiyetname niteliğindeki belgelerden biri olarak kabul edilir.

Kuşşara’da yazdırılan bu belge, ilk bakışta bir taht meselesiyle ilgilidir. Hattuşili, kendisinden sonra Hitit tahtına kimin geçeceğini belirlemek ister. Ancak metin dikkatle okunduğunda bunun yalnızca bir veliaht tayini olmadığı anlaşılır. Çünkü burada konuşan kişi, yalnızca bir kral değil; ömrünün sonuna yaklaşmış, kurduğu devletin geleceği konusunda kaygı duyan bir insandır.

“O gözyaşı dökmedi, acımadı.”

Hattuşili, Labarna’yı kötü bir komutan, başarısız bir yönetici ya da yetersiz bir veliaht olmakla suçlamaz.
Onu merhametsizlikle itham eder. Daha da önemlisi, bu sözlerin hastalığından söz ettiği satırların hemen ardından gelmesidir. Hattuşili’nin
satırlarında hissedilen şey yalnızca bir hükümdarın öfkesi değil, ömrünün sonuna yaklaşırken kendisini
yalnız hisseden bir insanın kırgınlığıdır. İnsan, en çok da acısını paylaşmayanlara kırılır. Çünkü acı, insanın en savunmasız halidir.

Labarna, sıradan bir veliaht değildir. Genç prens, Hattuşili’nin kız kardeşinin oğludur ve kral tarafından evlat edinilerek tahtın varisi ilan edilmiştir. Hattuşili’nin neden kendi oğullarından biri yerine kız kardeşinin oğlunu seçtiği bugün hala tam olarak açıklanabilmiş değildir.

Ancak vasiyetname, kralın veliaht seçiminde kan bağından çok karaktere önem verdiğini gösterir. Hattuşili’ye göre bir kralı kral yapan şey yalnızca soyu değil, sahip olduğu erdemlerdir.

Ancak Hattuşili’nin gözünde Labarna artık kendi iradesiyle hareket eden bir genç değildir. Onun arkasında başka bir güç bulunmaktadır: Annesi. Kralın kız kardeşi olan bu kadın, vasiyetnamede alışılmadık derecede sert ifadelerle anılır:

“ O, kralın sözüne aldırmadı. Bir yılan olan annesinin sözünü dinledi.”

Bu satırlar, yaşlı kralın korkularını açıkça ortaya koyar. Hattuşili, yalnızca bir veliahtı değil, onun arkasında şekillenen yeni bir iktidar odağını da görmektedir. Vasiyetnameye yansıyan kaygılar, kız kardeşinin saray üzerindeki etkisinin kral tarafından ciddi bir tehdit olarak algılandığını düşündürür.

Bu nedenle ‘yılan’ benzetmesi rastgele seçilmiş bir kelime değildir. Araştırmacıların da dikkat çektiği gibi, burada yılan; sessizce güç kazanan, mevcut düzeni tehdit eden ve kontrol altına alınmadığında krallığı tehlikeye sürükleyebilecek bir unsurun sembolü olarak karşımıza çıkar. Hattuşili’nin gözünde tehlike artık sınırların ötesinde değil, sarayın içindedir.

Bu pasajda dikkat çekici olan şey, Hattuşili’nin yalnızca Labarna’yı eleştirmemesi; geleceğe dair bir senaryo kurmasıdır. Yaşlı kral burada adeta yaklaşan bir felaketi görür gibidir.

Büyük Kral, kendisine ihanet ettiğini düşündüğü Labarna’yı veliahtlıktan uzaklaştırmış ve sürgüne göndermiştir. Ancak vasiyetnamenin dikkat çekici yönlerinden biri, bu cezanın mutlak bir dışlama biçiminde uygulanmamasıdır. Hattuşili, tahtı ondan alır; fakat yaşamını elinden almaz. Ona bir ev verilmesini, yiyip içmesini ve huzur içinde yaşamasını emreder. Hatta iyi davranışlarda bulunduğu tak-
dirde yeniden şehre gelebileceğini de açıkça belirtir.

Bu satırlarda yaşlı kralın yalnızca otoritesi değil, merhameti de açığa çıkar. Çünkü Hattuşili’ye göre gerçek güç, cezalandırma imkanına sahipken onu kullanmamak, ölçülü davranabilmektir. Belki de kralın kendisini, ‘acıma duygusundan yoksun’ olmakla suçladığı Labarna’dan ayıran en temel özellik de budur.

Ömrünün son yıllarını aile içi çekişmeleri, ihanetleri ve isyanları bastırmaya çalışarak geçiren Hattuşili’nin en büyük kaygısı, ardında bırakacağı krallığın geleceğidir. Yaşlanan kral için artık mesele fetihler değil, kendisinden sonra iktidarın devamını sağlayacak doğru kişiyi bulabilmektir. Bu kişi, büyük olasılıkla torunu genç Murşili’dir.

Arslanın son mevsimi

Hattuşili’nin Murşili’ye duyduğu güvenin temelinde yalnızca hanedan bağı değil, onun karakteri vardır. Vasiyetname boyunca öne çıkan merhamet, iyilik ve sağduyu gibi erdemlerin Murşili’de bulunduğuna inanmaktadır. Bu nedenle onu yalnızca veliaht olarak değil, kendi mirasının taşıyıcısı olarak görür. Kralın Murşili için kullandığı şu ifade dikkat çekicidir:

“Tanrı ancak bir arslanı, bir arslanın yerine koyar.”

Bu sözler yalnızca bir hükümdarın halefini ilan etmesi değildir. Aynı zamanda ömrünün sonuna yaklaşan bir kralın kendisinden sonra yaşayacak olan düzene duyduğu umudun ifadesidir. Hattuşili, Murşili’de yalnızca geleceğin kralını değil, kendi değerlerini, ideallerini ve yönetim anlayışını yaşatacak kişiyi görmektedir. Belki de bu yüzden vasiyetnamenin bu kısmında ilk kez korkunun yerini güven alır. Ölüm yaklaşırken bile onu teselli eden şey, ardında yalnızca bir taht değil, onu koruyacak bir varis bırakacağını düşünmesidir

Murşili’yi veliaht ilan etmek, Hattuşili için işin yalnızca başlangıcıdır. Yaşlı kralın asıl kaygısı, kendisinden sonra tahtın kime geçeceğinden çok, o tahtın nasıl korunacağıdır. Bu nedenle vasiyetnamenin sonraki bölümleri bir hükümdarın son siyasi öğütleri niteliğindedir.

Hattuşili, Hattuşa’nın ileri gelenlerine Murşili’yi yalnız bırakmamalarını, onu iyi bir kral olarak yetiştirmelerini ve devletin birliğini korumalarını öğütler. Özellikle dikkat çeken nokta, kralın sürekli olarak birlik ve beraberlik üzerinde durmasıdır. Çünkü uzun bir ömrün sonunda edindiği en önemli tecrübelerden biri şudur: Bir devleti dış düşmanlardan önce iç çekişmeler yıkar!

Bu nedenle Murşili’nin çevresindekilere seslenirken yalnızca sadakat değil, ortaklık da talep eder. “Soyunuz bir sürü gibi birlik olsun” derken aslında geleceğin hükümdarına değil, geleceğin devletine seslenir. Onun gözünde krallığın devamlılığı tek bir kişinin gücüne değil, aynı amaç etrafında birleşmiş insanların varlığına bağlıdır.

Vasiyetnamenin bu bölümlerinde yaşlı kralın seslenişinde dikkat çekici bir değişim hissedilir. İhanetlerden söz ettiği satırlardaki kırgınlık yerini tecrübeye bırakmıştır. Artık konuşan kişi yalnızca bir hükümdar değil, hayatının sonuna yaklaşırken geçmiş hatalardan ders çıkaran bir bilgedir. Murşili’ye bırakmak istediği en büyük miras da taht değil, bu tecrübedir.

Hattuşili’nin birlik konusundaki ısrarı tesadüf değildir. Bu uyarıların arkasında, kendi ailesi içinde yaşadığı acı tecrübeler bulunur. Yaşlı kral, Murşili’nin çevresindekilere seslenirken geçmişte yaşananları hatırlatır ve özellikle oğlu Labarna’nın başına gelenleri örnek gösterir. Tapaşşanda şehrine yönetici olarak gönderdiği Labarna’nın, çevresindekilerin etkisiyle babasına karşı kışkırtıldığını anlatır. Hattuşili’nin gözünde tehlike yalnızca hırslı bireyler değil, onları yönlendiren çevrelerdir. Bu nedenle Murşili’den, saraydaki fitne ve bölünmenin izlerini temizlemesini ister.

Yukarıdaki satırlardan da anlaşılacağı üzere yaşlı kralın sınandığı tek isyan bu değildir. Oğlu Labarna’nın ayaklanmasını bastırmasının ardından bu kez kendi kızı tarafından desteklenen bir hareketle karşı karşıya kalır.

Vasiyetnameye göre, kralın bir erkek varis bırakmayacağı yönündeki söylentiler başkentte yayılır ve bu durum kızının ve onun oğlunun etrafında yeni bir iktidar beklentisi yaratır. Sonunda aile içindeki rekabet açık bir çatışmaya dönüşür, olaylar kan dökülmesine kadar varır. Hattuşili isyanı bastırır, kızını sürgüne gönderir ve mallarına el koyar. Sözün özü Hattuşili kızını affetmemiş ama intikam da almamıştır. Yaşlılık, güç ve merhamet arasındaki dengeyi bundan daha iyi gösteren çok az pasaj vardır.

Bir zamanlar krallığını dış düşmanlara karşı koruyan Hattuşili, artık en zorlu mücadelelerini kendi evinin içinde vermektedir. Ailesinin yol açtığı isyanları ve ihanetleri anlattıktan sonra Hattuşili’nin amacı yalnızca geçmişin hesabını çıkarmak değildir. Asıl amacı, Murşili’nin aynı hataları tekrarlamamasını sağlamaktır. Bu nedenle vasiyetnamenin son bölümleri, bir kralın siyasi talimatlarından çok, yaşlı bir insanın geride bırakacağı son öğütler olarak okunabilir.

“Oğlum Murşili, sen onu kabul et; babanın sözlerini korursan ekmek yiyeceksin, su da içeceksin.”

İlk bakışta sıradan bir öğüt gibi görünen bu sözler, aslında yaşlı kralın bütün hayat tecrübesinin
özeti gibidir. Hattuşili için düzenin, huzurun ve devletin devamlılığının temeli; geçmişten gelen
bilgeliğin korunmasıdır. Bu nedenle Murşili’den yalnızca güçlü olmasını değil, dinlemesini ve
öğrenmesini ister.

Daha da dikkat çekici olanı, kralın kendi sözlerinin unutulmaması konusundaki ısrarıdır. Vasiyetnamenin sonunda, bu tabletin Murşili’nin huzurunda her ay yüksek sesle okunmasını emreder. Bu istek, yalnızca siyasi bir tedbir değildir. Aynı zamanda yaşlı bir insanın ölümden sonra da sesinin duyulmasını istemesidir. Çünkü unutulmak, belki de ölümün kendisinden daha ağırdır.

Kralın ardındaki insan…

Vasiyetnamenin en çarpıcı ve en insani satırlarından biri belki de burasıdır.

Çünkü bir anda devlet, taht, isyanlar, pankuş, veliahtlar geri çekilir ve geriye yalnızca ölmek üzere olan yaşlı bir insan kalır.

Hattuşili’nin bu sözleri, bir kral buyruğundan çok ölümle yüzleşen bir insanın korkusunu yansıtır. Çünkü ölümün karşısında iktidar da sessizleşir.

Hitit dünyasının büyük hükümdarı, ömrünün sonunda bedeniyle toprağın arasına şefkatli bir temas koymaya çalışır. “Beni göğsünde taşı” derken, yalnızca bir cenaze törenini tarif etmez; insanın en eski arzularından birini dile getirir:

Ölürken bile yalnız kalmamak!

Bir zamanlar orduların önünde yürüyen hükümdar, artık yalnızca korunmak ister. Ne savaşlardan ne de isyanlardan korkar. Onun korkusu unutulmaktır! Belki de yaşlılığın özü burada saklıdır. İnsanın dünyayı yönetme isteğinden vazgeçip, yalnızca hatırlanmayı istemesinde…

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir