Antik Yunan’da halk hekimleri: Şifa dağıtan bilge eller

Doç. Dr. Pınar Özlem Aytaçlar
Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Eskiçağ Dilleri ve Kültürleri Bölümü

Antik Çağ Yunan dünyasında modern anlamda hastanelere benzer kurumlar yoktu. Doktorlar hastalarını evlerinde, bu iş için ayırdıkları bir alanda tedavi ederdi. Yatılı olarak tedavi edilmesi gerekenler de
bu alanlarda kalırdı. Doktorlar kullandıkları ilaç ve ekipmanı da kendileri temin ederdi.

Devlet tarafından halka ücretsiz sağlık hizmeti verilmesi sanıldığı kadar yeni bir uygulama değildir. Maaşını devletten alan ve hastalarına ücretsiz bakan hekimler, ‘halk hekimi’ ya da ‘şehir hekimi’ adı altında
Yunan toplumlarında en erken dönemlerden itibaren var oldu. Halk hekimliğine ilişkin kanıtları Yunan
dünyasının her yerinde ve tüm çağlarda bulabiliriz. Bir başka deyişle devlet destekli bir sağlık hizmeti
sistemi, en eski tarihsel dönemlerden yakın tarihe kadar bütün Yunan devletlerinde ortak bir kurum
olarak varlık gösterdi.

Halk hekimliği kurumunun izleri, Diodoros’un bir pasajında geçtiği üzere, MÖ 7’nci yüzyıla dek gider.
Sicilyalı tarihçi, yasa koyucu Kharondas’ın faaliyetlerini anlatırken şöyle der: “Hastalara kamu kaynaklarıyla bakılmasını buyuran önceki kanun koyucuları öylesine aşmıştır ki onlar sadece bedeni ilgiye layık
görürken o, eğitimsizlik nedeniyle sıkıntı içinde olan ruhları da iyileştirmiştir.” Bu pasajdan yola çıkarak,
erken dönemlerde, devlet destekli sağlık hizmeti kurumunun şehrin yasa koyucuları tarafından oluşturulduğunu anlayabiliyoruz. Ancak bu erken dönem için söz konusu kurumun kimleri kapsadığını ve nasıl bir hizmet sunduğunu bilmiyoruz. Bir halk hekiminden net olarak bahsedilen ilk örnek ise Herodotos’ta karşımıza çıkar:

“Bakınız bu Demokedes, Kroton’dan Polykrates’in yanına nasıl gelmişti. Korkunç öfkeli bir adam olan
babasının yanında, Kroton’da yaşıyordu. Birgün dayanamadı, onu bırakıp Aigina’ya gitti. Adaya yerleşti
ve daha ilk yılda öbür hekimlerin hepsini geçti. Oysaelinde ne bir aracı ne de bu sanat için gerekli olan
diğer şeyler vardı. İkinci yıl Aiginalılar onu yıllığı bir talent’e resmen maaşa bağladılar. Üçüncü yıl Atinalılar yüz mina verdiler ve o Atina’nın şehir hekimi oldu. Dördüncü yıl Polykrates iki talent verdi. Samos’a işte
böyle gitti ve Krotonlu hekimlerin ünü onunla başlamış oldu.”

MÖ 425’te, Aristophanes’in Akharnanialılar adlı eserinin bir pasajında, hekim Dikaiapolis, kendisine gelen ve gözlerini tedavi etmesi için ona yakaran bir hastaya, “Ben bir halk hekimi değilim” cümlesiyle
cevap verir. Daha sonra, 3’üncü yüzyıl Atinası’nda, yılda iki kez Asklepios ve Hygieia’ya sunulan kurbanlarla ilişkili bir yazıtta, halk hekimleri net bir biçimde karşımıza çıkar. Şehrin birden fazla halk hekimine
sahip olduğunu öğrendiğimiz bu yazıt, bu hekimlerin söz konusu tanrılara sundukları kurbanlardan
söz eder: “Tüm şehir hekimlerinin yılda iki kez, hem kendileri hem de tedavi ettikleri hastaların yararına
Asklepios ve Hygieia’ya kurban sunmaları eski bir gelenek olduğu için…” Yazıtın üzerindeki kabartmada, altar üzerinde kurban sunan altı erkek figürü bulunur. Bu dönemde, Ephesos ya da Atina gibi büyük
şehirlere çok sayıda şehir hekiminin tayin edilmiş olduğunu, küçük şehirlerin ise tek bir şehir hekimiyle yetindiklerini kabul edebiliriz.

Elbette ki hastalar, özel hekimler ile şehir hekimleri arasında seçim yapma hakkına sahipti. Ancak, Herodotos’un pasajının da bize söylediği gibi, şehir hekimleri, aynı zamanda en iyi hekimlerden oluşuyordu. Hippokrates’in Kos’taki tıp okulu, birçok Yunan
şehrine halk hekimi sağlamıştı.

Halk hekimlerinin iyi eğitim almışlar arasından seçilmesi, onların diğer özel hekimlere olan üstünlüğüne
kanıt teşkil eder. Antik dönemde tıp bilgisi genellikle usta-çırak ilişkisiyle aktarılırdı. Böyle bir eğitim alarak hekimlik yapanların, hatta zaman zaman, neredeyse hiçbir eğitimi olmaksızın para karşılığı hasta
tedavi edenlerin sayıca çoğunlukta olduğunu göz önüne alırsak Kos’taki gibi tıp merkezlerinde eğitim
alarak uzmanlaşmış kişilerin, ne denli değerli olacağını da kabul etmemiz gerekir.

Peki acaba halk hekimleri diğerlerinin arasından nasıl seçilmekteydi? Öyle görünüyor ki halk hekimi
adayları şehir meclisinin önüne çıkıp, kendilerinin neden seçilmesi gerektiğini kanıtlamaya çalışmaktaydı. Her alanda olduğu gibi başarıya giden yolda sahip olunması gereken en önemli meziyetlerden biri olarak hitabet yeteneği, burada da büyük bir rol oynuyor olmalıydı. Daha önce bir kişiyi bile tedavi etmemiş bir insanın güzel ve etkileyici sözlerle halk hekimi olması ihtimali üzerine, Platon’un Gorgias adlı eserinde Sokrates’in yaptığı yorumlar ilginçtir. Sokrates’in sözleri, aynı zamanda, halk hekimliği mesleğinin önemine ve bununla doğru orantılı olarak deneyimli kişiler tarafından icra edilmesinin zorunluluğuna ayna tutar: “Sözgelimi, devlet hekimi olmak isteği ile birbirimize bu sanatı iyi bildiğimizi söyleyerek kendimizi yüreklendirirsek öyle sanıyorum ki her şeyden önce sen ve ben karşılıklı olarak birbirimizi şu sorularla deneriz: ‘Tanrılar hakkı için, bakalım Sokrates’in kendisi nasıldır? Bugüne kadar, esir olsun, özgür olsun herhangi birini iyileştirmiş midir?’ Öte yandan ben de senin için aynı soruları sorarım. Ve eğer yabancı olsun, erkek ya da kadın olsun hiç kimseyi iyileştirmemişse, Kallikles, Zeus hakkı için, bir adam özel hekimlik sanatında usta olmadan, birçok başarı elde etmeden, atasözünün dediği gibi, çömlekçiliği bir su küpü üzerinde öğrenmek isteyecek ve devlet hekimi olmaya kalkışacak. Üstelik başkalarını da buna teşvik edecek olursak, bunun kadar gülünç bir şey olur mu?”

Roma’nın halk hekimleri:
Arkhiatroslar

Roma dönemine gelindiğinde, halk hekimlerini ifade etmek üzere arkhiatros teriminin kullanılmaya başlandığı görülür. Aslında arkhiatros (başhekim), eskiden kralların ya da diğer yöneticilerin özel hekimleri için kullanılan bir kelimeydi. MÖ 3 ve 2’nci yüzyıllarda Hellenistik yöneticilerin özel hekimlerine arkhiatros dendiğini biliyoruz. Bu terimin ne zaman ‘devletçe görevlendirilmiş halk hekimi’ anlamında kullanılmaya başladığını kesin olarak söyleyemeyiz ancak bu dönüşüm, 2’nci yüzyılda ‘halk hekimi’ ifadesinin artık yazıtlarda görülmemesi ile kanıtlanabilir. Roma döneminin arkhiatrosları da tıpkı daha önceki halk hekimleri gibi, meclis tarafından seçilen ya da kiralanan ve topluma yaptığı hizmetlerin karşılığı olarak altın çelenk, heykel ya da onur kararnameleri ile yüceltilerek, vergiden ve zorunlu devlethizmetinden muafiyet ve toprak edinme hakkı gibi ayrıcalıklarla ödüllendirilen kişiler olmalıydı. Vespasianus, MS 75 yılında hekimlere vergi muafiyeti getirmiş ve collegia kurma hakkı tanımıştı. Daha sonraları Hadrianus, bir kararname ile onların mevcut ayrıcalık ve muafiyetlerini onaylamıştı. Antoninus Pius döneminde ise her şehirde imtiyazlı kaç hekim, sofist ve gramerci olması gerektiğine ilişkin bir kararname yayınlanarak, imparator tarafından ayrıcalık tanınan hekim sayısının kısıtlanmasına gidilmişti. Antoninus Pius bu konuda keskin sınırlar koymuştu: Artık küçük şehirler ayrıcalığa sahip en çok 5 hekim, orta büyüklükteki kentler ise bu şekilde en fazla 7 hekim barındırabilecekti. En büyük kentler en çok 10 ayrıcalıklı hekime sahip olabiliyordu. Bir kentteki ayrıcalıklı kişilerin saptanması her durumda yerel meclis tarafından yapılıyordu. Ayrıcalık sahibi bir hekim olmanın koşulları zorlaşmıştı ve yukarıda bahsettiğimiz imtiyazlara sahip olmanın yolu şehir hekimi olabilmekten geçmekteydi.

Muhakkak ki şehrin hekimi olabilmek, diğer hekimlerden daha üstün bir yetenek ve teorik bilgiye sahip olmayı gerektiriyor olmalıydı. Roma döneminde, bu kişilerin arkhiatros, yani başhekim olarak adlandırılmaları da bunun bir göstergesidir. Ephesos’ta ele geçen ve hekimler arasında düzenlenen Asklepieia yarışmalarında kazananları kaydeden yazıtlar, bazı şehirlerde halk hekimlerinin yarışma yoluyla
seçildiğini gösterir. Antoninus Pius dönemine tarihlenen Ephesos yazıtlarında, Asklepieia yarışmalarında ödül alınan branşlar da kaydedilmiştir: Syntagma, problema, khirurgia ve organa… Syntagma, en iyi kaleme alınmış tıbbi yazıya, problema, yarışma komisyonunun belirlediği bir konuda, önceden bir hazırlık olmaksızın gerçekleştirilen bir çalışmaya, khirurgia da cerrahi alanında verilen ödülü kapsar. Organa ise tıp aletlerinin genel adıdır ve bu branşta ödül, cerrahide kullanılan tıp aletleri ile ilgili yeni buluşlara veriliyor olmalıdır. Bu yarışmalarda birinci olanlara arkhiatros olma hakkı verilir. Bu yarışmalar yoluyla başarılı hekimlere şehir hekimi olma şansı tanınıyor, başarısız olanların da görevlerine son verilmesi mümkün kılınıyordu. Bu sistem, özel hekimlik yapan gençlere de şehir hekimi olma şansı yaratıyor olmalıydı.

Ephesos’taki Asklepieia yarışmalarında kazananları açıklayan yazıtlardan biri: “Tıbbi yazı yarışmasını Publius
[Aelius …], problem çözme yarışmasını Publius Aelius …, tıbbi alet yarışmalarını Publius Aelius … Damarion,
cerrahi yarışmasını … (kazandılar)”.

Arkhiatros, kralların ya da imparatorların özel hekimlerini ifade eden bir terim iken özellikle MS 2’nci
yüzyıldan itibaren, bazı önemli ayrıcalıklara sahip olabilmek için birbiriyle yarışan hekimlerin arasından, imparatorun öngördüğü sayı dahilinde, şehirlerin meclisleri tarafından seçilenlerin ismi olarak kullanılmaya başlamıştı. Şehirlerin halk hekimlerini ne yolla seçecekleri, onların inisiyatifine bırakılan bir konu olmalıydı. Ne de olsa, imparatoru ilgilendiren, vergi ya da resmi görevlerden muafiyet isteyen kişilerin sayısını sınırlandırmaktan ibaretti.

Ephesos’ta başhekimler halka açık yarışmalar yoluyla seçiliyordu. Bu etkili bir yoldu çünkü̈ yarışmalarda hatiplerin söylevleriyle boy göstermeleri kadar, hekimlerin yeteneklerini sergilemeleri de izlemeye değer bir gösteri idi. Başka şehirlerde ise bu seçim, belki de sadece meclis üyelerinin politik tercihlerine bırakılıyor ya da sıklıkla karşımıza çıkan ‘başhekimlerin soyundan gelen başhekim’ tanımlamasının da gösterdiği üzere, babadan oğula geçiyordu. Nasıl seçiliyor olursa olsunlar, Batı Anadolu kentlerinin hemen hepsinde maaşını devletten alan ayrıcalıklı başhekimler bulunmaktaydı. Maaşları, halktan ‘iatrikon’ adı altında yıllık olarak toplanan vergilerden ödenen bu hekimler, tıbbi tedavi uygulamaları karşılığında hem şehir meclisinden maaş almakta hem de imparatorların sağladığı vergi muafiyeti gibi ayrıcalıklardan yararlanmaktaydı. Şehir
meclislerinden maaş aldıkları için hastalarından tedavi ücreti almamaları gerekiyordu ancak sağlığına
kavuşmuş hastaların onları hediyelere ya da paraya boğduklarını tahmin etmek hiç de zor değildir. Bu
nedenle, halk hekimlerinin oldukça yüksek bir hayat standardına sahip oldukları söylenebilir. Euromos
Zeus Tapınağı’nın sütunlarından beşini diktirmiş olan başhekim Menekrates, bu varlıklı hekimlere verilebilecek en iyi örneklerden biridir.

Doktorlar hastalarını evlerinde
tedavi ederdi

Antik Çağ Yunan dünyasında modern anlamda hastanelere benzer kurumlar yoktu. Doktorlar hastalarını evlerinde, bu iş için ayırdıkları bir alanda tedavi ederdi. Yatılı olarak tedavi edilmesi gerekenler de
bu alanlarda kalırdı. Doktorlar kullandıkları ilaç ve ekipmanı da kendileri temin ederdi. Bir halk hekimi,
uzun yıllar boyunca kendi şehrinde hizmet verebileceği gibi ihtiyaç halinde başka kentlere de gidebilirdi. Veba gibi salgın hastalık dönemlerinde, Kos Adası başta olmak üzere birçok kentten halk hekiminin
hizmete çağırıldığına ilişkin çok sayıda kanıt bulunur.

Bir halk hekiminin ücretsiz sağlık hizmetinden yararlanabilmek için mutlaka o şehrin vatandaşı olmak
gerekmiyordu. Delphoi gibi kent dışından çok miktarda ziyaretçi ve turisti ağırlayan bazı merkezlerden
gelen kanıtlar, buralarda kentin vatandaşı olmayanların da ücretsiz tedavi görebildiğini gösteriyor. Buna
ilişkin kesin kanıtlarımız olmasa da bir Yunan’ın muhtemelen Yunan dünyasının herhangi bir yerinde ücretsiz sağlık hizmetinden faydalanabildiğini söyleyebiliriz. Ayrıca Yunan kent devletlerinde düzenlenen
spor oyunları ve festivallerde de her zaman görevli doktorlar bulunurdu. Bu doktorlar hem yarışmacılar
hem de seyirciler için ücretsiz tedavi sağlardı.

Olimpiyatlar ya da Panathenaia şenlikleri bu organizasyonlara örnek verilebilir. Ücretsiz sağlık hizmeti,
sadece özgür vatandaşlara ya da şehre ziyaret için gelen başka kentlerin Yunan vatandaşlarına değil,
kölelere de açıktı. Sağlık vergisi sahipleri tarafından ödenmiş olan köleler de bu hizmetten faydalanabiliyordu. Ancak çoğu durumda bu hizmeti halk hekiminin kendisinden değil, onun yanında yetişmiş kölelerinden almaktaydılar.

Yunan dünyasında karşımıza çıkan ücretsiz sağlık hizmeti sadece insanların bakımıyla sınırlı değildi,
veterinerlik hizmeti de bu kapsama girebiliyordu. Kısacası Yunan’daki devlet sağlık hizmeti, yalnızca
zengin ya da yoksul, vatandaş ya da yabancı, özgür ya da köle olan her insanı değil, hayvanları da kapsayan bir sistemdi.

Erken Bizans dönemine geldiğimizde ise halka yönelik sağlık hizmetinin bazı değişimlere uğradığını söyleyebiliriz. Öncelikle, özellikle yatarak tedavi edilmesi gereken hastaların bakımına yönelik ilk hastanelerin I. Konstantinus döneminden itibaren ortaya çıktığını görüyoruz. Hıristiyanlığın yaygınlaşması ve devlet dini haline gelmesi, tıpkı darülaceze, imarethane ve yetimhane gibi dini temele dayanarak oluşturulmuş kurumlar gibi hastanelerin de hayırseverliğe dayalı bir kurum olarak ortaya çıkmasını sağladı. Hastaneler, masrafları devlet ya da kilise tarafından karşılanan, hastaların ücretsiz bakıldığı yerlerdi. Hastane hekimleri de maaşlarını devlet ya da kiliseden alıyordu. Antoninus Pius tarafından, şehirlerin üst düzey hekimlerine tanınan ayrıcalıklar bu dönemde de devam etti. Şehir hekimlerinin imtiyazları ancak 6’ncı yüzyıla gelindiğinde, İmparator Justinianus döneminde kaldırılacaktı. Antoninus tarafından kurulan sistemin kamu hekimleri olarak arkhiatros’lar, Justinianus’dan sonra da bu isimle var olmaya devam ettiler. Ancak bu hekimler artık hizmetlerini hastanelerde devam ettiriyordu. Uzun yüzyıllar boyunca kent meclisi tarafından seçilen ve kent idaresi bünyesinde çalışan halk hekimleri, 6’ncı yüzyılda artık mali ve idari bağımsızlıklarını büyük oranda yitirmiş kentlere değil, devletin kurumu olarak hastanelere hizmet veren birer devlet memuruna dönüşmüştü.

Hastalarını ücretsiz tedavi eden
hekimler Avrupalı yazarların
eserlerine konu oldu

Yunan toplumunda en erken dönemlerden itibaren varlık gösteren halka ücretsiz sağlık hizmeti olgusunu, bir süre sonra Roma da kopyalamıştı. Bu, belki de ezelden beri var olan ve Yunan-Roma dünyasının hemen her yerine sirayet etmiş bir uygulama olduğu için Antik Çağ sonrasında da bir gelenek olarak varlığını sürdürmeye devam etti. Hatta 19’uncu yüzyılın başlarında Yunanistan’ı ya da İtalya’nın taşra kasabalarını ziyaret eden ve buralarda maaşını hükümet ya da halktan yıllık olarak alıp, hastalarını ücretsiz tedavi eden hekimleri gören Avrupalı yazarların eserlerine bile konu oldu. Çünkü Yunan toplumundan kaynağını almış olan bu sistem, dünyanın gördüğü en eski, en kapsamlı ve en yaygın ‘devlet sağlık hizmeti’ idi.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir