Yüzyıllık firavun: Uzayan saltanatın bedeli!

Firavunlar ölümsüz görünmek için anıtlar yaptırdı, ritüeller düzenledi ve devletin büyük bölümünü kendi sürekliliklerini korumaya adadılar. Ancak hiçbir propaganda zamanın akışını durduramadı! Sonunda yaşlanan beden gibi yaşlanan iktidarlar da değişimin önünde duramadı. Bu nedenle yaşlı firavunların hikayesi yalnızca üç bin yıl önce yaşamış birkaç hükümdarın yaşam öyküsü değil. Aynı zamanda iktidarın kaçınılmaz sonuna dair güçlü bir hatırlatmadır. Belki de geride bıraktıkları en büyük gerçek, hiçbir iktidarın zamana karşı sonsuza kadar direnemeyeceğidir!

Prof. Dr. Erkan Konyar
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eskiçağ Tarihi Anabilim Dalı

Bugün dünyanın dört bir yanındaki müzelere dağılmış milyonlarca eser ile Nil Vadisi boyunca yükselen görkemli tapınaklar, piramitler ve mezar anıtları, Eski Mısır firavunlarının iktidar anlayışını ve ölüm karşısındaki tutumlarını yansıtan en somut miraslardır. Bu anıtlar yaşlanma, ölüm ve ölümsüzlük kavramları etrafında şekillenen bir dünya görüşünü gözler önüne serer. Eski Mısır’dan günümüze ulaşan maddi kültürün büyük bölümü tapınaklar, mezarlar ve ölü kültü ile ilişkilidir. Buna karşılık firavunların gündelik
yaşamları, sarayları ve özel yaşam alanları hakkında sahip olduğumuz bilgiler oldukça sınırlıdır. Tapınak duvarları, dikilitaşlar ve anıtsal hiyeroglif yazıtlar tamamen devlet ideolojisine, propagandalara ve dinsel ritüellere hizmet eder. Bu resmi kayıtlarda firavunlar, yeryüzünde kozmik düzeni koruyan, tanrılar adına düşmanları ezen, hiçbir insani zayıflığı olmayan, ebediyen genç ve kusursuz liderler olarak sunulur. Dolayısıyla bu görkemli anıtlarda kralların özel yaşamlarına, insani korkularına veya kişisel alışkanlıklarına dair neredeyse hiçbir ize rastlanmaz. Bu da Eski Mısır’da özellikle firavunlar için ölümden sonraki yaşamın dünyevi yaşam kadar, hatta çoğu zaman ondan daha önemli görüldüğünü gösterir.

Firavun ideolojisinin merkezinde yer alan temel propagandası, hükümdarın tanrısal düzenin yeryüzündeki temsilcisi olmasıydı. Fakat bu kutsal statüye rağmen firavunlar da yaşlanıyor, hastalanıyor ve ölüyordu. Dolayısıyla Eski Mısır firavun propagandasının çözmek zorunda olduğu temel sorunlardan biri, ilahi ve sonsuz kabul edilen firavun kurumu ile insan bedeninin kaçınılmaz yaşlanma süreci arasındaki çelişkiydi. Piramitler, mezar kompleksleri, cenaze tapınakları, mumyalama uygulamaları ve ölüm sonrası yaşamı konu alan dini metinler büyük ölçüde bu çelişkiyi gidermeye yönelik yaklaşımlar olarak karşımıza çıkar.

Eski Mısır inancına göre ölüm, yaşamın sonu değil, başka bir dünyanın başlangıcıydı. Ölen kişinin bedeninin mumyalanarak korunması, yaşam gücü olan Ka’nın varlığını sürdürebilmesi için büyük önem taşıyordu. Bu nedenle mumyalama işlemi ne kadar özenle yapılır ve öteki dünyaya yönelik hazırlıklar ne kadar eksiksiz tamamlanırsa, ölümden sonraki yaşamın da o ölçüde güvence altına alınacağına inanılıyordu. Firavunların kayaya oyulmuş mezarlarının duvarlarını kaplayan, bazen yüzlerce metre boyunca
uzanan ‘ölüler kitabı’ içeriğini yansıtan kabartma ve resimler, firavunun öteki dünya yolculuğunu güven içinde tamamlamasını ve sonsuz yaşam idealini temenni ediyordu.

Özellikle firavun mezarlarına yapılan olağanüstü yatırımlar, firavunların ölümden sonraki varlıklarını güvence altına alma çabasını açık biçimde gösterir. Mumyalanan bedenin korunması, mezarların günlük yaşamı yeniden üretecek biçimde donatılması ve firavunun tanrılar arasındaki yerini vurgulayan ritüeller, ölümün bir son değil yeniden doğuş süreci olarak algılandığını ortaya koyar. Bu nedenle Eski Mısır’da ölümsüzlük fikri hem ölüm sonrasına ilişkin bir inanç sistemi hem de yaşamın ve siyasal iktidarın örgütlenmesini belirleyen temel bir dünya görüşüydü.

Firavunların uzun yaşam arzusu da doğal olarak bu düşünce dünyasının bir parçasıydı. İdeal hükümdar, tanrıların koruması altında uzun yıllar hüküm süren bir kral olarak tasavvur edilmekteydi. Ancak biyolojik gerçeklik ile ideolojik beklenti her zaman örtüşmüyordu. Yaşlanan firavunların bedenleri zayıflarken, firavun ideolojisi onları genç, güçlü ve ebedi hükümdarlar olarak göstermeye devam ediyordu. Bu nedenle Eski Mısır tarihi, bir yönüyle yaşlanmanın kaçınılmazlığı ile ölümsüzlük arzusunun sürekli mücadelesi olarak da okunabilir. Yaşlı firavunlar ise, faniliğin sınırları ile sonsuzluk idealinin kesiştiği bu gerilimin en görünür temsilcileridir.

Yaşlı bir saray görevlisinin rölyefi.
MÖ 1336-1250, kireçtaşı. Brooklyn Müzesi. (https://www.brooklynmuseum.org/tr-TR/objects/3483)

Yaşlılığın fiziksel etkilerine ilişkin en erken ve en ayrıntılı tanımlardan birini, Eski Krallık dönemine tarihlenen Ptahhotep Öğretisi’nde okuruz. Günümüze ulaşan en eski tam nüsha, Orta Krallık dönemine ait Prisse Papirüsü’nde korunmuştur. Metnin giriş bölümünde Vezir Ptahhotep, yaşlılığı güçsüzlük, işitme ve görme kaybı, hafıza zayıflaması, hareket kısıtlılığı ve bedensel ağrılarla tanımlar.

Vezir Ptahhotep şöyle dedi: “Ey Prens, Efendim, yaşamın sonu yaklaştı; yaşlılık [üzerime] çöküyor; halsizlik geliyor ve çocukluk hali tazeleniyor. [Yaşlı olan kişi] her gün perişanlık içinde yatar. Gözler küçülür, kulaklar sağırlaşır. Enerji tükenir, kalp huzur bulamaz. Ağız susar ve tek kelime etmez; kalp duraksar ve dünü hatırlamaz. Vücudun her yerinde kemikler ağrır; iyi olan her şey kötüye döner. Tüm tatlar yok olur. Yaşlılık, her bakımdan kötücül olup insanoğluna bunları yapar. Burun tıkanır ve kişi halsizlikten (?) dolayı ister ayakta ister otururken olsun nefes alamaz.” (Gunn, 1906, 41).

Yaşlılık burada insan yaşamının kaçınılmaz ve zahmetli bir evresi olarak betimlenir. Ancak aynı metin, fiziksel gerilemenin ardından yaşlı bireyin sahip olduğu bilgi ve deneyimin önemini vurgulayarak yaşlılığı bilgelik ile ilişkilendirir. Nitekim Ptahhotep’in oğluna aktardığı öğütler, yaşlı bireyin toplum içindeki temel rollerinden birinin kültürel ve ahlaki bilginin kuşaklar arasında aktarılması olduğunu gösterir.

Benzer bir yaklaşım Orta Krallık’ın en önemli edebi eserlerinden biri olan Sinuhe hikayesinde de görülür. Metin, firavun I. Amenemhat’’in ölümünün ardından saray görevlisi Sinuhe’nin bundan sorumlu tutulma korkusuyla Mısır’dan kaçması ve uzun yıllar Levant bölgesinde sürgün hayatı yaşamasını anlatır. Yaşamının ilerleyen dönemlerinde yaşlılık belirtilerini hisseden Sinuhe, memleketine duyduğu özlem nedeniyle Mısır’a dönmek ister. Metinde Sinuhe yaşlılığını “güçsüzlüğün bedenine hakim olması, gözlerin ağırlaşması, kolların zayıflaması ve ölümün yaklaşması” şeklinde tasvir eder. Sinuhe’nin ileri yaşlarında ülkesine dönme arzusu, yaşlılığın aynı zamanda ölüm hazırlığı, toplumsal aidiyet ve atalarının yanında gömülme isteğiyle bağlantılı olduğunu ortaya koyar.

Bu bağlamda Eski Mısır’da özellikle elit yaşlı bireylerin toplumsal yaşamın pasif üyeleri olmadığını söyleyebiliriz. Bilgi aktarımı, üretimin örgütlenmesi, toplumsal ilişkilerin yönetimi, danışmanlık ve ritüel uygulamalar gibi alanlarda yaş, önemli bir avantaj olarak görülmüştür. Deir el-Medina belgeleri, ileri yaşlardaki kişilerin dini törenlerde görev alabildiğini, yas ritüellerine katıldığını, kült uygulamalarında
rol üstlendiğini ve danışmanlık yaptığını gösterir. Özellikle elit sınıfa mensup bireyler, görev unvanlarını ve
gelirlerini yaşamlarının son dönemlerine kadar koruyabiliyordu. Bu bağlamda kaynaklarda ‘yaşlılık değneği’ olarak tanımlanan uygulama dikkat çeker. Yaşlanan yüksek memurlara yardımcı olması için genellikle oğullarından biri görevlendirilirdi. Bu uygulama bir yandan yaşlı memurun görevini sürdürmesini sağlarken bir yandan da geleceğin yöneticisi yetiştiriliyordu. Ayrıca bazı elitler tapınak bağışları, heykel kültleri ve vakıf benzeri düzenlemeler yoluyla yaşlılıklarını ekonomik açıdan güvence altına almaya çalışıyorlardı.

Yaşlanan kral, genç kalan imge: Eski Mısır kraliyet sanatında yaşlılığın temsili

Eski Mısır plastik sanatında yaşlılık, sınırlı ve seçici biçimde yansıtılıyordu. Çünkü Mısır sanatının temel amacı bireyin fiziksel görünümünü gerçekçi biçimde belgelemekten çok, onun toplumsal kimliğini, statüsünü ve ölüm sonrası varlığını ideal bir biçimde temsil etmekti. Burada da estetik kaygılardan çok öteki dünya inancı çerçevesinde şekillenen bir tasvir sanatı söz konusuydu. Bu nedenle heykel, kabartma ve duvar resimlerinde insan figürleri çoğunlukla genç, sağlıklı ve güçlü bedenlerle tasvir edilirdi. Yaşlılık kimi zaman şişmanlık, baston kullanımı, seyrek saç, kellik, beyaz saç veya hafif kamburluk gibi göstergeler aracılığıyla ifade edilse de bu unsurlar genellikle sınırlı ve kontrollü biçimde kullanılırdı. Çünkü Eski Mısır sanatında firavunlar ve elitler çoğunlukla gençlik ve kusursuzluk içinde betimlenirken, yaşlılığın fiziksel izleri daha çok hizmetkarlar, işçiler ve alt toplumsal sınıflara mensup kişilerin tasvirlerinde karşımıza çıkar.

Mısır ikonografisinde yaşlılığın bastırılması, ölüm sonrası yaşam anlayışıyla doğrudan ilişkilidir. Örneğin mezar sanatında bireyler çoğunlukla öteki dünyada yeniden doğmuş, sağlıklı ve eksiksiz bedenlere sahip kişiler olarak gösterilirdi. Bu nedenle istisnalar olmakla birlikte hastalık, sakatlık ve ileri yaşın belirgin fiziksel unsurları çoğu zaman görsel anlatımın dışında bırakılırdı.

Bu eğilim firavun tasvirlerinde çok daha belirgin hale gelir. Firavun hem hükümdar hem de ilahi düzenin yeryüzündeki temsilcisi olarak kabul ediliyordu. Bu nedenle kralın bedeni de sıradan insanların bedeninden farklı bir ideolojik işleve sahipti. Yaşlanan bir memur, işçi veya hizmetkar zaman zaman beyaz saç, baston ya da ağırlaşmış beden yapısıyla gösterilebilirken, firavunlar çoğu durumda ebedi gençliğin ve sürekli yenilenmenin sembolü olarak temsil edilirdi. Uzun yıllar hüküm sürmüş ve ileri yaşlara ulaşmış hükümdarların bile heykellerinde genç ve güçlü bedenlerle tasvir edilmeleri bu anlayışın sonucudur.

Nebamun’un mezar şapelinden tarım ve arazi denetimi sahnesi.
Solda elinde bastonla duran erkek, kel başı, eğilmiş duruşu ve yaşlı beden özellikleriyle tasvir edilmiştir. Sahne, Antik Mısır sanatında seçkin olmayan bireylerin yaşlılık belirtileriyle betimlenmesine ilişkin nadir örneklerden biridir. Yeni Krallık Dönemi, Teb (Thebes), British Museum.

Eski Mısır sanatında yaşlılığın görünürlüğü toplumsal statü ile de yakından ilişkilidir. Alt sınıflara mensup işçiler, hizmetkarlar ve üretim faaliyetlerinde çalışan kişiler yaşlılık belirtileriyle daha sık gösterilirken, seçkin sınıfa mensup bireylerde bu belirtiler daha sınırlıdır. Elit erkekler çoğu zaman peruk kullanımı sayesinde saç dökülmesi veya beyazlama gibi yaşlanma göstergelerini gizleyebilmiş, sanatçılar da bu ideal görünümü yansıtmıştır. Aynı durum firavun ikonografisinde daha ileri bir düzeye ulaşır.

Teb Nekropolü’ndeki Horemheb Mezarı’ndan (TT78) duvar resmi detayı.
Kel ve göbekli gösterilmiş kişinin, pelikanların beslenmesi ve yumurtalarının toplanmasıyla ilişkili olduğu anlaşılır. Yeni Krallık Dönemi, 18. Hanedanlık, yaklaşık MÖ 14’üncü yüzyıl. Sheikh Abd el-Qurna, Teb (Luksor). No 78, (Davies 1936, XLI)

Firavunlar genç, tanrısal güçlerini ve yönetme kapasitelerini sürekli olarak koruyan varlıklar şeklinde tasvir edilmişlerdir. İşte bu yüzden firavunların biyolojik yaşları ile sanatsal temsilleri arasında çoğu zaman doğrudan bir ilişki bulunmaz. Örneğin uzun süre tahtta kalan II. Ramses, III. Amenhotep veya II. Pepi gibi hükümdarların ileri yaşlarda öldükleri bilinmesine rağmen, anıtsal heykellerinin büyük bölümü onları genç ve idealize edilmiş biçimde gösterir. Bu durum yaşlılığın bilinçli olarak gizlenmesini ifade eder.

Bununla birlikte bazı dönemlerde bu ideolojik kalıp kısmen kırılır. Özellikle Orta Krallık hükümdarlarının portrelerinde ve Yeni Krallık’ın sonlarına ait bazı örneklerde yüz çizgileri, çöker, yanaklar veya ağırlaşmış yüz hatları gibi yaşlılık ifadeleri daha belirgin hale gelir.

Teb’deki Nebamun ve Ipuky Mezarı’ndaki duvar resminden detay.
Soldaki ve sağdaki marangozlar kel, seyrek saçlar ve hafif göbek gibi yaşlılık belirtileriyle tasvir edilmişlerdir. Yeni Krallık Dönemi, 18. Hanedanlık. Davies 1925: Lev XIII, Metropolitan Museum of Art.

Kraliçe Tiye ve Amarna dönemindeki bazı Nefertiti tasvirleri de benzer biçimde dikkat çekicidir. Bu dönemde yaşlanma belirtileri ilk kez seçkin kadın ikonografisinde belirginleşmeye başlar, böylece deneyim ve otoriteyi temsil eden yaşlılık kavramı kadınlar için de kısmen görünür hale gelir.

Kraliçe Tiye’nin porsuk ağacından yapılmış büstü.
III. Amenhotep’in eşi olan
Tiye, yaşlılık belirtileri ile
gerçekçi özellikleriyle tasvir
edilmiştir. Eser, Amarna
dönemi sanatının bireysel
ve gerçekçi üslubunu yansıtan
önemli örneklerden
biridir. 18. Hanedanlık, Yeni
Krallık Dönemi, MÖ 14’üncü
yüzyıl. Berlin Mısır Müzesi’nde
sergilenmektedir

Firavunların yaşı, mumyalar ve Antik Mısır’da yaşlılığın biyolojik kanıtları

Antik Mısır’da yaşlı firavunların varlığı ilk bakışta paradoksal görünür. Çünkü paleodemografik çalışmalar, Mısır toplumunda ortalama yaşam süresinin modern toplumlara kıyasla oldukça düşük olduğunu gösterir. Ancak bu düşük ortalamalar büyük ölçüde yüksek bebek ve çocuk ölümlerinden kaynaklanırdı. Çocukluk dönemini atlatan bireylerin önemli bir kısmı kırklı ve ellili yaşlara ulaşabilmekte, bazı istisnai bireyler ise altmış ve yetmiş yaşlarını görebilmekteydi.

Bu durum özellikle firavunlar açısından daha belirgindi. Firavun ailesi üyeleri, toplumun geri kalanına göre daha iyi beslenme koşullarına, düzenli gıdaya, daha konforlu yaşam alanlarına ve en gelişmiş tıbbi imkanlara sahipti. Bu nedenle Mısır nüfusunun genel yaş ortalaması ile firavunların yaşam süresi arasında doğrudan bir ilişki kurmak mümkün değildir. Nitekim Eski Mısır tarihinde II. Pepi, III. Amenhotep, I. Seti ve özellikle II. Ramses gibi hükümdarların ileri yaşlara ulaştıkları bilinir.


Firavunların yaşlarını belirlemek için başvurulan en önemli kaynaklardan biri mumyalar üzerinde gerçekleştirilen antropolojik ve radyolojik incelemelerdir. Ancak bu çalışmaların sonuçları her zaman kesin değildir. Yaş tahminleri çoğunlukla diş aşınması, kemik yoğunluğu, kıkırdakların kemikleşme süreci, eklem aşınma ve bozulmaları ile omurganın yapısal değişimleri gibi biyolojik göstergelere dayanır. Buna rağmen mevcut yöntemler ölüm yaşını kesin olarak belirleyemez. Son yıllarda uygulanan radyografi ve çeşitli tıbbi analizler yaş tahmini konusunda önemli ilerlemeler sağlamış olsa da sonuçlar çoğu zaman geniş yaş aralıkları verir.

II. Ramses mumyası.
Yaklaşık altmış altı yıl hüküm süren firavunun mumyalanmış bedeni, ileri yaşa bağlı fiziksel değişimleri ve yaşlanmanın biyolojik etkilerini açık
biçimde göstermektedir.

Günümüzde Kahire’deki Mısır Uygarlıkları Ulusal Müzesi’nde (National Museum of Egyptian Civilization, NMEC) sergilenmektedir.

Bu açıdan en dikkat çekici örnek II. Ramses’tir. Tarihsel kayıtlar firavunun yaklaşık altmış altı yıl hüküm sürdüğünü ve seksenli yaşlarına kadar yaşamış olabileceğini gösterir. Buna karşılık ilk radyolojik incelemeler ölüm yaşını yaklaşık elli ile elli beş yaş arasında tahmin etmiştir. Bu durum, mumyalar üzerinde yapılan yaş tahminlerinin çoğu zaman gerçek yaşın altında olabileceğini gösterir. Daha sonraki çalışmalar ise II. Ramses’in ileri derecede yaşlılık belirtileri taşıdığını doğrular.

III. Tutmosis’in mumyası.
Yaklaşık 54 yıl hüküm süren
firavunun mumyası, uzun saltanatına
rağmen yaşlanmanın
biyolojik etkilerinden kaçamayan
bir firavunun fiziksel görünümünü
yansıtır.

Firavun mumyaları üzerinde yapılan paleopatolojik araştırmalar, yaşlı firavunların sağlık durumları hakkında da önemli bilgiler sağlar. Özellikle omurgada kireçlenme oluşumları, eklem yüzeylerinde aşınmalar, hareket kısıtlılığına yol açabilecek yapısal bozukluklar birçok yaşlı bireyde dikkat çeker. Bilgisayarlı tomografi ve radyolojik incelemeler, omurga deformasyonları ve eklem sertliklerinin ileri yaşın en önemli biyolojik göstergeleri arasında yer aldığını ortaya koyar.

III. Tutmosis’e ait heykel.
Yaklaşık 54 yıl boyunca Mısır tahtında kalan ve Yeni Krallık döneminde Mısır İmparatorluğu’nu en geniş sınırlarına ulaştıran firavun, heykelde idealize
edilmiş genç bir hükümdar olarak tasvir
edilmiştir.
Yeni Krallık Dönemi, 18. Hanedanlık. Günümüzde Luxor Müzesi’nde sergilenmektedir.

Yaş tahmininde kullanılan önemli göstergelerden biri de diş aşınmasıdır. Eski Mısır’da tahılların taş değirmenlerde öğütülmesi nedeniyle yiyeceklere karışan ince mineral parçacıkları dişlerde yoğun aşınmaya yol açıyordu. Bu nedenle ileri yaşlardaki bireylerde diş aşınması oldukça belirgindi. Günümüzde antropologlar bu özelliği yaş tahmininde önemli bir ölçüt olarak kullanır.

II. Amenhotep’in mumyası.
Güçlü fiziği, savaşçılığı ve atletik yetenekleriyle tanınan hanedanlık firavunu, yaklaşık MÖ 1427–1400 yılları arasında hüküm sürmüştür. Mumyalanmış bedeni, ileri yaşın etkilerini yansıtan
belirgin yüz çizgilerini korumaktadır.

Yaklaşık 55 yaşlarında öldüğü düşünülen firavunun mumyası Krallar Vadisi’ndeki KV35 numaralı mezarında bulunmuş olup günümüzde Kahire’deki Mısır Uygarlıkları Ulusal Müzesi’nde (National Museum of Egyptian Civilization, NMEC) sergilenmektedir.

Mumyalar ve paleopatolojik veriler, Antik Mısır’da ileri yaşlara ulaşmanın tamamen istisnai olmadığını gösterir. Özellikle elit sınıf ve firavun ailesine mensup bireyler arasında elli yaşın üzerindeki yaşam süreleri nadir fakat izlenebilir bir durumdur. Ancak firavunların gerçek yaşlarını belirlemek hala önemli metodolojik sorunlar içerir. Bu nedenle yaşlı firavunların incelenmesinde antropolojik veriler, tarihsel kayıtlar, hükümdarlık süreleri ve yazılı belgeler birlikte değerlendirilmelidir.

Karnak Amun Tapınağı’nda II. Ramses’in Sed Festivali kutlamalarına ait kabartma sahne
Festival, yaşlanan hükümdarın fiziksel ve kutsal gücünü yeniden teyit etmeyi amaçlayan en önemli kraliyet törenlerinden biriydi. II. Ramses uzun saltanatı boyunca çok sayıda Sed Festivali düzenlemiş ve bu törenleri meşruiyetini ve ilahi otoritesini vurgulamak için kullanmıştır.

Uzun yaşam mı, uzayan iktidar mı? Yaşlı firavunlar ve Sed Festivali

Eski Mısır’da yaşlılık bilgelik, toplumsal başarı ve tanrısal armağanla ilişkilendirilen kültürel bir idealdi. Bu anlayışın en açık yansımalarından biri, Mısır metinlerinde sıkça karşımıza çıkan 110 yıllık ideal yaşam süresi kavramıdır. Bilgelik metinleri, mezar biyografileri ve dini formüller incelendiğinde uzun yaşamın tanrıların insana bahşettiği en büyük ödüllerden biri olarak görüldüğünü anlarız. Bu düşünce dünyasında 110 yıl özel bir anlam taşır. Westcar Papirüsü büyücü Djedi’nin 110 yaşında olduğu belirtilirken, çeşitli dini ve edebi metinlerde kişilere 110 yaşına ulaşmaları yönünde iyi dileklerde bulunulur. XXI. Hanedanlık dönemine ait Moscow Papirüsü 127’de de aynı ideal yaşam süresi tekrar edilir. Ancak bu sayı demografik bir gerçekliği
değil, umut edilen insan ömrünü temsil eder. Hapu’nun oğlu Amenhotep seksen yaşına ulaştığını belirtirken henüz erişemediği 110 yılı tamamlamayı arzulamaktadır!

Arkeolojik ve antropolojik veriler ise farklı bir tablo ortaya koyuyor. Daha önce de belirttiğimiz gibi paleodemografik araştırmalar, Eski Mısır’da ortalama yaşam süresinin modern toplumlara göre oldukça düşük olduğunu gösteriyor. Çocukluk dönemini geçen bireyler arasında elli yaşın üzerine çıkmak mümkün olmakla birlikte, 110 yıllık yaşam süresini doğrulayacak hiçbir biyolojik kanıt bulunmuyor. Buna karşın uzun yaşam ideali, özellikle firavunlar için güçlü bir siyasi anlam taşıyor; uzun ömür hükümdarın tanrılar tarafından desteklendiğinin ve meşru yönetim hakkını koruduğunun bir göstergesi sayılıyordu.

Firavun ideolojisine göre firavun devletin yöneticisi olmasının yanı sıra evrensel düzenin de koruyucusuydu. Bu nedenle hükümdarın yaşlanması tek başına biyolojik bir süreç olmaktan ziyade devlet düzeninin devamlılığı açısından da önemli görülmekteydi. Yaşlanan kralın bedeninde ortaya çıkan zayıflama, teorik olarak kutsal gücünün de azalmasıyla ilişkilendirilebilirdi.

Memphis Açık Hava Müzesi’nde sergilenen II. Ramses’e ait devasa heykelin baş bölümü.
Başlangıçta yaklaşık 11 metre yüksekliğinde olan bu anıtsal heykel, Mısır’ın en uzun süre hüküm süren
firavunlarından biri olan II. Ramses’i genç, güçlü ve dingin bir hükümdar olarak tasvir etmektedir. Yaklaşık
66 yıllık saltanatı boyunca ileri yaşlara ulaşmış ve muhtemelen 80 yaşlarını aşmış olmasına rağmen kraliyet sanatı, firavunu yaşlanmanın izlerinden arındırarak ebedi gençlik ve ilahi krallık ideali doğrultusunda
betimlemiştir
.

Firavun ideolojisi bu sorunu Sed festivalleriyle gidermeye çalışıyordu. Geleneksel olarak saltanatın otuzuncu yılında kutlanan ve daha sonra belirli aralıklarla tekrarlanan bu törenler, firavunun sembolik olarak yeniden doğmasını ve siyasi meşruiyetinin yenilenmesini amaçlamaktaydı. Festival sırasında firavun törensel şartları gerçekleştiriyor, farklı taçlar takıyor ve Yukarı ile Aşağı Mısır üzerindeki egemenliğini yeniden ilan ediyordu.

Sed festivallerini en yoğun biçimde düzenleyen hükümdarlar doğal olarak Eski Mısır tarihinin en uzun süre tahtta kalan firavunlarıdır. Altıncı Hanedanlık hükümdarı I. Pepi yaklaşık elli yıl hüküm sürmüş ve birden fazla Sed festivali düzenlemişti. Ancak yaşlı firavunlar arasında en dikkat çekici örnek oğlu II. Pepi’dir. Çocuk yaşta tahta çıktığı düşünülen II. Pepi’nin altmış yılı aşan, hatta bazı kaynaklara göre doksan yıla yaklaşan bir saltanat sürdüğü ileri sürülür. Onun uzun hükümdarlığı başlangıçta istikrar sağlamış görünse de zamanla merkezi otoritenin zayıflaması, taşra yöneticilerinin güçlenmesi ve veraset sisteminin belirsizleşmesi gibi sorunlara yol açmıştır. Hatta kimi bilim insanları onun uzayan saltanat süresinin Eski Krallık Dönemi’nin sonunu getirdiğini ve Eski Mısır’ın karmaşa ve ulusal birlikten yoksun kaldığı birinci ara dönemin başlamasına neden olduğunu öne sürer.

II. Montuhotep yaklaşık elli bir yıl, I. Senusret ve III. Amenemhat da kırk beş yılı aşan saltanatları ile Orta Krallık döneminin en uzun süre tahtta kalan firavunları arasında yer alır. Yeni Krallık döneminin 18. Sülale firavunlarından III. Tutmosis’in yaklaşık elli dört yıl boyunca hüküm sürdüğü kabul edilir. Ancak babası öldüğünde yaklaşık iki ya da üç yaşındaydı ve halası Hatşepsut naip olarak yönetimi üstlenmişti.
Bu naiplik döneminin ise yaklaşık 22 yıl sürdüğü kabul edilir. Aynı sülalenin firavunlarından III. Amenhotep
ise yaklaşık 28 yıl tahtta kaldı. Onun uzun saltanatının ardından tahta geçen Akhenaton, Mısır tarihinin en radikal reformlarını gerçekleştirdi.

Başkenti değiştirdi, yeni bir tanrıya taptı, bu tanrı için tapınaklar inşa etti; ülkenin kadim tapınakları ve tanrılarına ise sırt çevirdi.

Yaşlı firavunların en ünlü örneği ise Yeni Krallığın 19. sülale firavunlarından II. Ramses’tir. Yaklaşık altmış altı yıl boyunca tahtta kalan hükümdar, en az on dört Heb-Sed festivali düzenledi ve uzun yaşamın firavun ideolojisindeki en güçlü sembolü haline geldi. Ancak bu olağanüstü uzun saltanatın da bir bedeli olmuştu. Çok sayıda veliaht prens, babalarından önce öldü, veraset zinciri sürekli değişti ve sonunda yaşlı bir veliaht olan Merenptah tahta çıktı. Ramsesler Hanedanının sonraki kuşaklarda hızla zayıflaması, uzun saltanatın yarattığı kuşak ve veraset sorunlarını açık biçimde gösterir.

II. Ramses’in mumyası üzerinde gerçekleştirilen radyolojik ve bilgisayarlı tomografi incelemeleri, Eski Mısır firavun ideolojisinin öne çıkardığı ebedi gençlik ve tanrısal güç anlayışı ile biyolojik gerçeklik arasındaki çelişkiyi daha açık biçimde ortaya koyar. Yaklaşık altmış altı yıl boyunca hüküm süren ve Mısır tarihinin en güçlü firavunlarından biri olarak kabul edilen II. Ramses, anıtsal kabartmalarında, heykellerinde ve tapınak tasvirlerinde genç, güçlü ve yenilmez bir hükümdar olarak betimlenmiştir. Oysa mumyası üzerinde yapılan incelemeler, yaşamının son yıllarında ileri yaşın neden olduğu ciddi sağlık sorunlarıyla mücadele ettiğini gösterir.

Araştırmalar firavunun özellikle omurga ve kalça eklemlerini etkileyen ileri derecede eklem hastalığından muzdarip olduğunu da ortaya koyar. Bu hastalık nedeniyle büyük olasılıkla hareket kabiliyeti önemli ölçüde azalmıştı, yaşamının son dönemlerinde kamburdu ve yürümekte güçlük çekiyordu. Bunun yanısıra yapılan incelemelerde vücudundaki büyük damarların önemli bölümünde damar sertliği tespit edildi. Damarların yoğun biçimde kireçlenmiş olması, ileri yaşlarda dolaşım sistemi sorunları yaşadığını gösteriyor. Diş sağlığı da son derece kötü durumdaydı. Alt çenede bulunan büyük bir diş apsesi ve yaygın diş aşınmaları, firavunun yaşamının son yıllarında ciddi diş ağrıları çekmiş olabileceğine işaret ediyordu.

Bu veriler, Eski Mısır’da firavunların tanrısal varlıklar olarak algılanmalarına rağmen yaşlanmanın biyolojik etkilerinden kaçamadıklarını gösteriyor. Sed festivalleri, firavun ritüelleri ve yeniden doğuş ideolojisi firavunun siyasi meşruiyetini ve kutsal konumunu güçlendirebilmiş, ancak yaşlanan bedenin fiziksel gerçekliğini ortadan kaldıramamıştı. II. Ramses örneği, firavun ideolojisinin öngördüğü sembolik gençleşme ile insan bedeninin kaçınılmaz yaşlanma süreci arasındaki dramatik gerilimin en açık örneklerinden biridir.

Dahası, II. Ramses’in uzun saltanatı ekonomik ve idari açıdan da önemli sonuçlar doğurmuştu. Abu Simbel, Ramesseum, Pi-Ramses ve Nubya’dan Levant’a kadar uzanan çok sayıdaki inşa programı, Eski Mısır tarihinin en büyük devlet yatırımları arasında yer alıyordu. Bu görkemli anıtlar, firavunun gücünü ve ölümsüzlük arzusunu yansıtırken, onların inşası için gerekli iş gücü, hammadde, vergi gelirleri ve lojistik organizasyon devlet üzerinde ciddi bir mali yük oluşturuyordu.

Dolayısıyla II. Ramses’in uzun yaşamı ve uzun saltanatı, bir yandan Mısır’ın en etkileyici anıtsal mirasının ortaya çıkmasını sağlarken, diğer yandan devletin insan gücü ve ekonomik kaynaklarının uzun yıllar boyunca firavun ideolojisinin propagandasına harcanmasına neden yol açtı. Bu da uzun saltanatın devletin kurumsal ve ekonomik kapasitesi üzerinde baskı yaratan bir unsur olarak da değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Başka bir ifadeyle, hükümdarın uzun süre iktidarda kalması, firavunluk kurumunun meşruiyetini ve görkemini sürdürmek için devletin daha uzun süre boyunca emek, malzeme ve mali kaynak seferber etmesini zorunlu kılmıştı.

Firavunlar ölümsüz görünmek için anıtlar yaptırdı, ritüeller düzenledi ve devletin büyük bölümünü kendi sürekliliklerini korumaya adadılar. Ancak hiçbir propaganda zamanın akışını durduramadı. Sonunda yaşlanan beden gibi yaşlanan iktidarlar da değişimin önünde duramadı! Bu nedenle yaşlı firavunların hikayesi yalnızca üç bin yıl önce yaşamış birkaç hükümdarın yaşam öyküsü değil. Aynı zamanda iktidarın kaçınılmaz sonuna dair güçlü bir hatırlatmadır. Belki de geride bıraktıkları en büyük gerçek, hiçbir iktidarın zamana karşı sonsuza kadar direnemeyeceğidir

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir