Küçük Asya kentleri arasında arı tasvirini sikkelerinde en istikrarlı ve ısrarlı biçimde kullanan kent
Ephesos’tur. Arkaik dönemden MS 3’üncü yüzyıla uzanan uzun bir zaman aralığında, bağımsız olduğu
dönemlerde de büyük güçlerin egemenliği altında bulunduğu süreçlerde de Artemis Ephesia’nın simgesi
olan arı, kentin kimliğini görünür kılar. Tanrıçanın doğa, bereket ve koruyuculukla ilişkilendirilen
nitelikleri düşünüldüğünde, arı ikonografisi Küçük Asya’daki başlıca kült merkezi kabul edilen
Ephesos’ta adeta kutsal bir işaret niteliği kazanır.
Dr. Öğr.Üyesi Ömer Tatar
Akdeniz Üniversitesi,Edebiyat Fakültesi,Tarih Bölümü
Doğadaki işlevleri sayesinde tarih öncesinden beri hayranlık uyandıran arıların, Antik Çağ’da ne denli büyük bir değer gördüğüne, onlardan söz eden onlarca antik yazarın satırlarında şahit oluruz. Homeros, Ilyada ve Odysseia’sında, Hesiodos Theogonia’sında ustaca kurguladığı metaforlarına pek çok kez malzeme etmiştir
onları. Platon, ideal devleti tartışırken yine onlardan pay biçer; ona göre özenle yetiştirilmiş doğal liderler bir kovandaki kraliçe arılar gibi, şehirleri için sorumluluk yüklenmelidir. Aristoteles Hayvanların Tarihi Üzerine adlı eserinde onlardan uzun uzun bahseder, bilgiler verir. Ve Sicilyalı Diodoros, eskilerden diyerek bir mitosu hatırlatır okuyucularına:
“Rivayet odur ki Zeus, arılarla arasındaki o derin dostluğun ebedi bir hatırasını muhafaza etmek istemiş ve suretlerini değiştirerek onları, altının ışıltısını taşıyan bir bakır rengine büründürmüştür”.
Bu hünerli hayvanları ozanların, tarihçilerin, tanrı kelamının bir parçası yapan ve bu kadar kıymetli kılan şeylerin başında hiç kuşkusuz ürettiği bal geliyordu ve elbette bugün de gelmeye devam ediyor. İnsan için en kadim besinlerden olan bal, Antik Çağ’da hem bedene kuvvet hem de dimağa kudret bahşeden, yemeklere tat katan olmuştu. Bal, bir gıda maddesi olmanın dışında tıbbın şifalı reçetelerinden kozmetiğe
uzanan geniş bir yelpazede kendine hep yer buldu.
Etimolojik açıdan incelendiğinde, ‘sağlam’, ‘sağlıklı kılan’ ve ‘havayı yaran’ gibi anlamlarla ilişkilendirilen Tanrıça Artemis, bu niteliklerin tümünü bünyesinde toplarcasına, büyük önem taşıdığı Ephesos kentinde arılarla ilişkilendirilmişti. Kentte arı, Demeter’in kızı, Apollon’un kız kardeşi, her daim bakire Artemis’in en
temel simgelerindendi, onunla özdeşti. Hatta Artemis kültü ile bal arılarının ilişkisi o kadar iç içeydi ki, bu özdeşimden hareketle tapınak rahibelerinin μέλισσαι şeklinde, yani arılar olarak isimlendirildikleri düşünülür. Bu yakıştırmanın yansımalarını yine devrin eserlerinde görebiliriz. Öyle ki Aristophanes’in Kurbağalar adlı eserinde Artemis Tapınağı’nı açanlar- büyük olasılıkla da tapınağın rahibeleri-‘arı bekçileri’ olarak anılır.
Tanrıçanın en sevdiği mevsim ilkbahardır. Toprak ve bereketle anılan Artemis’i düşündüğümüzde bu durum hiç de şaşırtıcı değildir. Doğanın canlanışını müjdeleyen ilkbahar ayları, yeni yeni açan çiçeklerden beslenen arıların da büyük bir coşku içerisinde doğayla buluştuğu dönemdir.
Artemis’in arı ile bütünleşmesi, arının şifa veren balıyla anlam kazanır. Bilindiği üzere arılar, çiçeklerin açıp nektar ve polen sunduğu ilkbahar ile yaz aylarında bal üretmeye başlar. Öte yandan iptidai ana tanrıça olgusunun temsilcilerinden biri olan Artemis de bu döngüyle ilişkili olarak besleyen, doyuran bir figürdür. Tıpkı arıların ürettiği bal gibi yaşamı sürdüren ve güçlendiren bir kaynak sunar.
Sikkelerin bir yüzünde arı, öteki yüzünde geyik
Ephesos’un Artemisi, tanrıçanın doğa üzerindeki egemenliğini görünür kılan meşhur kült heykelleri ve figürinler aracılığıyla zihinlerde somutlaşır.
Bu betimlerin pek çoğunda yumurtalar,
üzümler ve çeşitli yemişlerle bezenmiş
bereket fikrini çağrıştırır. Artemis’in eteğinde
yer alan aslan, boğa ve geyik gibi farklı
hayvanlar ise şüphesiz onun simgesel
dünyasını yansıtır; arı da bu semboller
arasında son derece yerinde bir konum edinir.
Asırlar öncesinden günümüze ulaşan bu
büyüleyici eserler, tanrıçanın doğa, bereket
ve yaşam döngüsüyle kurduğu çok katmanlı
ilişkiyi gözler önüne serer. Kentin darp ettiği
sikkeler de tıpkı bu heykeller, heykelcikler gibi
Artemis ile arı arasındaki kadim bağı asırlar
öncesinden bize sergiler.

Lady of Ephesus, no. 712, 1st century CE. Ephesus
Archaeological Museum (Görkem Yavuz, 2020).
Bu yazının maksadı da Artemis ile arı arasındaki ilişkiye nümizmatik bir pencereden bakmaktır. Tanrıça ile Ephesos arasında, geçmişi bin yıllara dayanan bağlantının bir neticesi olarak sikkeler üzerinde arının, -dolayısıyla Artemis’in temsil edilmesi en çok Ionia bölgesinin bu muteber kentinde karşımıza çıkar. Bu
doğrultuda, Ephesos Artemis’i ile arı arasındaki ilişkiyi sikkeler üzerinde asırlar boyunca takip etmek mümkündür.
Kentin, neredeyse sikkenin icadıyla eş zamanlı ilk darplarında ise karşımıza arı yerine yine Artemis ile özdeş bir diğer hayvan olan geyiğin tasviri çıkar. Geyik, sikkenin ön yüzünde, kentin kendini temsil aracı olarak bu ilk sikke örneklerinde yerini alır. Geyik, arıdan bile daha yaygın biçimde “Hayvanların Efendisi” Artemis’in
kutsal hayvanları arasında sayılır. Zira Tanrıça Artemis doğada hem avcı hem de koruyucudur.

IV (1/2008), lot 178.
Altın ile gümüş alaşımı olan elektrumdan basılan bu sikkelerin ardından, MÖ 6’ncı yüzyılda Ephesos kenti, gümüş sikkeler darp etmeye başlar ve bu dönemde arı tipini kullanır. Böylece, Artemis’in kutsal sembollerinden biri olan arı, kendisine sikkeler üzerinde de yer bulur. Arka yüzlerinde figüratif bir tasvir bulunmayan ya da yalnızca basit floral ve geometrik motiflere yer verilen, henüz kent ya da halk adlarının da yaygınlaşmadığı bu erken dönem örneklerinde arı ikonografyasının tercih edilmesi, Ephesos’un Artemis’le olan güçlü bağını ve Artemis’in arı ile özdeşleştirilmesini göstermesi açısından önem taşır.


Zira, uzun süre boyunca öyle devam edeceği üzere, dönemin insanları için kentlerin darp ettikleri sikkeler, üzerindeki temel tip ile özdeşleşiyordu. Örneğin tapınak kayıtlarından, bağış listeleri
tutulurken ‘baykuş’ ifadesinin Atina’nın darp ettiği ve arka yüzünde baykuş tasvir edilen gümüş sikkeleri tanımlamak için kullanıldığını biliyoruz. Dolayısıyla, kentin halihazırda kendi kimliğini en iyi temsil
edeceğini düşündüğü tasviri kullanma yönündeki tercihleri, çoğu zaman hem kent halkı hem de bölgede bu sikkeleri kullanan diğer insanlar tarafından benimsemesi ile sonuçlanıyordu. MÖ 5’inci
yüzyıla girilirken kent ethnikonunun kısaltılmış hali olan E F harflerinin ön ya da arka yüze yerleştirildiği arılı sikkeler tedavüle girmeye başlar.


MÖ 5’inci yüzyılın sonlarından itibaren kent değerli gümüş madeninin dışında, bronz sikkeler de darp etmeye başlar. Söz konusu darplarla birlikte kentin sikkelerinde yeniden geyik tasviri görülmeye
başlamakla birlikte arı, ön yüz tipi olarak varlığını muhafaza etmeye devam eder, geyik simgesi ise arka yüze konumlandırılır. Böylece sikkelerin bir yüzünde arı, öteki yüzünde geyikle Ephesos kenti, Artemis kültünün kentte tuttuğu yeri ve önemini artık tam manasıyla ilan etmiş olur.

Olympus Num., Auction 21 (2025), lot
305.
Arı demek Ephesos demek!
MÖ 5’inci yüzyılın bittiği, MÖ 4’üncü yüzyıla geçilen süreçte darp edilen örneklere baktığımızda ise gümüş ve bronz sikkeler artık
yoğun biçimde bir arada darp edilmeye başlar ve bu bağlamda sikkenin hacmi de artar. Bununla birlikte kent, ön ve arka yüzünü başka başka tasvirlerin meydana getirdiği farklı sikke serilerini tedavüle sokar. Ancak arı/geyik serisinin darbına devam eder.

Auction 158 (11/2025), lot 129.
Bu örneklerde kompozisyon bir palmiye ağacıyla zenginleştirilir. Söz konusu olan, Artemis ve Apollon’un doğum hikayesine bir referanstır. Bu sikkelerin yanı sıra yine arının ön yüz tipi olarak
kullanıldığı arı ve karşılıklı iki geyik bronz serisi MÖ 4’üncü yüzyılın erken dönemlerinden başlayarak darp edilir ve tedavüle girer.

lot 46.
Ön yüzde yine arı tasvir edilen, arka yüzde ise iki geniş şeritle bölünmüş gümüş serisi ise MÖ 4’üncü yüzyılda darp edilen arı ikonografyalı diğer bir sikke dizisini oluşturur.

Arı tasvirini bu süreçte zaman zaman arka yüz
tipi olarak da görürüz. MÖ 5’inci yüzyılın son
yıllarına tarihlenen gümüş Herakles/arı serisi
bunlardan biridir. Bunlar, Atina’ya karşı ayaklanan
sekiz Ionia kentinin oluşturduğu koalisyon
tarafından darp edilen bir nevi birlik sikkeleridir.
MÖ 4’üncü yüzyılın ikinci çeyreğinden itibaren
darp edilmeye başlandığı düşünülen bronz kadın
başı/arı serisi ise Ephesos’un sayıca çoğalan
sikke serilerinin bir diğer örneğidir.


Hellenistik döneme gelindiğinde artık Küçük Asya’nın sosyo-politik yapısında köklü bir dönüşüm yaşanır. Hellen kentlerini Pers egemenliğinden kurtaran Makedon Kralı Büyük İskender ile birlikte Klasik dönem kent devletleri yerini merkeziyetçi bir yönetim anlayışını temsil eden krallıklara bırakır. Bölgedeki pek çok kent
gibi İskender’i kurtarıcı olarak selamlayan Ephesos, sikke darbı hususunda ise arka planda kalır. Yine de çok kısıtlı bir süre için olsa da İskender’in ölümünün ardından MÖ 300 yıllarında onun adını taşıyan hem altın hem de gümüş sikkeler darp edilir. Bu durum, kentin Demetrios Poliorketes idaresinde kaldığı kısa süre zarfına tekabül eder. Ephesos, biri altın dördü gümüş olmak üzere beş farklı emisyon halinde krali Makedon sikkesi darp eder. Altın sikke ile üç gümüş emisyonun arka yüzünde arı sembolü kullanarak kentin kültle ilişkili sivil kimliğini ortaya koymayı başarmış görünür.

p267.8.AleIII


Kent kısa süre sonra, MÖ 280’li yıllara gelindiğinde, Lysimakhos’un hakimiyetine girer. 10 yılı geçemeyecek bu kısa süreli hakimiyet esnasında bu kez yeni muktedirin adına sikkeler darp edilirken arı sembolü yine varlığını sürdürmeye devam eder.

Lysimakhos’un hayatını kaybetmesini takip eden süreçte, MÖ 3’üncü yüzyılın büyük bölümünde Küçük Asya, Mısır merkezli Ptolemaios Krallığı ile Syria merkezli Seleukos Krallığı arasındaki şiddetli güç mücadelelerine sahne olur. Ephesos, yüzyılın ilk yarısında çoğunlukla Seleukosların idaresinde kalır. Bölgenin en erken sikke darp etmeye başlayan kentlerinden olan Ephesos elbette bu krallık için de
sikke basar. Ancak bu sefer, hükmeden otoritenin el değiştirmesinin en net göstergesi olarak sivil nitelikte değil monarşik nitelikte darplar söz konusudur. Aslında bu durum, MÖ 4’üncü yüzyılın sonlarından itibaren bir gerçeklik halini alır. Seleukos hakimiyetinde geçen yaklaşık 15 yıllık süreçte ise Ephesos, Artemis ve
arı-geyik ile müsemma sivil kimliğini pek fazla yansıtma fırsatı bulamaz. Seleukos Krallığı’nın burada darp edilen altın ve gümüş sikkeleri kraliyetin belirlediği ikonografya çerçevesinde kral II. Antiokhos ya da II. Seleukos başı ile Apollon tasvirlerinden ibarettir. Karşımıza ne Artemis ne arı ne geyik simgesi çıkar. Yine de
istisnai bir durum olarak, günlük harcamalarda, küçük alışverişlerde kullanılan bronz sikkelerden bir seride görülür. Her ne kadar bu sikkenin üzerinde ‘Kral Antiokhos’un’ yazsa da kent Klasik dönemdeki bağımsız günlerine atıf yaparcasına sikkelerin ön yüzüne sola dönük Artemis başı, arka yüzüne geyik tasviri
yerleştirmiştir .

ark:/12148/btv1b8567128

MÖ 3’üncü yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren, doğuda Kilikia ve Pamphylia’da, batıda Karia’da süren savaşlar yüzyılın ikinci yarısında genişleyerek Thrakia’ya kadar ulaşır. Ionia bölgesini de içine alan III. Suriye Savaşları sırasında Ephesos, MÖ 245 yılından itibaren Ptolemaios Krallığı’nın egemenliği altına girer. Bu tarihten itibaren kent darphanesi Ptolemaioslar adına hem altın hem de gümüş sikke darp etmeye başlar. Ancak kent, bu yeni dönemde de eski geleneğinden kopmaz. Sikkelerin ön ve arka yüz tasarımları kraliyet otoritesi tarafından belirlense de Ephesos yönetim değişikliğine rağmen Artemis’e ait simgeyi bir şekilde tasarıma eklemeyi başarır. Ön yüzünde Berenike II’nin portresi bulunan iki emisyon altın sikke vardır.
Arka yüzünde, onun Euergetis unvanına gönderme yapan, kraliyet tacı ile bağlanmış bereket boynuzu tasviri yer alır. Sol boşlukta, ikonografinin bir parçasıymış gibi bir arı görülür.


Bolluk, bereket ve hayırhahlığın sembolü olan, içerisindeki mevsim meyveleri ve tahıllarla süslü bereket boynuzu ile doğanın bereket getiren hayvanlarından arının uyumu bu açıdan da kayda değerdir. Ön yüzünde kral III. Ptolemaios’un başı, arka yüzde krallığın en temel sembolü kartalın yer aldığı gümüş sikkelerin arka yüzünde de arı
sembolü karşımıza çıkar. Değişen harf ve monogramlarla bu gümüş sikkeler tam 13 farklı emisyona ayrılırken, 11’inde değişmeyen tek şey arı sembolüdür.

Arının yer almadığı iki emisyonda ise halihazırda kentin ismi E F şeklinde verilmiştir. Bu durum, arı ile kentin özdeşleşmesi hakkında önemli bir ipucu verir. Çünkü herkes bilir ki arı demek Ephesos demektir. Kent, bağımsızlığını kaybederek Ptolemaios Krallığı’nın idaresinde kaldığı kısa süre zarfında krali darplarda kullandığı bu sembol ile sivil kimliğini ön plana çıkarmayı yine de başarmış görünür.
Arı simgesi 3 asır boyunca kendisine yer bulur
MÖ 2’nci yüzyıla girilirken Küçük Asya’da ve Ionia’da dengeler yeniden değişir. Önce, Ptolemaioslar Seleukoslara, ardından
Seleukoslar Pergamon-Roma ittifakına karşı alaşağı olur, artık coğrafyanın müstakbel hakiminin Romalılar olacağı adeta kesinleşir.
Kent bu süreçte bir süreliğine kendi bronz sikkelerini darp eder, tahmin edilebileceği üzere Artemis’i merkeze alan kadim ikonografyaya dönüş yapar.

64 (11/2014), lot 868.
Ephesos’ta Artemis kültü ve onunla ilişkili arı imgesi o kadar kuvvetli ve kalıcıydı ki asırlar geçip Küçük Asya’nın yeni hakimi Romalılar olduğunda da arı tasvirinin kullanımını sürdürdüler. Bilindiği
üzere Roma, Pergamon Krallığı’nın ortadan kalkmasıyla MÖ 133 yılında Asia Eyaleti’ni tesis etmiş ve Mysia, Troas, Aeolis, Lydia, Ionia
bölgelerinin kentleri bu yeni eyaletin parçası halini almıştı. Henüz Roma bir imparatorluk halini almadan evvelki Cumhuriyet devrine tekabül eden bu zaman zarfında Ephesos kenti tarafından darp edilen sikkelerde yine karşımıza arı ikonografyası çıkar.


Arı simgesi, Roma’nın ilk imparatoru Augustus döneminden başlayarak, Roma Eyalet sikkelerinin son örneklerini gördüğümüz Valerianus ve Gallienus dönemine kadar, neredeyse üç asır
boyunca sıklıkla kendisine yer bulur. İlk ve son örneklerin darp edildiği bu hükümdarlar dışında Claudius, Nero, Traianus, Makrinus, Elagabalus, I.Philip ve Trajan Decius’un dönemlerinde de arı tipi
kullanılır.


Klasik ve Hellenistik devirlerde sikkeleri üzerinde arı tasvirine yer veren bir diğer kent ise Troas bölgesinden Gentionos’tur. Günümüz Ezine ilçesi sınırları içerisinde kalan Ballıdağ Höyüğü kalıntılarının Gentinos’a ait olduğu ileri sürülür. Sikkelerinde arı tasvirini kullanan bu kentin tam da “Ballıdağ” adıyla anılan bir mevkiide konumlanmış olması, herhalde basit bir tesadüften ibaret değildir. Gentinos’un sikkelerine daha yakından bakacak olursak, kent MÖ 4’üncü yüzyıla tarihlenen ve tamamı bronzdan olan darplarında arka yüzde arı ikonografyası kullanır. Bu sikkelerden üç seride, ön yüz Artemis başı ile tasarlanmış, baş, ikonografiyi tamamlayıcı nitelikte ve sağa dönüktür



Roma döneminde ise eyalet sikkeleri üzerinde arı tasvirini kullanan birkaç kent daha karşımıza çıkar. Bunlardan biri, Ephesos’a komşu, bir diğer Ionia bölgesi kenti Smyrna’dır. Sikke ikonografyası geleneğinde arı yoktur Smyrna’nın. Ancak, İmparator Claudius ve Domitianus
devirlerinde birer seri bronz sikkenin ön yüzünde arı tasvirine yer verildiğini görürüz.




Diğer kentler Lydia bölgesi yerleşimleridir. İlki, günümüzde Manisa’nın Kırkağaç ilçesi sınırları içerisine lokalize edilen Akrasos’tur. Ancak anlaşılan odur ki söz konusu olan
kadim bir geleneğin yansıması değildir. Zira yalnızca Septimius Severus dönemine tarihlenen iki sikke serisinde arıyı arka yüz
tasviri olarak görebiliriz.


Öte yandan ne Smyrna ne de Akrasos, Artemis ya da onunla alakalı diğer unsurlarla ikonografyayı tamamlamıştır.

Arı tasvirini ısrarlı bir şekilde kullanan kent: Ephesos
Burada ele alınan son kent ise tıpkı Ephesos gibi daha bütüncül bir kompozisyon kullanmıştır. Eyalet darpları üzerinde arı tasvirini kullanan bu Lydia kenti Hierokaisaria’dır. Günümüzde Manisa ilinin Saruhanlı ilçesi sınırları içerisinde yer alan kentin, MS 2’nci yüzyılın ortalarına tarihlenen iki bronz sikke serisi üzerinde ön yüzde arı, arka yüzde ayakta geyik tasviri karşımıza çıkar.


Polybius’un aktardıkları, Hellenistik dönemde kentte bir Artemis Tapınağı bulunduğunu gösterir. Nitekim Roma eyalet sikkelerinde hem Artemis figürünün hem de geyik tasvirinin sıkça tercih edilmesi,
tanrıçaya yönelik güçlü ve süreklilik taşıyan bir kültün varlığına işaret eder. Tacitus ise bu geleneğin köklerini daha da geriye götürerek, Pers İmparatoru Kyros dönemine uzanan ve sonradan Aphrodite ya
da Artemis ile özdeşleştirilen Anahita inancından söz eder.

Bütün bu tablonun içinde Ephesos’un ayrı bir yeri vardır. Küçük Asya kentleri arasında arı tasvirini sikkelerinde en istikrarlı ve ısrarlı biçimde kullanan kent Ephesos’tur. Arkaik dönemden MS 3’üncü yüzyıla uzanan uzun bir zaman aralığında, bağımsız olduğu dönemlerde de büyük güçlerin egemenliği altında bulunduğu süreçlerde de Artemis Ephesia’nın simgesi olan arı, kentin kimliğini görünür kılar. Tanrıçanın doğa, bereket ve koruyuculukla ilişkilendirilen nitelikleri düşünüldüğünde, arı ikonografisi Küçük Asya’daki başlıca kült merkezi kabul edilen Ephesos’ta adeta kutsal bir işaret niteliği kazanır. Bugün ise hem arkeolojik buluntular hem de nümizmatik çalışmalar sayesinde bu kadim sembolizmi daha iyi okuyabiliyor; arının Antik Çağ’daki bereket ve şifa anlamlarının, günümüzde doğanın korunması ve ekolojik dengenin sürdürülmesi bağlamında yeniden ve güçlü biçimde anlam kazandığını görüyoruz. Böylece arı, geçmişten bugüne uzanan bir yaşam döngüsü simgesi olmayı sürdürüyor.
