Yaşlılık, İktidar ve görmenin farklı biçimleri: Susanna ve Yaşlılar

Susanna ve Yaşlılar yalnızca Eski Ahit’ten alınmış bir öykünün resimsel anlatımı değildir. Yüzyıllar boyunca farklı sanatçılar tarafından yeniden yorumlanan bu tema, yaşlılık, otorite, bakış ve iktidar arasındaki ilişkinin de görsel bir kaydıdır. Sanat eserleri değişmez. Değişen, onlara yönelttiğimiz sorulardır. Her dönem kendi iktidar ilişkilerini bu eserlerde yeniden okur. Dört yüz yıl önce yapılmış bu resimlerin bugün hâlâ bize söyleyecek sözünün olması da tam olarak bundan kaynaklanır.

Abdullah Deveci
Sanat Tarihçi
Eskişehir Okulu

Resim sanatının tarihinde bazı öyküler yeniden ve yeniden resmin konusu olmuştur. Konu aynıdır ama değişen her ressamın olaya nereden baktığıdır. ‘Susanna ve Yaşlılar’ öyküsü bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Eski Ahit’in Daniel Kitabı’na sonradan eklenen öykü, Avrupa resminde yüzyıllar boyunca yeniden yorumlanır; her ressam aynı hikâyeye farklı görme biçimini taşır. Bu nedenle bu tabloları yalnızca kutsal metinlerde geçen bir olayın görsel karşılığı olarak görmek eksik kalır. Her biri, ait olduğu dönemin ahlakını ve iktidar ilişkilerini de görünür kılar.

Bu öykü, Katolik ve Ortodoks kiliselerinin kutsal kabul ettiği metinler arasında yer alır. Protestanlar ise onu kutsal metin saymaz; Yahudiler de bu türden metinleri reddeder. Daniel Kitabı’nda yer alan öykü kısaca şöyledir: Babil’de yaşayan erdemli ve varlıklı Yoakim’in eşi Susanna, evinin bahçesinde yıkanırken toplumun saygın yargıçlarından olan iki yaşlı erkek tarafından gizlice izlenir. Yalnız kaldığı bir anda karşısına çıkarak onunla birlikte olmak isterler. Susanna, bu isteği reddedince, kendisini genç bir erkekle zina ederken gördüklerini söyleyerek iftira atacaklarını söylerler. Susanna tehditlere boyun eğmez; bunun üzerine yaşlı erkekler toplum önünde genç kadını suçlar. Dönemin hukuk anlayışı gereği yaşlı yargıçların sözü güvenilir kabul edilir; Susanna ise taşlanarak ölüm cezasına mahkûm edilir. Tam bu sırada genç Daniel devreye girer
ve iki yaşlı erkeği ayrı ayrı sorgular. İfadelerindeki çelişkiler ortaya çıkar. Böylece gerçek anlaşılır; iftiracı yargıçlar cezalandırılır, Susanna ise aklanır. Tanrı hikmetiyle donatılmış Daniel, bu inançlı ve faziletli kadını kurtarmıştır. Bu öyküyü konu alan resimlerde de ya gözetleme / röntgencilik ya da ahlaksız teklifin yapıldığı an betimlenmiştir.

İlk bakışta bu hikâyenin merkezinde genç bir kadın yer alıyor gibi görünür. Oysa resimlerde asıl gerilim yaşlı erkek figürleri üzerinden kurulmuştur. Öykü yalnızca cinsel taciz ya da iftira üzerine değildir; yaşın sağladığı otoritenin, toplumsal gücün ve erkek egemen bakışın nasıl kötüye kullanılabildiği de gözler önüne serilir. Bu nedenle ‘Susanna ve Yaşlılar’ yalnızca dinsel bir anlatının resmedilmesi değil, aynı zamanda yaşlılık, iktidar ve bakmanın kültürel kodlarının görselleştirilmesidir. Burada dikkat çekici olan nokta yaşlılığın temsilidir. Bu iki erkek yalnızca yaşlı değil; aynı zamanda saygın yargıçtırlar.

Susanna ve Yaşlılar Freskosu,
3’üncü yüzyıl, Roma
Priscilla Katokompları.

“Yönlendirilmiş görme biçimi ve röntgencilik

Susanna’nın bu öyküsü inançlılar ve kilise tarafından çok ilgi görür ve Hıristiyanlığın erken tarihlerinden itibaren resimleri yapılır. Özellikle Rönesans’tan itibaren konunun gerilimli havasından farklı bir biçimde, Susanna, ideal kadın güzelliğinin temsilcisi olarak gösterilir. Hikâyenin gerilimi geri planda kalırken, resimde seyretmenin hazzı ön plana çıkar. İzleyici, Susanna’nın yaşadığı korkudan çok bedeninin güzelliğini fark eder. Böylece kutsal metnin ahlaki uyarısı, görsel beğeninin içinde erimeye başlar. 16’ncı yüzyıl Venedik’inin en önemli ressamı olan Titian’dan büyük ölçüde etkilenmiş Jocobo Tinterotto’nun 1555-1556 tarihli resmindeki yorum, bu anlayışın en bilinen örneklerinden biridir.

Jacobo Tinterotto,
Susanna ve Yaşlılar
(1555- 1556)
.
Tual üzerine yağlıboya, Kunsthistorisches
Museum, Viyana.

Ressam, Susanna’yı gündelik yaşamın doğal bir anı içinde betimler. Genç kadın aynaya bakmakta, saçlarını taramakta ya da süs eşyalarıyla ilgilenmektedir. Bu ayrıntılar ilk bakışta önemsiz görünür; ancak resmin anlamını belirleyen tam da bu sakinliktir. İzleyici, yaklaşmakta olan tehlikeyi Susanna’dan önce farkeder. Bahçenin arkasında gizlenen iki yaşlı erkek, kompozisyonun kenarında yer alsalar da bütün psikolojik gerilimi belirler. İzleyici istemeden olsa da yaşlı yargıçların bakış noktasına yönelir. Bu görme düzeni, Rönesans resminde sıkça karşılaşılan bir yöntemdir. Resim, Nurtaç Elçi Akpınar’ın Görsel Ziyafete Başkaldırı: Artemisia Gentileshi, Susanna ve Yaşlılar” adlı makalesinde belirttiği gibi, yalnızca gösterdiği temayı değil, gösterme biçimini de kurgular. İzleyici nereye bakacağını ressamın kurduğu kompozisyon sayesinde öğrenir. Susanna ve Yaşlılar tablolarında da bu yönlendirme büyük ölçüde yaşlı erkeklerin bakışını izlemeye dayanır. Onlar nereye yöneliyorsa göz de oraya gider. John Berger’in dikkat çektiği gibi, Batı sanatında bakmak çoğu zaman masum bir eylem değildir; bakış aynı zamanda sahip olmanın, değerlendirme yapmanın ve iktidar kurmanın aracıdır. Bu görme biçimi, Susanna’nın güzelliği kadar, ona yönelen bakışın meşruluğunu da sessizce kabul ettirir.

Koyu yeşillikler içinde yaprakların, çiçeklerin, ağaç gövdelerinin ve suyun dokusunu hissettiğimiz bahçe, Susanna’nın çıplak bedeninin mekanıdır. Banyo için ihtiyaç duyduğu eşyalar önünde serilidir. Işıltılı bedeniyle neredeyse ışık saçan Susanna, bir ayağını yanındaki su birikintisine uzatmış, diğer ayağını kollarıyla sarmış ve bir gül çitine yaslanarak aynadaki yansımasına bakar. Bütün bu ayrıntılar, Susanna’nın kendine ait bahçesinde yalnız ve güvende hissettiğini düşündürür. Resme hâkim olan yeşillikler, çiçekler ve kompozisyondaki zengin ayrıntılara rağmen, izleyicinin gözü sürekli Susanna’nın ışık saçan bedenine
yönelir. Aynadaki görünümüne memnun ve huzur içinde bakan Susanna, bizim de kendisine hayran kalmamızı ister. Yaşlı erkekler ise yeşilliklerin arasından sessizce yaklaşır. İlk bakışta resimde büyük bir hareket yoktur; fakat bütün gerilim bakışların yönünde gizlidir. Resme dikkatlice bakanlar Susanna’nın mahremiyetine tanıklık ederken, aynı zamanda bu mahremiyetin ihlaline de ortak olur. Resmin gücü tam burada ortaya çıkar. Seyreden kişi, yalnızca tabloyu değil, kendi bakışını da sorgulamaya başlar.

Peter Paul Rubens,
Susanna ve Yaşlılar,

1636-1639, ahşap üzerine yağlıboya, Kunstareal, Münih, Almanya.

Barok görkem içinde değişen hikâye

Rubens’in 1636-39 tarihli yorumunda ise beden çok daha hareketlidir. Barok uslubun dinamizmi, kıvrımlı çizgiler ve güçlü ışık etkisiyle birleşerek sahneyi neredeyse tiyatral bir gösteriye dönüştürür. Barok sanatın hareket duygusu ve güçlü ışık kullanımı sayesinde figürler daha canlı, daha etkileyici görünür. Susanna’nın şaşkınlığı ve yaşlı erkeklerin yaklaşımı aynı anda hissedilir. Ancak bütün bu dinamizme rağmen kompozisyonun merkezi yine genç kadının bedenidir. Rubens, bedenin hacmini, tenin parlaklığını ve
kumaşların dokusunu büyük bir ustalıkla işler. Bu ustalık, resmin estetik değerini yükseltirken izleyicinin dikkatinide sürekli aynı noktaya yöneltir. Hikâye ilerler; fakat göz bedenden ayrılmaz. Olayın asıl failleri olan yaşlı erkekler ise ikinci planda kalır.

Giovanni Francesca Barbieri (Guercino),
Susanna ve Yaşlılar,

1617, tuval Üzerine
yağlıboya, Prado Müzesi.

Guercino’nun resminde ise olayın dramatik yönü belirginleşmeye başlar. Figürlerin yüz ifadeleri ve beden hareketleri, psikolojik gerilimi artırır. Susanna artık yalnızca güzel bir kadın değildir; rahatsızlığını açıkça belli eden bir karakterdir. Buna rağmen yaşlı erkeklerin bakışı hâlâ anlatının belirleyici unsurudur.

Artemisia Gentıleschı,
Susanna ve İki İhtiyar,

161O, tuval üzerine yağlıboya, Schonborn Collection, Pommersfelden.

Ressam, onların varlığını sorgulamaz; yalnızca hikâyenin doğal bir parçası olarak kabul eder. Bu nedenle Guercino’nun resminde de bakışın yönü değişmez. Güç yine yaşlı erkeklerin bulunduğu taraftadır. Artemisia Gentileschi’ye gelindiğinde ise aynı öykü farklı
bir anlam kazanır. İlk bakışta kompozisyon benzerdir: Susanna ortadadır, iki yaşlı erkek ona yaklaşmaktadır. Fakat birkaç saniye sonra izleyici önemli bir farkı hissetmeye başlar. Ressamın ilgisi Susanna’nın bedenine değil, bedeninin verdiği tepkiyedir. Omuzların geriye çekilişi, başın kaçınan hareketi, kasılan sırt kasları ve yüz ifadesi, resmin merkezini oluşturur. Ressam güzelliği değil, rahatsızlığı görünür kılar. Böylece resim, seyredilen bir bedenin
görüntüsü olmaktan çıkar; mahremiyetin ihlal edildiği bir ana dönüşür.

Artemisia Gentileschi,
Susanna ve Yaşlılar, 1622.

Tual üzerine yağlıboya. Burghley House, Cambridgeshire England.

Artemısıa Gentıleschı,
Susanna ve Yaşlılar,

1652. Bologna Ulusal Sanat Galerisi (Pinacoteca nazionale di Bologna).

Bu değişiklik yalnızca estetik değil; aynı zamanda etik bir değişimdir. Çünkü izleyici artık yaşlı erkeklerle aynı noktada duramaz. Susanna’nın yüzüne baktığında, kendi bakışının da sorgulanması gerektiğini hisseder. Ressam, izleyiciyi rahatsız eden yeni bir görme düzeni kurmuştur. İşte Artemisia’nın yorumundaki farklılık burada ortaya çıkar. O, aynı hikâyeyi anlatırken yalnızca figürlerin yerini değil, vicdanın yönünü de değiştirmiştir!

Bu nedenle ‘Susanna ve Yaşlılar’ tabloları arasındaki farkı yalnızca üslup değişikliği olarak değerlendirmek yeterli değildir. Asıl değişen, resimlerin insana yönelttiği sorulardır. Tintoretto’nun tablosu “güzel olan nedir?” sorusunu öne çıkarırken, Artemisia’nın tablosu “güç nasıl kullanılır?” sorusunu gündeme getirir. Birinde estetik deneyim ağır basarken, diğerinde etik sorgulama ön plana çıkar. Aynı öykünün yüzyıllar içinde geçirdiği dönüşüm de tam olarak budur. İşte Artemisia Gentileschi’nin resimleri tam bu geleneğin içinde belirleyici bir kırılma yaratır. Aynı hikâyeyi, aynı figürlerle ve aynı kutsal metne bağlı kalarak resmeder; fakat izleyicinin durduğu yeri değiştirir.

Estetikten etiğe: Aynı hikâyenin yeni yorumu

Bugün bu resimlere yeniden bakmamızın nedeni de yalnızca sanat tarihine duyulan ilgi değildir. Bu eserler, toplumsal belleğin değişimini de gösterir. Dört yüz yıl önce doğal görülen birçok ayrıntı, bugün eleştirel biçimde okunmaktadır. Kadın bedeninin temsilinden yaşlı erkek figürünün otoritesine kadar pek çok unsur, çağdaş izleyicinin gözünde yeni anlamlar kazanır. Sanat eserleri değişmez; fakat onlara yönelttiğimiz sorular değişir. Bu nedenle her kuşak kendi ‘Susanna ve Yaşlılar hikayesi’ ni yeniden keşfeder. Artemisia Gentileschi üzerine yapılan çalışmaların büyük bölümü, ressamın yaşam öyküsü ile eserleri arasındaki ilişki üzerinde yoğunlaşır. Genç yaşta Agostino Tassi tarafından cinsel saldırıya uğraması ve ardından yıllarca
süren mahkeme süreci, uzun süre onun sanatını açıklayan temel unsur olarak değerlendirilir. Gerçekten de Artemisia’nın yaşamı, on yedinci yüzyıl Avrupa’sında kadın olmanın güçlüklerini anlamak açısından önemlidir. Ancak sanatçının resimlerini yalnızca yaşadığı travmanın görsel anlatımı olarak okumak, onun sanatsal başarısını gölgede bırakma tehlikesini de taşır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, Artemisia’nın güçlü kompozisyon anlayışını, renk kullanımını ve figür psikolojisini ön plana çıkararak onu yalnızca ‘mağdur kadın ressam’ kimliğiyle değerlendiren yaklaşımın yetersiz olduğunu gösterir.

Artemisia’nın aynı konuyu yaşamının ilerleyen dönemlerinde yeniden ele alması da dikkat çekicidir. İlk tablosunda korku daha belirgin iken sonraki yorumlarda Susanna’nın duruşu değişmeye başlar. Figür artık yalnızca kaçmaya çalışan bir kadın değildir; itiraz eden, karşı koyan ve yaşlı erkeklerin baskısını reddeden bir özneye dönüşür. Bu değişim, sanatçının teknik gelişimi kadar kadın karakterleri ele alış biçimindeki dönüşümü de gösterir. Artemisia’nın kadınları edilgen değildir; kendi kararlarını veren, acı çeken ama aynı zamanda direnen kişilerdir. Bu özellik, onu döneminin birçok ressamından ayırır.

Bu nedenle feminist sanat tarihçileri Artemisia’yı yalnızca başarılı bir Barok ressam olarak değil, kadın deneyimini görünür kılan ilk sanatçılardan biri olarak değerlendirir. Mary Garrard’ın çalışmaları özellikle bu noktaya dikkat çeker. Garrard’a göre Artemisia’nın resimleri kadın bedenini seyredilen bir nesne olmaktan çıkarıp yaşayan, hisseden ve tepki veren bir özneye dönüştürür. Daha sonraki araştırmacılar ise bu görüşü genişleterek, sanatçının eserlerinin yalnızca kadınlık deneyimiyle değil, dönemin kültürel ve siyasal yapısıyla birlikte okunması gerektiğini savunur. Böylece Artemisia’nın önemi yalnızca kadın ressam olmasından değil, resim dilini dönüştürebilmesinden kaynaklanır.

Yaş ayrımcılığına tersinden bakmak: Ayrıcalık olarak yaşlılık

Bütün ‘Susanna ve Yaşlılar’ resimlerine birlikte bakıldığında ortak bir tema öne çıkar: Bu anlatı yaşlılığın toplumsal anlamını görünür kılan en güçlü görsel örneklerden biridir. Resimlerdeki yaşlı erkekler yalnızca hikâyenin karakterleri değildir; aynı zamanda otoriteyi, bilgeliği ve güvenilirliği temsil ederler. Beyaz saçları, kırışmış yüzleri ve ağırbaşlı görünümleri, izleyiciye daha ilk bakışta bu izlenimi verir. Ancak anlatının en çarpıcı yanı tam da burada ortaya çıkar. Güven uyandıran bu kişiler, sahip oldukları saygınlığı kötüye kullanarak Susanna’yı sıkıştırır ve tehdit eder. Böylece yaşlılık ile ahlaki üstünlük arasında kurulan geleneksel bağ sorgulanmaya başlar.

Bu durum yalnızca Daniel Kitabı’nın ahlaki mesajı açısından değil, yaşlılığın kültürel tarihi bakımından da önemlidir. Simone de Beauvoir, Yaşlılık adlı kapsamlı çalışmasında yaşlılığın yalnızca biyolojik bir süreç olarak anlaşılamayacağını, her toplumun yaşlı bireylere farklı anlamlar yüklediğini belirtir. Bir toplum yaşlılığı bilgelikle özdeşleştirirken başka bir toplum aynı dönemi üretkenliğin sona erdiği, bireyin
görünmez hale geldiği bir evre olarak değerlendirebilir. Dolayısıyla yaşlılık, yalnızca biyolojik değil, kültürel olarak da inşa edilen bir kimliktir. ‘Susanna ve Yaşlılar’ anlatısı bu açıdan ilginç bir örnek sunar. Buradaki yaşlı erkekler yaşları nedeniyle güçsüz değil; tam tersine toplumsal saygınlık ve sorgulanmayan bir otoriteyle donatılmış kişilerdir. Resimlerde gördüğümüz yalnızca iki yaşlı erkek değil; yaşın, toplumsal güç ve güvenilirlikle ilişkilendirildiği bir düzenin görsel ifadesidir.

Bu nokta, günümüzde yaşlılık çalışmalarında sıkça tartışılan yaş ayrımcılığı kavramını farklı bir açıdan düşünmeye de olanak verir. Yaş ayrımcılığı çoğu zaman yaşlı bireylerin dışlanması ya da değersizleştirilmesi üzerinden ele alınır. Oysa tarihsel örnekler yaşın her zaman dezavantaj yaratmadığını gösterir. Bazı toplumlarda yaşlılık, bireye olağanüstü bir toplumsal güven ve karar verme yetkisi kazandırır. Dolayısıyla sorun yaşlılıkta değil; bu saygınlığın sorgulanamaz bir otoriteye dönüşmesindedir. ‘Susanna ve Yaşlılar’ tam da bu dönüşümü görünür kılar. Hikâye, yaşlı olmanın değil, yaşın sağladığı ayrıcalığın nasıl istismar edilebildiğinin hikâyesidir.

Sanat tarihinde uzun yıllar kadın bedeninin nasıl temsil edildiği tartışıldı; buna karşılık yaşlı erkek bedeninin hangi kültürel anlamları taşıdığı daha az sorgulandı. Oysa yaşlılık yalnızca biyolojik bir evre değil, aynı zamanda toplumsal olarak anlam yüklenen bir statüdür. Susanna öyküsünün gösterdiği gibi, bu iki yaşlı erkeğin gücü, fiziksel kuvvetlerinden değil; toplumun onlara atfettiği otorite ve itibardan kaynaklanır. Hikâyeyi bugün için de düşündürücü kılan tam olarak budur: Toplumsal meşruiyet kazanan her otorite, sorgulanmadığında istismara açık hâle gelebilir.

Yaşlı erkek bedeni ve toplumsal meşruiyet

Özetlemek gerekirse, Avrupa resim sanatının en uzun ömürlü ikonografik konularından biri olan Susanna ve Yaşlılar, ilk bakışta Eski Ahit’ten alınmış ahlaki bir anlatının görselleştirilmiş biçimi olarak değerlendirilebilir. Oysa bu resimler, kutsal metnin basit bir görsel karşılığı olmanın ötesine geçer. Rönesans’tan Barok döneme uzanan süreçte aynı öykünün defalarca resmedilmesi, yalnızca
dinsel içeriğinden kaynaklanmaz. Sanatçıların bu konuya tekrar tekrar ele almalarının nedeni, hikâyenin insan bedeni, bakış, iktidar ve ahlak gibi sanatın temel meselelerini aynı konu içinde buluşturabilmesidir. Bu nedenle Susanna ve Yaşlılar, sanat tarihinin yalnızca ikonografik repertuvarına ait bir konu olmanın ötesinde Batı görsel kültürünün bakış açısını, toplumsal cinsiyet ilişkilerini ve yaşlılığa yüklenen anlamları anlamaya imkân veren ayrıcalıklı örneklerden biridir.

Resim sanatında farklı dönemlerde yapılan yorumlar ortak anlatıyı değişik bakış açılarıyla yeniden kurmuştur. Tintoretto, Rubens, Guercino ve Artemisia Gentileschi aynı öyküyü resmetmiş olsalar da izleyiciyi resmin içinde konumlandırma biçimleri bakımından birbirlerinden önemli ölçüde ayrılır. Bu farklılık yalnızca üslup değişikliği değildir; aynı zamanda bakışın ve iktidarın yeniden tanımlanmasıdır.

Tam bu noktada yaşlılık kavramı yeniden önem kazanır. Avrupa kültüründe yaşlı erkek figürü uzun yüzyıllar boyunca peygamberleri, filozofları, azizleri, kralları ve yargıçları temsil etmiştir. Beyaz sakal, yalnızca biyolojik yaşın değil, bilgeliğin de simgesi olarak okunur. Sanat tarihi boyunca Musa’dan Aziz Petrus’a, Sokrates’ten Homeros’a kadar pek çok figür benzer görsel kodlarla betimlenir. Bu ortak ikonografi, yaşlı beden ile güvenilirlik arasında güçlü bir bağ kurar.

İşte Susanna ve Yaşlılar anlatısını ilginç kılan da bu beklentiyi tersine çevirmesidir. Çünkü aynı görsel kodlar korunur; ancak bu kez yaşlı beden bilgeliği değil, otoritenin kötüye kullanılmasını temsil eder. Yaşlı erkeklerin toplumsal saygınlığı, Susanna üzerinde baskı kurmalarını mümkün kılan başlıca unsur hâline gelir. Yaşlı erkeklerin temsil ettiği otorite çoğu zaman sorgulanmaz; onların bakışı anlatının doğal bir parçası olarak kabul edilir. Böylece resimler yalnızca bir ahlaki hikâyeyi değil, yaşın toplumsal otoriteye nasıl dönüştüğünü de görünür kılar.

Susanna ve Yaşlılar yalnızca Eski Ahit’ten alınmış bir öykünün resimsel anlatımı değildir. Yüzyıllar boyunca farklı sanatçılar tarafından yeniden yorumlanan bu tema, yaşlılık, otorite, bakış ve iktidar arasındaki ilişkinin de görsel bir kaydıdır. Sanat eserleri değişmez. Değişen, onlara yönelttiğimiz sorulardır. Her dönem kendi iktidar ilişkilerini bu eserlerde yeniden okur. Dört yüz yıl önce yapılmış bu resimlerin bugün hâlâ bize söyleyecek sözünün olması da tam olarak bundan kaynaklanır.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir