Prof. Dr. Bekir Özer
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi,
Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü
Antik kaynaklar, bala değer verilirken küçük ölçekli kaplar üzerinden fiyatlandırıldığını gösterir. Bir hemikadion balın 12 drahmi olduğunu göz önüne aldığımızda birkaç kilo balın küçük bir servet değerinde olduğunu anlayabiliriz. Üç kilo bal neredeyse bir paralı askerin aylık maaşına karşılık gelir!
Günümüzde büyük oranda Muğla sınırları içinde yer alan Karia, Ege ve Anadolu coğrafyası
içerisindeki konumu, doğal peyzajı ve bu konumun getirdiği avantajlarıyla dikkat çeken kültürel bir
zenginliğe sahiptir. Bölgenin tarih boyunca deniz yol ağı üzerinde yer alması ve Anadolu
kültürleriyle kurduğu ilişkiler, kültürel dokusunun şekil almasında önemli bir rol oynadı. Karia’da
iç kesimlerde Anadolu Tunç Çağı toplulukları varlığını sürdürürken kıyı kesimlerde göç dalgalarıyla
değişen bir etnik yapılanma oluştu. MÖ 12’nci yüzyıla ait arkeolojik veriler, Lelegler adıyla
bilinen bir toplumun Bodrum / Leleg Yarımadası üzerine yerleştiğini bize gösterdi. Lelegler,
kıyının gerisindeki tepeler ve deniz gören yamaçlarda güvenli yaşam alanları oluşturdu ve MÖ 4’üncü
yüzyıla, yani Hekatomnidlerin asimilasyon politikalarını uyguladıkları sürece kadar güçlü bir
şekilde varlıklarını sürdürdü. Bu süreçte Karia kıyılarında Karialıların yanı sıra Dorlar ve İonlar
önemli yerleşimlerde bir arada yaşamaya devam etti.
Leleg kültürel coğrafyası bugünkü Bodrum
ilçesinin sınırlarıyla örtüşür. Arkeolojik verilere göre yarımadanın ortasında yer alan Pedasa,
sekiz Leleg yerleşiminin başkenti konumundadır.
Pedasa dışında Myndos, Termera, Madnasa ve Theangela diğer önemli Leleg yerleşimleri arasındadır.
Halikarnassos ise Dor kimliği ile öne çıkar ve Mausollos’un Ege modelinde ideal kent planı
çerçevesinde yerleşimi tekrar inşa ettirmesiyle önemli bir şehir olarak dikkat çeker. Leleg
kültürel kimliğini anıtsal sur duvarları, taş tümülüsler, platform mezarlar, dörtgen, yuvarlak,
apsidal veya oval çiftlik evleri oluşturur.
Bu çiftlik evleri tüm yarımada kırsalında
yayılım gösterir ve bölge insanının özellikle hayvancılık faaliyetleri hakkında aydınlatıcıdırlar.
Leleg kimliği ile ilişkili yapılar Erken Demir Çağı, Arkaik ve Klasik dönemlerde daha çok karşımıza
çıkar.
Mausollos’un Leleg yerleşimlerini boşaltarak insanları Halikarnassos’a zorla yerleştirme
girişimiyle Leleg kimliği hızlı bir asimilasyon sürecine girer. Leleg yerleşimlerinden sadece
Myndos ve Theangela, yarımadanın iki uç noktasındaki konumlarıyla yeniden inşa edilerek
Hekatomnidlerin varlıklarını güvence altına alma görevini üstlenir.
Gemi yapımı, çömlekçilik, tarımsal faaliyetler ve metal işçiliği doğanın hızla değişmesine sebep
olan etkenlerden sadece birkaçıdır. Antik Çağ’dan bugüne Leleg Yarımadası’nın doğal peyzajını şu an
için her yüzyıl özelinde anlayabilmek güç olsa da 19’uncu yüzyılın ortalarından itibaren bölgeyi
ziyaret eden gezgin ve araştırmacıların bıraktıkları belgeler bize bazı ipuçları veriyor. 19’uncu
yüzyılın sonları ve 20’nci yüzyılın başlarında Pedasa ve kırsalının bugünkü gibi zengin çam
ormanlarına sahip olmadığını görmek şaşırtıcıdır. Söz konusu görsellerden, Pedasa’nın daha çok maki
bitki örtüsüne sahip olduğu anlaşılır. Dolayısıyla bu durum üretim faaliyetlerinin, tarımsal
uğraşların ve bunların oranlarının her dönem için farklılaşmış olabileceğini de kanıtlar.
Antik Çağ literatürü ve epigraik veriler bölge ve yerleşimlerin ticari değere dönüşmüş önemli
tarımsal üretimleri hakkında bilgi veriyor olsa da arkeolojik veriler zaman zaman söz konusu bu
bilgilerin dışında kalan üretimler hakkında oldukça aydınlatıcıdır. Dolayısıyla arkeolojik veriler
ticari değere dönüşmüş olsun veya olmasın başka ürünlerin de bölge ve yerleşimlerin ekonomik
hayatında oldukça önemli olduğuna kanıt oluşturur. Antik Çağ literatürü ve arkeolojik veriler daha
çok şarap ve zeytinyağı gibi ürünlere odaklanır. Örneğin bir bölgede şarap üretildiğini çok iyi
biliyor olmamıza rağmen, arkeolojik bulgular zeytinyağı üretimini daha çok destekler. Loryma
Yarımadası ve Klazomenai gibi merkezler buna çok iyi örnek oluşturur. Pedasa kazı ve araştırmaları
ise kazının ilk yıllarından itibaren pişmiş toprak arı kovanı parçalarının ortaya çıkarılmasını
sağladı. Oysa Antik Çağ literatüründe Pedasa’da bal üretildiğine dönük bilgiye sahip değiliz.
Dolayısıyla Antik Çağ literatürü bir bölgede üretilen her ürün için yeterli bilgiyi vermekten
uzaktır. Yerel tüketime dönük üretimler söz konusu olduğunda ise neredeyse hiç bilgi sahibi
olamıyoruz. Ancak arkeolojik verilerin de bir yerleşim ya da bölgenin tarımsal üretimlerinin
anlaşılmasında her zaman açıklayıcı olmayabileceğini göz ardı etmemeliyiz. Zeytinyağı ve bal
üretiminde olduğu gibi bir bölgenin bugünkü üretim faaliyetleri geçmişe dönük olarak rahatlıkla
yorumlanabilir. İşte geleneksel yöntemlerin hepimizin hafızasında olduğu bu iki uğraş Muğla ilinde
binlerce yıllık bir geçmişe sahiptir.
Antik kaynaklar
Theangela’da bal üretildiğini söylüyor
Pedasa’da bal üretimi yapıldığını kanıtlayan arkeolojik bulgular pişmiş toprak
kovanlar ve bunların parçalarından oluşuyor. Yerleşimin daha çok kırsal karaktere dönüştüğü
Hellenistik dönemde daha önceki dönemlerin yapı enkazları mezar ya da arı kovanlarının
yerleştirildiği alanlar olarak kullanılıyordu. Gökçeler Mevkii’nde Arkaik döneme tarihlenen konutun
enkazı içerisine bir sandık mezar yerleştirilmiş olarak bulundu. Ancak bu sandık mezarın içerisinde
bir arı kovanı bulunuyordu. Kazı ekibi tarafından bu bulgular mezar olarak yorumlandı. Ancak
Karia’da, kırsalda zaman zaman karşılaşılan ve bir sandık mezarı andıran mimari planlamaların
mezardan çok arı kovanları için tasarlanmış olabilecekleri göz ardı edilmemelidir.
Pedasa’da Erken Demir Çağı içerisinde inşa edilerek Arkaik dönem boyunca kullanılan taş
tümülüslerin enkazlarının, arı kovanlarının yerleştirildiği alanlar olarak kullanıldığını
görüyoruz. Bu tür uygulamalar arı kovanlarının hayvan ve insan kaynaklı tahribatını önlemeyi
sağlıyordu. Bu örnekler yoğun bir üretim faaliyetinden çok küçük ölçekli üretimlere kanıt olarak
değerlendirilmelidir. Ancak bu süreçte ahşap arı kovanları da kullanılmış ise bu yorum geçersiz
hale gelir.
Pedasa arı kovanları yatay formları ile Hellenistik dönemde Ege dünyasında yaygın olan
benzerlerinin bir tekrarı niteliğindedir. Hellenistik dönemde Karia ve Güneydoğu Ege adalarında
pişmiş topraktan kovan kullanımının yaygın olduğunu Marmaris Bybassos yakınlarındaki Hieroteles
Atölyesi ve On İki Adalar’dan biri olan Agathonisi buluntuları sayesinde oldukça iyi biliyoruz.
Araştırmalarda Agathonisi’de 10 binden fazla pişmiş toprak kovan parçası belgelendi. Burada bir
kovanın üzerinde kypselion yazısı ile karşılaşıldı ve bu ismin arı kovanları için kullanılmış
olabileceği düşünüldü.
Pedasa kırsalında belli aralıklarla karşılaşılan farklı mimari tasarımlara sahip çiftlik evlerinin
daha çok hayvancılık faaliyetleri için kullanıldığı belirtilmiş olmakla birlikte, bunların
arazideki dağılımları, su ihtiyacını karşılamaya dönük küçük göletler gibi unsurlar göz önüne
alındığında bazılarının arıcılık faaliyetleri için kullanılmış olabileceği düşünülebilir.
Dolayısıyla Pedasa kırsalında arı evi ya da avlusu olarak kullanıldığını söyleyebileceğimiz yapı
tipleri son derece sınırlıdır ve bunların ait olduğu dönemlerin Antik Çağ ile olan ilişkisi
şüphelidir.
Leleg yerleşimi Theangela’da bal üretimi yapıldığını antik kaynaklar ve epigraik veriler sayesinde
oldukça iyi biliyoruz. Burada henüz kazı çalışması yapılmaması nedeniyle arkeolojik verilere sahip
değiliz. MÖ 3’üncü yüzyılda Mısır ve Kıyı Karia topraklarının bir kısmına sahip olan Ptolemaioslar,
şarap ve bal başta olmak üzere Mısır’ın ihtiyaçlarını Karia topraklarından sağlıyordu. Bu süreçte
Ptolemaios ll ve lll’ün mali işlerinden sorumlu Apollonios’un sekreteri Kaunoslu Zenon, Karia ile
Mısır arasındaki ticari ilişkilerin canlı olmasında oldukça önemli bir konumdaydı. Kendi markası
amphoralarıyla da bilinen Zenon’a ait papirüsler aracılığıyla Theangela balının Mısır’a ihraç
edildiğini öğreniyoruz. Aynı döneme ait bir papirüs, Patron isimli bir kaptanın yönetimindeki kargo
gemisindeki yedi hemikadion Theangela balının 84 drahmi olduğuna dönük bilgi veriyor. Aynı metinde
Rhodos, Attika, Lykia, Korykos ve Syria balı ve değerleri listelenmiştir. Çok daha değerli olan
Attika balı dışında kalan diğer yerlere ait balların bir hemikadionu ise 12 drahmidir.
Theangela’dan Erken Hellenistik döneme tarihlenen yazıtlar bu bölgenin
ekonomisinde balın oldukça önemli olduğunun kanıtlarını sunuyor. Örneğin İskender’in ardılı Karia
satrapı ve Makedonya Kralı Kassandros’un komutanlarından biri olan Eupolemos, kenti ele geçirdikten
sonra yapılan antlaşmadaki detaylardan biri, kovan başına ödenmesi gereken vergi ile ilişkilidir.
Bu bilgi Theangela’nın Hellenistik dönem öncesinde de önemli bir bal üreticisi olduğunu belgeler.
Theangela’dan bilinen başka diğer bir yazıt buraya gelen varlıklı bir vatandaşa iki küp bal hediye
edildiği yönünde bilgi vermekte. Bu kanıtlar Theangela ekonomisinde balın oldukça önemli olduğuna
şüphe bırakmaz.
Bir hemikadion bal 12 drahmi
Theangela’da yürütülen yüzey araştırmaları da surlarla çevrili alanda göletler ve su kaynakları
olduğuna dönük veriler elde etmemizi sağladı. Ancak Leleg Yarımadası genel olarak doğal su
kaynakları bakımından oldukça fakirdir. Pedasa gibi bazı yerleşimlerde doğal su kaynakları
bulunmakla birlikte, su ihtiyacı kuyu ve sarnıçlarla gideriliyordu. Dolayısıyla arıların ihtiyaç
duyduğu su da doğal kaynaklar, suni göletler ve kuyulardan çekilen sularla sağlanmış olmalıdır.
Balın Antik Çağ’daki şaşırtıcı ekonomik değeri göz önüne alındığında kovanların güvenliği önemli
bir konu olmalıdır. Bu durumda sur duvarları içerisinde bazı alanların arı kovanları için ayrılmış
olabileceğini söyleyebiliriz. Arıcılıkta, arıların beslenme kaynaklarına erişim ve uçuş mesafesi,
suya erişim durumları dikkate alındığında Leleg yerleşimlerinin bulunduğu tüm kırsal alanlarda
arıcılık faaliyetleri gerçekleştirilmiş olmalıdır. Tarım ve hayvancılığın tüm yarımada üzerinde
varlığını belgeleyen çiftlik yapıları ve bunların arazideki konumları arı kovanlarının güvenliğinin
sağlanabildiğine işaret eder.
Antik kaynaklar, bala değer verilirken küçük ölçekli kaplar üzerinden iyatlandırıldığını gösterir.
Bir hemikadion balın 12 drahmi olduğunu düşündüğümüzde birkaç kilo balın küçük bir servet değerinde
olduğunu anlayabiliriz. Üç kilo bal neredeyse bir paralı askerin aylık maaşına karşılık gelir.
Kaptan Patron’un listesine baktığımızda ise balın küçük kaplarla taşındığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Klasik ve Hellenistik dönemlerde Karia’nın şarap ve zeytinyağı, amphoralarla
Akdeniz coğrafyasına dağıtılıyordu. Bu amphoralardan13/15 litre kapasiteli olan en küçükleri bile
bal taşımacılığı için uygun görünmüyor. Dolayısıyla balın gemilerde pithos / küp içerisinde
taşınarak limanlarda küçük kaplarla perakende olarak satılmış olabileceğini söyleyebiliriz.
Mısır/Aleksandria buluntusu bir amphoriskos üzerinde Theangela mührü bulunması bu küçük kapların
balın pazarlanmasında kullanıldığına kanıt oluşturur. Karia bölgesi kazı ve araştırmaları MÖ 3’üncü
binden itibaren küplerin oldukça yaygın kullanılmakta olduğuna işaret eder. Bu büyük kaplar şarap,
zeytinyağı ve balın saklanması için oldukça uygun koşulları sağlıyordu. Muğla’daki geleneksel
yaşamda bal üreticilerinin bal küpleri ve bakır bal kazanlarına sahip olması, bizim bile
çocukluğumuzda gözlemlediğimiz bir olgudur. Karia’da oldukça yaygın kullanım görmüş olan yerel
amphoriskos formu, balın korunması ve satılması için oldukça ideal bir kap formu olarak
görülebilir. Yine derin ve çift kulplu kalın cidarlı situlalar da benzer şekilde balın evlerde
saklanması için kullanılmış olabilir.
z edilen Theangela balının çam bal
itul a v e amphoriskos . Mila s Müzesi.
Genel kanı antik kaynaklarda sö ı olabileceği yönündedir. Bugün Bodrum
Yarımadası’nın en iyi çam ormanları Theangela çevresindedir. Ancak Leleg Yarımadası’nın doğal bitki
örtüsü düşünüldüğünde yarımadanın batısında aynen karşı adalarda olduğu gibi kekik balı da
üretiliyor olmalıdır. Daha az üretilen çiçek, harnup ve püren balları, diğer bal çeşitleri olarak
görülmelidir. Bitki listesine sandal, çilek, mersin, defne ağaçları, çiriş otu, ada soğanı ve diğer
sayısız kır çiçeklerini ekleyebiliriz. Bu bitkilerin çiçeklenme dönemleri, yıl boyunca bal üretimi
ve arıların beslenme ihtiyacını karşılaması bakımından önemlidir. Dolayısıyla gezgin arıcılığın
uygulanmadığı Antik Çağ’da Leleg Yarımadası’nda, doğada çiçek açan tüm bitkilerin bal kaynağı
olduğunu söyleyebiliriz.
Pedasa ve Theangela’dan Hellenistik döneme ait veriler ve Mısır’daki belgeler Karia’nın bu
bölgesinde arıcılık ve bal üretiminin oldukça önemli bir uğraş olduğunun kanıtlarını bize sunuyor.
Arı kovanı dışında bal üretiminin varlığına dönük arıcı tütsülüğü ve petekten süzme bal yapmaya
dönük araç gereçler hakkında henüz yeterince bilgi sahibi değiliz. Ancak bu tür araç gereçlere ait
küçük parçalar halinde korunmuş arkeolojik malzemenin herkes tarafından tespit edilemeyeceği de
aşikar. Muhtemelen çok sayıda kazının deposunda tanımlanmayı bekleyen arı kovanı parçaları ve
arıcılıkla ilgili diğer araç gereçler bulunabilir.
Antik kaynaklar ve arkeolojik veriler, MÖ 4’üncü yüzyıldan itibaren Leleg Yarımadası’nda arıcılığın
önemli bir uğraş olduğunu ortaya koyar. Dolayısıyla bu bölgede arıcılık geleneği, şarap ve
zeytinyağı üretimi gibi çok daha eski dönemlere kadar uzanır. Karia kıyılarında belgelenen
batıklar, Tunç Çağı ve Arkaik dönemde bölge ürünlerinin uluslararası ticaret ağına dahil
olduklarını gösterir; bu ürünler arasında balın da yer alması şaşırtıcı değildir. Leleg
Yarımadası’nda Antik Çağ’da geliştirilen arıcılık yöntemleri, bugün Muğla’nın ülkemizin bal
üretiminde neden ilk sıralarda yer aldığını da açıklar. Antik Çağ’da bir bölgede geliştirilen
teknikler başka bölge veya ülkelere aktarılabiliyordu. Nitekim Leleg kenti Theangela’nın balının
kalitesi Karialı arıcıların Hellenistik dönemde Mısır’a gidip kendi yöntemlerini orada öğretmesine
vesile olmuştu. Doğal peyzajın sunduğu olanaklarla birleşen bu üretim teknikleri, Karia’da
arıcılığın binlerce yıldır kesintisiz bir gelenek olarak günümüze ulaşmasını da sağlamış olmalıdır.
Tüm bu veriler ışığında Leleg Yarımadası’nda arıcılık, yalnızca ekonomik bir faaliyet olarak değil,
binlerce yıl boyunca süregelen bir kültürel pratik olarak karşımıza çıkıyor. Pedasa ve Theangela
örneklerinde görüldüğü üzere arıcılık, kimi zaman küçük ölçekli kırsal üretim, kimi zaman ise uzak
coğrafyalara ihracat yapabilen bir katma değer olarak öne çıkıyor. Bu nedenle arıcılık, Karia’nın
tarihsel sürekliliğini en
iyi yansıtan pratiklerden biri olarak varlığını korumaya devam ediyor.
