Ispanak, Latince adıyla Spinacia oleraceae’nın anavatanı Güneybatı Asya, hatta belki de doğrudan doğruya Anadolu. Ancak tarihöncesi dönemlere ait özellikle Güneydoğu Anadolu’daki kazılarda şimdilik bu yönde bir veri yok. Bununla birlikte ıspanakla ilgili arkeobotanik veriler Kuzey Suriye, Orta ve Batı Anadolu’daki
kazılarda karşımıza çıkabiliyor.
Ahmet Uhri
Dokuz Eylül Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü


Arkeo Duvar’ın bu sayısı madenciliği dosya konusu olarak seçince açıkçası aklıma sadece bir bitki geldi. O da bir yanlış anlaşılma sonucu demir zengini olduğu sanılan ıspanak. Konu ıspanak olunca dünyanın hemen her yerinde akla hemen iki olgu gelmekte. Biri ıspanaktaki zengin demir mineralleri, ikincisi bu demirle güçlenen Temel Reis ya da özgün adıyla “Popeye the Sailor Man” yani denizci Popeye. Maalesef her ikisi de yanlış bilgiler içeriyor. Ne ıspanakta söylenildiği kadar demir var ne de 1929 yılında yayımlanmaya başlanan o çizgi film doğru mesajlar veriyor. Ancak konumuz ıspanaktaki demir
oranı ya da bir çizgi filmin yanlış cinsiyet rolleri öğretmesi veya bu filmde kadınların güce tapar biçimde betimlenmesi değil. Bunlar kimyacıların ve gösterge bilimciler ile sosyolog ve sosyal antropologların işi. Şimdi esas konuya yani ıspanak konusuna gelmeden önce başlıktaki “kazın ayağı öyle değil” deyiminin neden bu yazıda yer aldığını açıklayıp sonra konuya döneceğim.
İçinde ıspanağın da yer aldığı bir bitki ailesi var botanik literatüründe. Bu ailenin adı Türkçede zaman zaman Ispanakgiller olarak adlandırılsa da esasında Chenopodiaceae denmesi daha doğrudur. Bu aileye ait iri yapraklı bitkilerin yapraklarının şeklinden gelen bu adın kökeni Yunanca kaz anlamına gelen ‘chen’ ve ayak anlamına gelen ‘podos/podion’ sözcüklerinden oluşmakta ve tam Türkçesiyle bu aileye Kazayağıgiller denmesi gerek. Bu nedenle şu “kazın ayağı” üzerinde kısaca durmakta yarar var.
Anadolu’daki kazayakları
Anadolu’da kazayağı adıyla anılan en az dört beş tane farklı ot bulunur. Bunun yanı sıra başta ıspanak olmak üzere, şeker pancarı, pancar, pazı, deniz börülcesi ve sirgen bu ailenin üyelerindendir.
Ayrıca deli maydanoz, su kazayağı, yer kazayağı, beyaz kazayağı gibi bitkilerin tamamı yine kısaca kazayağı olarak adlandırılır.

Görüldüğü gibi durum çok karışık, kazayağı hem bir aileye ad olmakta hem de özel isim olarak kullanılmakta ve kazayağı ile hangi bitkinin ifade edildiği anlaşılmamaktadır. Bu nedenle önce kazayaklarını Latince isimleriyle sıralamak yerinde olur.
- Deli maydanoz Oenanthe pimpinelloides
- Su kazayağı/Yabani şeker havucu Sium sisarum
- Yer kazayağı Falcaria vulgaris
- Sirgen Chenopodium polyspermum
- Beyaz kazayağı/Ak pazı Chenopodium albüm
Evet, gördüğünüz gibi kazın ayağı hiç de göründüğü gibi değilmiş. Şimdi şu “kazın ayağı” deyimini de yeri gelmişken açıklayayım. Bir kere deyim “kazın ayağı” değil. Doğrusu, mealen söyleyecek olursak “o iş öyle değil” ya da “dediğinden bu sonuç çıkmaz” anlamındaki “kaziye-i anha öyle değil’ deyimidir.
Bugüne kaz olarak gelmesinin sebebi ise Türkçede karşılığı olmayan telaffuz biçiminden dolayıdır. Gelelim demirsiz ıspanağa…
Ispanağın anavatanı
Ispanak, Latince adıyla Spinacia oleraceae’nın anavatanı Güneybatı Asya, hatta belki de doğrudan doğruya Anadolu. Ancak tarihöncesi dönemlere ait özellikle Güneydoğu Anadolu’daki kazılarda şimdilik bu yönde bir veri yok. Bununla birlikte ıspanakla ilgili arkeobotanik veriler Kuzey Suriye, Orta ve Batı Anadolu’daki kazılarda karşımıza çıkabiliyor. Elbette doğrudan doğruya ıspanak değil karşımıza çıkan. Bu ailenin diğer adı olan Kazayağıgiller’den olduğu düşünülen bazı yabani bitkilerin kömürleşmiş kalıntılarına Çatalhöyük
kazısında rastlanıldığı arkeobotanistler tarafından rapor edilmekte. Bir diğer deyişle Neolitik Dönemin Orta Anadolu’daki en önemli temsilcilerinden olan bu höyükte Ispanakgillerin izine rastlanılmış. O dönem için uygun iklim koşullarına sahip, sulak ve bitki örtüsü açısından bugünkünden daha zengin olan Konya Ovası gibi bir yerde Ispanakgillerle ilgili en eski verilere rastlanması bitkinin Güneybatı Asya orijinli olabileceği olasılığını yükseltiyor. Ayrıca Anadolu’nun güney kıyılarından Neolitik Dönem hakkında değerli bilgiler veren Mersin/Yumuktepe höyüğünün en erken tabakası olan Erken Neolitik Çağ’a (MÖ 7000-6100) tarihlenen tabakada Kazayağıgillere ait izlere rastlanılmıştır. Bununla birlikte hemen tekrar etmek gerekir ki bu veriler sadece ve sadece Kazayağıgiller ya da Ispanakgiller denilen bu ailenin olasılıkla yabani
bireylerine ait. Aynı şekilde Kuzey Suriye’nin Çanak Çömleksiz Neolitik yerleşimlerinden, Troya’nın Bronz Çağı ve sonrası tabakalarına kadar olan çok geniş bir alanda ve zaman aralığında Kazayağıgillere rastlanıyor oluşu sadece ıspanağın değil bu ailenin birçok bireyinin Güneybatı Asya’da bulunduğunun
kanıtı olarak kabul edilebilir. Bu nedenle tarihöncesi Güneybatı Asya halklarının, özellikle Bereketli Hilal’de yaşayanların bu bitkileri tanıyıp tükettiklerini söylemek yanlış sayılmaz. Dolayısıyla Ispanakgillerin anavatanını Güneybatı Asya gibi oldukça geniş bir tanımlamayla açıklayarak günümüz ıspanağının
anavatanı için de açık bir kapı bırakılabilir. Zira birçok araştırmacı ıspanağın anavatanını halen İran civarı olarak kabul etmekte. Ayrıca Mezopotamya yazılı belgelerinde adının geçiyor olması da bu konuda gösterilebilecek bir diğer kanıt. Akkadca metinlerde geçen sahlû(m)’un tere ya da ıspanak için kullanıldığını öneren dilbilimciler Sümerce metinlerde geçen za-hi-li’nin de yine aynı bitkileri tanımladığını hatta Hititçesinin zahheli ve Asurcasının da sahlânu olduğunu düşünmekte. Dolayısıyla ıspanak veya diğer Kazayağıgiller Güneybatı Asya’da erken dönemlerden beri tanınıyor olabilir. Ancak yazılı belgelerde olası yanlış okumalar ya da yorumların da olabileceği akılda tutulmalıdır. Zira hem tere hem de ıspanak için aynı sözcüklerin kullanılıyor oluşu dikkat çekici bir durumdur.

Ispanağın İspanya ile ilişkisi var mı?
Sözcüğün Türkçe ve diğer dillerdeki etimolojisi ise belki bizi başka yerlere ve yollara yöneltebilir. Bu nedenle her zaman yazdığım gibi etimolojinin tehlikeli sularında yol alalım biraz. Bu sular tehlikeli sular. Zira Türk dili konusunda uzman sayılabilecek insanlar bile konu etimoloji olduğunda hata yapabiliyor. Bu hatalara verilebilecek örneklerden biri de ıspanak sözcüğünün İsmet Zeki Eyüboğlu tarafından yapılan etimolojik açıklaması. Üstat gerçekten büyük emek harcayarak yazdığı Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü adlı eserinde ıspanak konusunda yanlış yaparak sözcüğün İspanya’nın adıyla benzerlik taşıdığını ve İspanya bitkisi olarak adlandırıldığını dolayısıyla kökeninin de İspanya sözcüğünden geldiğini belirtiyor. Ancak, elimizde Kazayağıgillerin orijini olarak kabul edilebilecek bir coğrafya var. Burası, içinde Anadolu ve
İran’ın da bulunduğu ve yukarıda arkeobotanik verilerde söz edilen Güneybatı Asya. Peki, o zaman ıspanak ile İspanya arasında bir ilişki var mı? Bence yok. Bunu sadece bir ses benzerliği ile açıklamak olası. Malum, bitki olasılıkla Önasya kökenli ve buralarda var olan Semitik veya Hint-Avrupa dil konuşan
halklar bu bitkiyi çok eski dönemlerden beri tanımakta ya da en azından tanıdıklarını tahmin etmek İspanya adıyla arada köken ilişkisi kurmaktan daha mantıklı. Zaten başka etimoloji sözlüklerine baktığınızda başka bir kökene dayandığı yolunda bir bilgiyle de karşılaşabilirsiniz. Örneğin Sevan Nişanyan’ın sözlüğüne bakacak olursak, bu kez bir Hint-Avrupa dili olan Farsçada ispanax sözcüğünün köken olarak gösterildiğini ve bu sözcüğün Yunanca yoluyla ki Yunancada ıspanak için kullanılan sözcük spanaki’dir, batı dillerine
geçtiğini görebiliriz. Ancak burada da bence küçük bir hata yapılmış. Bitkinin köken olarak Anadolu ya da daha geniş anlamda söyleyecek olursak Güneybatı Asya kökenli olması ve yayılımında bu bölge halklarının etkisinin bulunabileceği varsayımı üzerinden hareketle batı dillerine geçiş yolu Arapça üzerinden olmuş olmalı. Endülüs Emevileri yoluyla İber Yarımadası’na ya da Avrupalıların Orta Çağ’da Arap ve Müslümanlara verdikleri daha genel adla Sarazenler tarafından getirildiğini düşünebileceğimiz ıspanağın adı buradan
diğer batı dillerine geçmiş olabilir. Ancak burada sadece İspanya’ya gelen Endülüs Emevileri‘ni değil ondan öncesinde de sonrasında da Doğu Akdeniz’de gelişmiş olan ticareti unutmamak gerek. Elbette bu ticaret tek taraflı değildi. Araplar ile Bizans arasındaki ticareti de burada anmak gerek. Doğu Akdeniz’deki gelişkin ticaret beraberinde muazzam bir kültürel değiş tokuşu da getirmiş olmalı. Bu durumda gerçekleşen kültürel değiş tokuş içinde Arapça ada sahip ya da Arapça üzerinden diğer dillere geçmiş, örneğin patlıcan ve narenciye türleri gibi ıspanak da aynı yolu izlemiş olabilir. Ayrıca ıspanağın Arapçası da zaten bu geçişi gösterecek biçimde ‘ısfânâh’tır.
Kısacası Avrupa’nın ıspanakla tanışıklığı Orta Çağ’dan öteye pek gitmemiş gibi görünüyor. Orta Çağ Avrupası’nda taze ya da pişmiş, kıyılmış toplar halinde preslenmiş olarak ‘espinoche’ adıyla satılıyor oluşu belki de İspanya çağrışımına neden olmuş olsa da esas köken Güneybatı Asya. Hatta buradan sadece batıya değil, doğuya gitmiş ve 618-907 yılları arasına tarihlenen Tang hanedanlığının ilk dönemlerinde Nepal üzerinden Çin’e ulaşmıştır. Yukarıda dilsel verilerle ortaya konan çıkarsamaları doğrulayan bir diğer bilgiye başka kaynaklarda da ulaşmak mümkün. Sarazenler tarafından 827 yılında Sicilya’ya getirilen bitkinin sonraki tarihlerde Endülüs’te ortaya çıktığı ve yavaş yavaş Avrupa mutfaklarına ulaştığı, Avrupa’da 16. yüzyılda bile tuhaf bir bitki olarak tanımlanmasından anlaşılmaktadır.
Madencilik, metal gibi bir dosya konusu için çağrışımla seçtiğim ıspanak konusunu Osmanlı mutfağından ıspanak ile ilgili en eski tarifle kapatayım. Tarif, Fatih Sultan Mehmet için yapılan bir yemeğe ait. Menlene denilen bu yemek peynir, kaymak ve ıspanakla yapılmakta. Bu yemekle ilgili daha ayrıntılı bilgi için Osmanlı Mutfağı üzerine çalışan Mary Işın’ın yayınlarına bakmak gerek. Gördüğünüz gibi kazın ayağı hiç de düşünüldüğü gibi değilmiş.
