Assirolog, Emel Demirdizen
Ruprecht-KarlsUniversität Heidelberg, Almanya
Cinsiyet rolleri üzerinden kurgulanan bu anlatılar, geçmişin hükümdarlarını bugünün kültürel kaygılarına göre yeniden şekillendirir. Dolayısıyla, tarihsel kişiliklerin anlatımı kadar bu anlatıların nasıl, kim
tarafından ve hangi amaçlarla üretildiği sorusu da en az tarihsel gerçekler kadar önemlidir.
“ Tarihi kazananlar yazar“ sözünü hemen hemen herkes duymuştur. Milattan önceki dönemlerde, Eski
Mezopotamya ve İran uygarlıkları savaşlar, kıtlık ve sefalet gibi nedenlerle tarih sahnesinden silindi. Ancak “haritadan yok oldular” şeklinde basitçe ifade edilen bu durumun ardında, korkunç ölümler, katliamlar,
sürgünler, işkenceler ve köleliğe mahkum hayatlar yatıyor. Üstelik, henüz iktidardayken bu uygarlıklar
da başkalarına benzer acıları yaşattı. Geride kalan uygarlıklar ya tarihin tozlu sayfalarında unutuldu ya
da tarih onları yalnızca kazananların bakış açısından anlattı. Çünkü tarihi kazananlar yazar. Mağlubiyetlere
bir sebep arama çabasında olan Antik Yunan tarihçileri ve Hollywood ise Eski Orta Doğu’da hüküm süren
liderlerin, erkekliğini‘ sorgularlar.
İlk örneğimiz Sicilyalı Diodorus’tur. Antik Yunan tarihçisi olan Diodorus, MÖ 1’inci yüzyılda yaşadı ve
kendisinden yaklaşık 300 sene önce yaşamış tarihçi ve hekim Knidoslu Ktesias’dan esinlendi. Diodorus,
evrensel tarih eseri Bibliotheca Historica’nın ikinci kitabında, Assur İmparatorluğu’nun son kralı olduğunu iddia ettiği bir hükümdardan söz eder. Ona göre, Sardanapalus adlı Assur kralı, atalarından çok farklı biçimde zevkine düşkün bir yaşam sürer.
Sarayından dışarı adım atmadığı için ‘kadınsı’ olarak nitelenir. Diodorus onun kadın kıyafetleri giydiğini,
zamanını cariyeleriyle geçirdiğini ve yünden elbise eğirdiğini yazar. Kadınsı bir sese sahip olduğu ve
makyaj yaptığını da belirtir. Hem erkek hem kadınlarla ilişki yaşadığını vurgular.
Antik tarihçinin kaleminden yazılan hikaye Sardanapalus’un hazin sonunu da anlatır. Yazılanlara göre bir
gün, şehrini güçlü bir düşmana karşı savunmak zorunda kalır. Ancak o sırada Fırat Nehri taşar ve surları yıkar. Bu doğal afet neticesinde düşmanla karşı karşıya gelmek ve savaşmak yerine, kişiliğine uygun
biçimde teslim olmayı tercih eder. Sarayında büyük bir odun yığını inşa ettirip tüm servetini bir odaya
toplatır. Ardından hizmetkarları ve cariyeleriyle birlikte kendini bu odaya kilitler ve herkesi kendisiyle
birlikte ateşe vererek ölüme sürükler.

‘Sardanapalus’un Ölümü’ (frans. “La Mort de Sardanapale”) isimli tablo Louvre Müzesi’nde sergilenmekte. © 2023 GrandPalaisRmn (musée du Louvre) / Michel Urtado.

Bu hikaye’den esinlenen ünlü Fransız ressam Eugène Delacroix, bir tabloda Sardanapalus’u ve genişletilmiş intiharı betimler. Bu tabloda Assur kralı, olup biteni sanki umursamayan bir yüz ifadesiyle şıkır şıkır giyinmiş, takıp takıştırıp yatağına uzanmış şekilde resmedilmiştir. Sol tarafında ise bir hizmetkarı, içinde zehir bulunan bir sürahiyi tepsiyle tutar. Çevresi ise tam bir cehennem: Arka taraf alev almaya başlarken, kralın hizmetkarları çıplak cariyelerini öldürüyor. Bir diğer hizmetkarı ise atının göğsüne hançer saplamakla meşgul.
Ressam, bu tabloyla bilinçli olarak tartışma yaratmak istemişti. Ancak kamuoyunun tepkisi beklediğinden çok daha büyük olunca uzun süre diğer eserlerine alıcı bulamadı.
Kral Sardanapalus’a dönecek olursak; oldukça kadınsı giyinen, süslenen ve davranan bu Assur kralı
hakkında Mezopotamya kaynaklarında neler biliyoruz? Öncelikle Sardanapalus adında bir Assur kralı
olduğuna dair tarihsel bir kanıt bulunmuyor. Bazı araştırmacılar, bu hikayelerde geçen kişinin aslında
Assurbanipal (MÖ 7 ́nci yüzyıl) olabileceğini düşünüyor. Fakat bahsedilen Sardanapalus, Diodorus’a
göre Assur İmparatorluğunun son kralıydı. Assurbanipal ise İmparatorluğun son kralı değildir. Antik
Yunan tarihçisi Diodorus’un anlattığı Sardanapalus karakterinin tam olarak kimden esinlenerek yaratıldığı bilinmiyor. Sonuç olarak, Sardanapalus isminde, kadınsı ve eşcinsel bir hükümdarın gerçekten yaşadığına dair güvenilir bir kaynak bulunmuyor. Sardanapalus efsanesine, birden fazla tarihi kişiliğin özelliklerinin yansımış olması da muhtemel.
Ancak efsanede tamamen masalsı unsurlar da yer alıyor. Ayrıca bir Assur kralının dünya görüşünde
küpe, bilezik ve çeşitli aksesuarlar takmak; savaşçı ve cesur “erkek” kavramıyla çelişmezdi. Giyim kuşam, parıltılar ve süslemelerin tümü onun statüsünü vurgular, aynı zamanda dini anlamlar da taşırdı

Assurbanipal’in takılarını gösteren bir duvar kabartması: Büyük küpeleri ve bilezikleriyle, aslan avında ok ve yay tutarken tasvir edilmiş. MÖ 7’inci yüzyıl. BM 124874 © The Trustees of the British Museum.
İkinci örnekte, Herodot’un Ahameniş Kralı I. Serhas hakkında yazdıklarından yola çıkarak, Hollywood
yapımı bir filmin bu Pers hükümdarını nasıl betimlediğine değinelim. MÖ 5’inci yüzyılda Halikarnas’ta
(bugünkü Bodrum) dünyaya gelen Herodot, ‘Tarihler’ adlı eserinde Pers-Yunan savaşlarını ve Ahameniş
Hanedanı’nın yükselişini ele alır. Ahameniş İmparatorluğu, özellikle MÖ 6’ncı yüzyılda ulaştığı genişlik
ve nüfuzla, Guinness Rekorlar Kitabı’na göre dünya nüfusuna oranla tüm zamanların en büyük imparatorluğu olarak kabul edilir. Herodot, Kral I. Serhas’ı güçlü, kibirli ve aşırı özgüvenli bir figür olarak tasvir eder.
Ona atfedilen megalomani ve başarısız askeri stratejiler, Yunanistan’a düzenlediği seferin hüsranla sonuçlanmasına neden olur. Bu anlatım, Serhas’ın hem liderlik vasıflarını hem de insani zaaflarını ön plana
çıkarır.
2007 yapımı 300 Spartalı filmi, Frank Miller’ın Termofil Muharebesi konulu çizgi romanından uyarlanır
ve Herodot’un anlatısından esinlenir. Filmde Kral Serhas’ı canlandıran oyuncu için hazırlanan senaryo
ise oldukça tartışmalıdır. Zincirli, makyajlı, küpeli ve bilezikli, yarı çıplak bir şekilde tasvir edilen bu fantastik karakter, İran başta olmak üzere birçok ülkede tepkiyle karşılanmıştır.

İran asıllı İranolog ve tarihçi Touraj Daryaee filmi iğneleyici sözlerle özetler:
“Beyaz Amerikan […] zihninde yaşayan tüm ‘aykırı’ figürleri alıp, onları Doğu’dan özgürlüğünüzü almaya
gelen karikatürize bir istilacı ordu şeklinde bir araya getirirseniz, ortaya ne çıkar? Sonra bu tabloya, moda
dergilerindeki görsellerin tam zıddı olan […] siyahiler […], şekilsizleşmiş bedenler, […] peçeli başörtülü
[…] figürler, Taliban stajyerlerine benzeyen siyah pelerinli ninja vari savaşçılar ve homoseksüel, öfkeli ya
da dengesiz olarak sunulan, vücutları ve yüzleri piercinglerle kaplı kadın ve erkekleri eklerseniz… […].
İşte size 300 filmi.”

Sonuç olarak; Eski Mezopotamya ve antik İran uygarlıklarının düşüşü, batılıların bakış açısından yorumlanır. Diodorus’un anlatısında, kurgusal bir figür olan Sardanapalus, kadınsı bir şekilde tasvir edilip felakete sürüklenen bir lider olarak öne çıkar. Benzer şekilde, Herodot’un anlatıları da Ahameniş Kralı I. Serhas’ı aşırı kibirli ve başarısız bir hükümdar olarak betimler.
Hollywood’un 300 Spartalı filmi, bu anlatıları fantastik bir biçimde sunarak tarihsel gerçeklerden uzaklaşır ve kültürel eleştirilerin hedefi haline gelir. Özellikle I. Serhas karakteri, tarihsel gerçeklerden çok daha fazla stereotip ve önyargı barındıran bir şekilde tasvir edilir. Bu bakış açısı, erkeğin ve kadının nasıl davranması, giyinmesi ve takıp takıştırması gibi kültürel ve sınırlı kodlamaları kullanmaktan çekinmez. Eski Orta Doğu hükümdarları da bu dar perspektife malzeme edilir.
Tüm bu örnekler, antik figürlerin yalnızca tarihsel değil, aynı zamanda ideolojik temsillere de dönüştüğünü gösterir. Cinsiyet rolleri üzerinden kurgulanan bu anlatılar, geçmişin hükümdarlarını bugünün kültürel kaygılarına göre yeniden şekillendirir. Dolayısıyla, tarihsel kişiliklerin anlatımı kadar bu anlatıların
nasıl, kim tarafından ve hangi amaçlarla üretildiği sorusu da en az tarihsel gerçekler kadar önemlidir.

https://shorturl.fm/cDXIt
https://shorturl.fm/JBJec