Prof. Dr. Erkan Konyar
İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Eskiçağ Tarihi Anabilim Dalı
Antik Mısır’ın deneyimi, arıcılığın yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, çevresel sürdürülebilirlik ve gıda güvenliği meselesi olduğunu gösteriyor. Belki de Re’nin gözyaşlarından doğduğuna inanılan arıyı korumak, bugün mitolojik bir anlatıdan çok, gezegenin geleceğine dair bir sorumluluk anlamına geliyor.

Arı ve saz , Karnak Büyük Sütunlu Salon .
Yakın Doğu’nun diğer Eski Çağ kültürleri ile karşılaştırdığımızda Eski Mısır’da arı, arıcılık ve bal üretimine ilişkin kayda değer bir veri seti ile karşılaşırız. Mezar duvarlarındaki betimler, yazıtlar ve bazı arkeolojik veriler Eski Mısır’da arı, arıcılık ve bala ilişkin tarihsel ve kültürel süreci birçok noktada açıklığa kavuşturur. Eski Mısırlılar için bal, bozulmayan yapısı ve antibakteriyel özellikleriyle tıp, tapınak ritüelleri ve gıda
üretiminde vazgeçilmez bir madde olmuştu. Yine balmumu hem sanat hem de mumyalama işlemlerinde yaygın olarak kullanılırdı. Ayrıca arı, kraliyet unvanlarında MÖ 3’üncü binyıl başından itibaren kullanılmaya başlamıştı. Arının bu nitelikleri Mısır tanrılar dünyasında da yansımasını bulmuş, bal arısı, Güneş Tanrısı Re’nin gözyaşlarından yaratılmış bir varlık olarak tanımlanmıştı.
Yabani arının ürettiği bal ve bu balın tüketimine dair erken kanıtlar olabilir, ancak arı ve insan işbirliği ile gerçekleşen arıcılık farklıdır. Burada insanın arıya kovan yapması ve beslenme alanlarının yakınına götürmesi, taşınması ve balın işlenmesi aşamalarının gerçekleştirmesi gerekir.
Nil Vadisi’ndeki arıcılık sabit petekli kovan teknolojisinin en erken örneklerinden biridir. Ayrıca bal ve balmumu üretiminin uzun süreli kurumsal modeline örnektir. Yani bir mesleğe dönüşmüştür. Yatay silindirik çamur kovanlar ve taşımalı arıcılık, Eski Krallık’tan MS 20’nci yüzyıl ortalarına kadar büyük ölçüde aynı biçimde kullanılmıştır.
Aslında arıcılığın kurumsallaşması veya mesleki gelişimi Mısır’a özgü değildir. Eski Yakın Doğu’da çok erken dönemlerden itibaren bal ve arıcılığa dair veriler karşımıza çıkar. Ancak Mısır, sosyo-ekonomik ve dinsel açıdan ‘örgütlü arıcılık’ ve ‘bal ekonomisi’ kavramlarının erken ve bütüncül biçimde gözlenebildiği yegane coğrafya olarak öne çıkar. Arıcılar devlet hiyerarşisi içinde önemli konumlara sahip olurken, bal üretimi hem kraliyet hem tapınak ekonomisinde kayda değer bir rol oynar.
Modern tıp ve farmakolojik çalışmalarda balın yara iyileştirmesi, enfeksiyon kontrolü ve sindirim sistemi rahatsızlıklarının tedavisindeki başarısını belgeleyen sonuçlar, Eski Mısır tıbbi reçetelerinde gözlenen uygulamalar ile paralellikleri taşır. Kanıtlar Mısır’ın Geç Dönemi, Ptolemaios Hanedanlığı, Roma ve Erken Bizans dönemlerinde dahi balın hem gündelik beslenmede hem de dini ve tıbbi bağlamlarda yoğun biçimde tüketildiğini ve Mısır arıcılık geleneğinin geç antik çağa kadar kesintisiz sürdüğünü gösterir.
Eski Mısır’da arıcılığın tarihsel gelişimi
Eski Mısır’da arıcılık, arkeolojik bulgular, ikonografik betimler ve yazılı belgeler aracılığıyla izlenebilmektedir. Arıcılığın Eski Mısır’da kurumsal bir yapı kazandığı dönem Birinci Hanedanlık ’tır. Arı hiyeroglifinin ilk kullanımı da bu döneme tarihlenir. Abydos kazılarında tespit edilen erken arı hiyerogliflerinin stilize yapısı açıkça görülür. Bu erken formlar, oval gövde, iki yay biçimli kanat ve basit anten çizgileriyle, arının doğal görünümünden çok sembolik halini gösteren bir yazı geleneğini yansıtır. İlerleyen süreçte ise daha gerçekçi arı betimleriyle karşılaşırız.

Balarısı anlamı taşıyan ifade ve sözcükleri gösteren Eski Mısır Hiyeroglifleri (Hammad 2018) .

I. Hanedanlık, Kral Qa; b) I. Hanedanlık, Kral Qa; c I.Hanedanlık, Kral Azab; d) I. Hanedanlık, Kral Den-Setui; e) II. Hanedanlık, Khasekhemui; f)V. Hanedanlık; g) Eski Krallık; h) XII. Hanedanlık; i) VI. Hanedanlık, Menenra’nın Kamışı ve Arısı; j) XVIII. Hanedanlık, III. Thutmose; k) .Hanedanlık; l) XVIII. Hanedanlık, I. Thutmose; m) Yer adı = Arı Kümesi (Papirüs Demeti); n) Bal için hiyeroglif; o)
“Arıcı” için hiyeroglif.

Bal arısı hiyeroglifleri: a. Mereruka’nın Mezarı, Altıncı Hanedanlık; b. Deir el- Bahri, On Sekizinci Hanedanlık; c.
Ramesseum, On Dokuzuncu Hanedanlık; d. Medinet Habu, On
Dokuzuncu Hanedanlık, e. Kom Ombo, Ptolemaios dönemi; f.
Kom Ombo, Ptolemaios dönemi.
Aşağı Mısır’ın egemenlik sembolü olarak kullanılan nswt-bity unvanındaki ‘bity’ arı anlamını taşır. Arı hiyeroglifi firavunların resmi unvanlarında binlerce yıl boyunca kesintisiz olarak kullanıldı. Arı ve saz/kamış bitkisini gösteren piktogram birlikte yazılır ve firavunun beş kraliyet isminden birini ifade ederdi. Bu unvan, MÖ 3000 civarında Mısır’ın I. hanedanlığından başlayarak Roma dönemine kadar kullanıldı. Saz/kamış Yukarı Mısır’ı, arı ise Aşağı Mısır’ı simgeler. Arının neden Aşağı Mısır’la ilişkilendirildiğini ise tam olarak bilemiyoruz.
Eski Krallık, arıcılık tekniklerinin ayrıntılı biçimde belgelendiği dönemdir. Beşinci Hanedan kralı Newoserre Any’nin güneş tapınağı içindeki ‘Mevsimler Odası’ kabartması, arıcılık ve bal işleme sürecinin bilinen en eski arkeolojik kanıtı olarak öne çıkar. Duvar resminde soldan sağa doğru tasvir edilen bir arıcılık faaliyetinin dört temel aşaması tanımlanır. İlk sahnede, uzun, konik bir nesneyi ağzına doğru tutan, diz çökmüş bir adam görürüz. Bu eylem, Mısırca ‘esmek’ veya ‘bir hava akımı oluşturmak’ anlamına gelen nf’ hiyeroglifi ile ilişkilendirilir.

Newoserre Any’nin güneş tapınağı içindeki ‘Mevsimler Odası’ kabartması ve çizimi.

Rekhmire’nin Mezarındaki (TT100) arıcılık sahnesi ve çizimi (Crane 1999: Figure 20.3b’den tekrar çizildi) .
İkinci sahnede, iki erkek ‘doldurmak’ veya ‘dökmek’ anlamına gelen mh hiyeroglifi ile betimlenen bir işlem yapar. Ayakta duran bir erkek, elindeki sürahiden, alçak bir kaba bir şey boşaltır. Diz çöken diğer bir erkek ise, küçük bir kaptaki sıvıyı daha uzun, büyük bir kaba aktarır. Bu işlemler, kovandan yeni çıkarılan ham balın aktarılması ve balın işlenmeye başlanması, yani sonraki aşama için su veya başka bir maddeyle karıştırılması aşamalarını gösterir.
Üçüncü aşama, kompozisyonun en hasarlı bölümüdür. Sahnenin arka planında, “sıkmak” veya “bastırmak” anlamına gelen af kelimesi okunur. Bu kelime, balı mumdan ayırmak için peteklerin ezilmesi ve sıkılması işlemini anlatır. Son sahnede, diz çöken bir erkeğin, konik ayaklı bir kaba, kapak taşıdığı görülür. Bu eylem, ‘mühürlemek’ anlamına gelen htm’r hiyeroglifi ile etiketlenmiştir. Balın sıcaklık ve nemden korunması gerektiği anlaşıldığından, bu sahne balın bozulmadan saklanması için kapalı kaplarda mühürlenerek son kullanıma hazır hale getirilmesini gösterir.
Beş kireçtaşı blok üzerine işlenmiş sahnede arıcıların kovanların önünde eğilerek arıları sakinleştirmesi, yatay silindirik kovanların yan yatırılarak balın büyük kaplara akıtılması, bal-balmumu karışımının süzülmesi ve kavanozların mühürlenmesi bir üretim zincirini tasvir eder. Bu ayrıntılar ve iş bölümü, Eski Krallık’ta gelişmiş bir arıcılık pratiği bulunduğunu gösterir.
Yine soldaki ilk sahnede betimlenen yatay yerleştirilmiş silindirik çamur kovanlar bu yöntemin en erken örneklerini yansıtıyor olabilir. Kabartmalardaki yatay silindirik kovaların benzerleri Mısır’da bugün hala kullanılır. 1 metre uzunluğunda ve 20 cm çapındaki kovanlar kırmızı pişmiş toprak borulardan yapılır. Yatay şekilde, üst üste dizilir ve böylece yaklaşık 2 metre uzunluğunda ve 1 metre yüksekliğinde büyük bir blok oluştururlar. Her borunun iki ucu da toprakla kapatılır. Ancak uçlardan biri tamamen kapatılırken, diğerinde arıların giriş çıkış yapabilmesi için birkaç küçük delik açılır. Bazı bölgelerde inek dışkısı, çamur ve ince saman karışımı kullanılarak da silindirik kovan yapılır. Bazen de sazlar boru oluşturacak şekilde yan yana dizilir ve çamur veya inek dışkısı ile sıvanarak silindirik kovanlar yapılır.
Duvar resimlerindeki tasvirler yanında bazı analizler Eski Krallık’ta balmumu kullanımına ilişkin kanıtlar sunar. Ayrıca Sakkara-Nykara mezarındaki sahte kapıdaki ‘tüm arıcıların gözetmeni’ unvanı Mısır’da bilinen ilk arıcılık bürokrasisi örneği olarak kabul edilir.
Orta Krallık’ta diğer alanlarda olduğu gibi arıcılığın denetim altına alındığına dair kanıtlar da artar. Bu dönemde ‘arıcılar’, ‘baş arıcılar’, ‘arıcıların gözetmeni’, ‘tüm ülkenin arıcılarının gözetmeni’, ‘balın mühürleyicisi’ ve ‘bal toplayıcıları’ gibi unvanlar bal üretiminin geliştiğini gösterir. Tapınak depolarındaki çanak çömlekler üzerindeki nitelik belirten işaretler ortaya çıkar. Dini rolünün ve kullanımının artması doğal olarak ekonomik yönünün gelişmesi sonucunu doğurur. Örneğin Rekhmire’nin Mezarındaki (TT100) duvar resmi Yeni Krallık dönemi arıcılığına ilişkin detaylı bir görsel kanıt sunar.
Yeni Krallık, arıcılık ikonografisinin en zengin olduğu dönemdir. Arı ve bal hakkında çok sayıda görsel, arkeolojik ve yazılı kanıt vardır. Özellikle mezar resimleri, kabartmalar, eşyalar, papirüsler, yazıtlar ve efsaneler… Rekhmire’nin Teb’in batı yakası’ndaki Qurna nekropolünde yer alan TT100 numaralı mezarı, Eski Mısır’da arıcılık faaliyetlerini ayrıntılı olarak betimleyen bir duvar resmini barındırır. Sahne, mezarın enine odasının sol duvarında, tavana yakın, sağa doğru genişleyen bir alana yerleştirilmiştir.

Rekhmire’nin Mezarındaki (TT100) arıcılık sahnesi ve çizimi (Crane 1999: Figure 20.3b’den tekrar çizildi).

Amun Tapınağı İçin Bal Toplayan İşçiler TT 100 Mezarıduvar resminden detay . (Ninade Garis Davies tarafından 1926’da yapılmış resim (Rogers Fund, 1930 (30. 4.88; Newberry 1900: Pll16).
Kompozisyonun en sağında, platform üzerine üst üste yerleştirilmiş üç konik yatay kovan görülür. Ayakta duran bir arıcı, arıları sakinleştirmek amacıyla bir buhurdan aracılığıyla dumanlama yaparken betimlenmiştir. Bu sahne, Eski Mısır sanatında arılarla çalışırken duman kullanımının bilinen en erken ve anlaşılır betimidir. Bu figürün sağ yanında, diz çökmüş bir başka arıcı, petekleri çıkararak platform üzerindeki kaselere yerleştirir. Sahnenin soluna doğru, balın işlenmesi ve depolanması betimlenir. Büyük küpler önünde çalışan figürler, balın balmumundan ayrılması sürecini temsil ediyor olmalıdır. Bunların gerisinde, iki sığ kasenin üst üste kapatılmasıyla oluşturulan baklava biçimli kaplar görülür. Bu kaplar, standartlaştırılmış bal kapları olarak kullanılmış ve vergi toplama ve sunu sahnelerinde de yaygın biçimde tasvir edilmiştir. Arıcılık sahnesi aslında daha geniş bir kompozisyonun parçasıdır ve vezir Rekhmire’nin tapınak hazinesine tahıl ve bal kabul edişini gösteren vergi sahnesiyle bütünlük oluşturur. Sahnenin devamında tahılın ölçülmesi, öğütülmesi, unun balla karıştırılarak ekmek yapılması ve farklı bölgelerden getirilen vergilerin teslimi resmedilmiştir.

Pabasa Mezarı’nda arıcılığın betimlendiği kabartma.
Bir diğer iki örnek Mısır’ın Geç dönem, yani 26’ıncı Hanedanlık dönemindeki arıcılık faaliyetleri hakkında bilgi verir. Pabasa ve Ankhhor bu dönemde yaşamış iki yüksek dereceli rahiptir. Teb Nekropolü’ndeki arıcılık ve bal üretimine ilişkin kabartma ve çizimler bulunan kaya mezarları birbirlerine oldukça yakındır.

Pabasa Mezarı’nda arıcılığın betimlendiği kabartma, üst bölüm.

Pabasa Mezarı’nda arıcılığın betimlendiği kabartma, alt bölüm.
Pabasa’nın, Ankhhor’dan yaklaşık 20 yıl önce yaşadığı düşünülür. Mezarındaki uzun unvan listesinde “Kralın Gerçek Akrabası, Onun Sevgilisi, Tek Sevgili Dost, Kraliyet Şansölyesi, Büyüklerin En Büyüğü, Soyluların En Soylusu, İki Diyarı Yatıştıran Kralın Ağzı, Amun-Re, Tanrıların Kralı Rahibi, Yukarı Mısır Tanrıları Rahiplerinin Şefi, Teb’in Efendisi Monthu’nun Rahibi, Büyük Horus Rahiplerinin Şefi, Amun’un Baş Kahyası ve Tanrı’nın Eşinin Baş Kahyası ve Amun’un İlahi Eşinin Tüm İlahi Makamlarının Denetleyicisi” yazılıdır.
Arıcılık sahnesinin bulunduğu kabartma, sunu avlusunun girişinin solundaki ikinci sütunun güney üst bölümünde yer alır. Sütunun üst kısmındaki sahnede sağ tarafta, sağa dönük yedişer arıdan oluşan iki sıra vardır. Arıların arkasında, kuşaksız bir peştamal giymiş bir arıcı, şişkin karınlı bir kaba kırmızı bir sıvı döker. Arıcının başının üzerinde, birbiri üzerinde iki arı daha vardır. Arkasında ise, iki sıra halinde, kum saati şeklinde üst üste yerleştirilmiş dörder silindir nesne çizilmiştir. Bunların çömleklerin konulduğu altlık, kaide veya sunu sehpası olması muhtemeldir. Bunun altındaki pano ise hem alt hem de üst panellerin zeminini oluşturan iki kazınmış çizgi ile sınırlandırılmıştır. En solda, bir peştamal ve kuşak giymiş, ellerini ibadet veya tapınmayı temsil eder biçimde yukarı kaldıran bir erkek vardır, başının ve ellerinin üzerinde birer adet sağa dönük bal arısı resmi bulunur. Yine adamın önünde, üst üste dizilmiş sekiz adet uzun dikdörtgen arı kovanı? bulunur. Konik formları Newoserre Any’nin güneş tapınağı ve TT100 mezarındaki kovan örneklerine benzetilebilir.
Ama boyutlar ve diziliş oldukça farklıdır. Bu değişik tasvir biçimi, Mısır resminin kompozisyon alanını kullanma ve ikonografik yaklaşımları ile ilişkili olabilir. Yani aslında burada da kovan çizilmek istenmiş ama, yerleşim veya ölçeklendirme sorunu nedeniyle kovanların boyut ve görünüşleri değiştirilmiştir. Kovanların diğer tarafında, her biri sağa dönük olan, üst üste iki sıra halinde beşer arı bulunur. Bu arıların sağ alt kısmında, dört kovanın sol uçları zar zor görülebilir. Kabartmanın sağ tarafı son derece parçalıdır, ancak burada da arıcılıkla ilgili bir anlatımın olduğu anlaşılır.

Ankhhor Mezarı’nda arıcılığın betimlendiği kabartma.
Amun Rahipleri Denetçisi unvanına sahip Ankhhor’un (TT 316) mezarında bulunan arıcılık kabartması ise yine mezar odasının duvarlarında, kazılmış yatay şeritler içinde yer alır. Üst şeridin büyük kısmı alt şeridin ise 3’te biri günümüze ulaşamamıştır.
Üst şerit çok tahrip olduğu için sahnenin tümünü anlamak zordur. Alt şeritteki sahne ise kompozisyon bağlamında anlaşılır. Sahnenin en solunda, kollarının büyük bölümü tahrip olsa da sağa dönük diz çökmüş bir erkeğin, dua eder pozisyonda ellerini açık bir biçimde yukarı uzattığını anlıyoruz. Bu erkeğin hemen önünde yine sağa dönük, üst üste yerleştirilmiş iki bal arısı görülür. Bunların önünde ise yedi adet yassı yatay uzun dikdörtgen şekil bulunur. Bu şekillerin petekleri temsil etmesi muhtemeldir. Bunların sağında yine sağa dönük üst üste yerleştirilmiş iki arı daha bulunur. Sahnenin sağ tarafında ise her iki elinde birer tas tutan bir erkeğin omuz ve elleri seçilebilmektedir. Kırık bölümlerdeki ağaç betimlerine ait parçalar bu işlemin doğada, hangi ortamda yapıldığı hakkında bilgi verir.
Birbirlerine kronolojik olarak oldukça yakın ve aynı unvanları taşıyan yüksek rahiplere ait mezarlarda, her ne kadar Rekhmire Mezarı’nda olduğu gibi bal çıkartma, işleme, depolama sürecinin aşamaları belli bir sırada gösterilmese de arıcılık ile ilgili bir faaliyetin resmedildiği açıktır.
Yeni Krallık ve Geç dönemde arıcılıkta iş bölümü daha da belirgindir ve mesleğinde uzmanlaşmış, verimliliği daha da arttırılmış bir arıcılık faaliyeti söz konusudur. Bazı arıcılar yerleşim merkezlerinde sabit kovanlarla çalışırken, bazıları sınır bölgelerdeki yaban arı kolonilerinden bal toplamakla görevlendirilir. Hatta bu bölgelerde bal hasadını korumak için okçu birliklerinin bulunduğu kaydedilmiştir.

Geç Dönem ve Greko-Romen dönemlerinde Mısır arıcılığı neredeyse hiç değişmemiştir. Yatay çamur kovanlar bu dönemlerde neredeyse aynı ölçü ve formda kullanılmaya devam eder. Ptolemaios dönemi papirüsleri, arıcılığın kapsamı hakkında bilgi verir. Örneğin MÖ 256 tarihli bir belgede 5 bin kovandan, MÖ 240 tarihli bir başka belgede ise 1.000 kovanlık bir aile işletmesinden söz edilir. Yine bu dönem mezarlarında bulunan balmumu figürleri, bunların büyü ritüellerinde hala kullanılmaya devam ettiğini gösterir.
Burada silindirik ve üst üste istiflenmiş ve çeşitli malzemeden üretilmiş silindirik kovan sisteminin, Eski Mısır arıcılığında, daha doğrusu evcilleştirilmiş arıcılıkta en erken uygulamalardan biri olduğunu tekrar vurgulamak gerek. Bu aynı zamanda dünyanın en uzun süre kullanılan bal üretim tekniği olarak tanımlanabilir. Aslında hem arkeolojik hem etnografik veriler üzerinden, silindirik kovan modelinin yalnızca Mısır’a özgü olmadığı, Levant, Kıbrıs ve Ege’de de benzer form ve işlevlere sahip kovanların görüldüğü bilinir. Ancak Mısır’da süreklilik çok daha belirgindir. Günümüz Mısır’ındaki geleneksel arıcıların hala kamış iskelet üzerine çamur kaplayarak yaptıkları bu silindirik kovanlar, Newoserre Any’nin tapınak kabartmasındaki kovanlarla çarpıcı biçimde benzeşir. Kimi örneklerde 4 yüzü aşkın bu türden kovanlar, üst üste dizilerek bir ‘kovan duvarı’ oluşturur. Bu sistem sıcaklık kontrolünü, koloniyi fazla rahatsız etmeden bal alınabilmesini ve kovanların üst üste dizilerek depolama alanının azaltılmasını daha pratik hale getiriyordu.
MÖ 3’üncü yüzyılın ortalarına tarihlenen bir Zenon papirüsü, Eski Mısır’da arıcıların karşılaştıkları idari ve lojistik sorunları, arıcılık tekniklerini öğrenmemiz açısından önemli bir yazılı belgedir.
“Arsinoite idari bölgesinin Arıcılarından Zenon’a selamlar. Eşekler hakkında, Philadelphia’ya gelmeleri ve on gün çalışmaları gerektiğini yazmıştınız. Ancak şimdi on sekiz gündür çalışıyorlar ve kovanlar tarlalarda tutuluyor, onları eve getirme zamanı geldi ve onları geri taşımak için eşeğimiz yok. Oysa krala ödediğimiz vergi hiç de küçük değil. Eşekler hemen gönderilmezse, sonuç kovanların mahvolması ve verginin kaybedilmesi olacaktır. Köylüler bizi şimdiden uyarıyorlar, ‘Suyu salacağız ve fundalıkları yakacağız, bu yüzden onları kaldırmazsanız kaybedeceksiniz,’ diyorlar. Lütfen size uygun olursa, onları taşıyabilmemiz için eşeklerimizi bize gönderin. Ve onları taşıdıktan sonra, ihtiyacınız olduğunda eşeklerle geri geleceğiz. Başarılı olmanız dileğiyle!”
Metinde, Zenon’un buyruğu altında çalışan eşeklerin normalde on gün sonra geri dönmesi gerekirken on sekiz gündür alıkonduğu, bu nedenle arıcıların kovanlarını tarlalardan geri taşıyamadıkları açıkça belirtilir. Arıcılar, krala ödedikleri verginin yüksek olduğunu ve kovanların zarar görmesinin yalnızca kendilerini değil devlet gelirini de etkileyeceğini vurgular. Ayrıca köylülerin “suyu salacağız ve fundalıkları yakacağız, kaldırmazsanız kaybedeceksiniz” şeklindeki uyarıları, tarımsal faaliyetlerin arı kolonileri için ciddi bir risk teşkil ettiğini ve kovanların zamanında taşınmasının zorunluluğunu ortaya koyar. Bu durum, taşımalı arıcılığın ekolojik koşullara sıkı sıkıya bağlı bir üretim biçimi olduğunu gösterir. Zenon papirüsü, Eski Mısır’da arıcılığın mevsimsel olarak farklı lokasyonlarda devem eden bir eylem olduğunu bize kanıtlar. Etnografik veriler aynı sistemin 18’inci yüzyıl Mısır’ında da neredeyse hiç değişmeden sürdüğünü gösterir. 1740’ta Fransız gezgin De Maillet, ekim ayı sonunda kovanların Nil boyunca Yukarı Mısır’a (güneye) doğru sandallar ile taşındığını, belli duraklarda arıların çevredeki tarlalardan beslendiğini ve o bölgede çiçeklenme bittiğinde salların biraz daha aşağıya (kuzeye) hareket ettirildiğini aktarır. Mevsimsel döngüye göre, kuzeye hareket sürecinin sonunda, şubat başında Kahire’ye ulaşarak döngünün tamamlandığı ve burada balın satıldığını belirtir. Bu yöntem, 20’nci yüzyılda da uygulanmaya devam eder.

Yukarı Mısır, Deyrel-Medina’daki bir mezardan çıkarılan kasede, bal peteğinin izleri. Berlin Mısır Müzesi.
Polen ve balmumu analizleri sonucunda bu kovanlarda veya kaplardaki kalıntılarda, geniş coğrafi bitki çeşitliliğine rastlanır. Bu durum Mısırlı arıcıların mevsimlik kovan taşıma uygulamalarını geliştirdiklerini
gösterir. Yine yapılan yeni analizlerde Mısır balının günümüz yüksek antioksidanlı
Akdeniz bal tipleri ile örtüştüğünü göstermiştir. Uzun silindirik kovan biçiminin oluşturduğu mikro iklim nedeniyle balın olgunlaşma niteliği gelişmiştir.
Eski Mısır’da arıcılıgın ekonomik, toplumsal boyutu
Eski Mısır’da arıcılık, beslenme, tıp, ritüel, ekonomi ve bürokratik organizasyonla ilişkili bir alandı. Bal ve balmumu, Mısır toplumunun gündelik yaşamı yanında kraliyet ve tapınak ekonomisinin de önemli kalemlerindendi ve diğer tarımsal ürünlere kıyasla çok daha yüksek değer taşıyordu.
Bal, Eski Mısır’da hem gündelik beslenme hem de ritüel için alternatifsiz bir tatlandırıcıydı. Bozulmayan yapısı ve uzun süre saklanabilmesi, onu tapınak ambarlarında önemli bir stok malzemesi haline getirmişti. Eski Mısır’da balın hacim birimleriyle ölçüldüğünü ve hin (yaklaşık 0,48 litre), mnt (yaklaşık 40 hin) ve mdkt (yaklaşık 50 hin) gibi kavramların kullanıldığı belirlendi. Depolama ve bal için kullanılmış olduğu düşünülen kaplarla yapılan testler sonucunda 1 hin’in yaklaşık 0,48 litreye karşılık geldiği ortaya çıkarıldı. Mısır’da
malların değeri ağırlık ve değiş tokuş esaslı deben sistemiyle ifade ediliyordu; bal genellikle 1 deben bakır (yaklaşık 91 g) üzerinden hesaplanıyordu. II. Ramses dönemine ait kayıtlarda 40 “hin”lik (kapasite ölçüsü) bir balın 50 deben bakır değerinde olduğu, yani 1 hin balın yaklaşık 1,2 deben bakıra denk geldiği biliniyor. IX. Ramses dönemine ait belgelerde 50 hinlik bir balın 38 deben olarak kaydedilmesi, birim fiyatın dramatik biçimde düştüğünü gösterir.
Modern kimyasal analizler, antik bal örneklerinde yüksek glikoz–fruktoz oranı, düşük su aktivitesi, yüksek fenolik bileşik yoğunluğu ve güçlü antimikrobiyal yapı bulunduğunu gösterir. Özellikle Eski Mısır tıbbında bal, yara iyileşmesi, sindirim sistemi hastalıkları, göz enfeksiyonları, yanık tedavisi ve ağrı kontrolünde kullanılırdı. Ebers ve Smith papirüsleri de balın tıbbi reçetelerde yaygın olarak yer aldığını
gösterir. Mumya analizlerinde balın ve balmumunun, mumyalama öncesi deri ve yüz dokularını korumak amacıyla kullanıldığını gösteren kimyasal izlere rastlandı. Aynı biçimde kozmetik ve saç bakımı amacıyla kullanıldığına dair de veriler bulunur. Ayrıca heykellerin, kabartmaların kaplanması, kapların mühürlenmesi, büyüsel figürlerin imal edilmesi ve yazı tabletlerinin yüzeyinin kaplanması gibi pek çok alanda kullanılırdı. Balmumu yüksek erime noktası, şekil alabilirliği ve bozulmayan yapısıyla yaygın kullanım alanı bulmuştu.
Özellikle Yeni Krallık duvar resmi ve kabartmalarındaki detaylar ve yazıtlardaki bazı unvanlar Eski Mısır arıcılığında, kovan imal etme, koloni yönetimi, bal sağımı, balmumu işleme, kayıt tutma ve kovan taşıma gibi uzmanlaşmış alt iş kollarının bulunduğunu gösterir. Yazıtlarda ‘Arıcılar’, ‘baş arıcılar’, ‘balın mühürleyicisi’, ‘bal toplayıcıları’ ve ‘tüm ülkenin arıcılarının gözetmeni’ gibi unvanları kullanan yüksek
dereceli memur ve din görevlileri vardır.
Eski Mısır’da balın kalitesine göre farklı tanımlamalar yapıldığını da anlıyoruz. Bu sistemde açık renkli, saf bal, kırmızımsı veya çöl kökenli bal ayrımları yapılır ve bazı terimlerle adlandırılır. Tutankhamun’un mezarından gelen iki kulplu amphoranın kulpları üzerinde hiyeratik ‘bal’ yazısı, Petrie Müzesi’ndeki küp parçalarında ise ‘Menmaatre tapınağının balı’ gibi ifadeler yer alır. Bunlar balın menşeinin, tapınak bağlantısının ve teslimat hattının kaplar üzerine yazıldığını gösterir. Yine bu örnekler bal için belli ölçekte ve formda kapların kullanıldığını bize gösterir. Bal ekmek yapımında, bira tatlandırmada, askerlere verilen yiyeceklerde ve çocuk besinlerinde de kullanılırdı. Yüksek enerji değeri, tedavi edici niteliğini de artırıyordu. Özellikle savaşçıların yaralarını temizlemek ve güçlerini artırmak için tüketildiğine dair klinik paralellikler kurulur. Eski Mısır’ın tıbbi literatürünün temelini oluşturan papirüsler, balın farmakolojik ve cerrahi alanlardaki baskınlığını açıkça ortaya koyar.
MÖ 1550 yılına tarihlenen Ebers Papirüsü, balın kullanım çeşitliliğini gösteren en önemli belgelerden biridir. Bu belgede yer alan reçetelerin büyük bölümünün içeriğinde bal geçer. Bal, bu tariflerde hem tedavi edici madde hem de diğer bitkisel ilaçların tadını yumuşatan bir araç olarak kullanılmıştır. Özellikle mide-bağırsak rahatsızlıkları, idrar yolları sorunları ve karaciğer hastalıkları için hazırlanan karışımlarda çokça kullanılmıştır.
Edwin Smith Papirüsü, cerrahi müdahaleler ve yara bakımından balın antiseptik özelliklerine vurgu yapar. Antik Mısır hekimleri, enfeksiyonu önlemek ve doku iyileşmesini hızlandırmak amacıyla açık yaraları ve cerrahi kesileri bal, yağ ve tiftikten oluşan karışımlarla pansuman ediyordu. Balın asidik yapısı, mikroorganizmaların üremesini engelleyerek, antibakteriyel işlev sağlıyordu. Ayrıca bal, göz hastalıklarında da yoğun bir şekilde kullanılmıştı. Göz enfeksiyonları ve görme bozuklukları için hazırlanan damlalarda balın temizleyici etkisinden yararlanılıyordu.
Arının kutsallıgı ve Mısır tanrılarıyla iliskisi
Eski Mısır’da arının kutsal statüsü, yaratılış mitlerinde, hiyeroglif sisteminde ve firavun unvanlarında merkezi bir unsur haline gelmişti. Bu kutsallık, arıyı kraliyet ideolojisi ve ritüel pratiklerinin bir sembolüne dönüştürür. Balmumunun mumyalama, heykel kaplama ve büyü ritüellerinde kullanılması, koruyucu işlevi ile doğrudan bağlantılıdır.

Britanya Müzesi’ndeki Salt 825 papirüsünün bir bölümü. Re’nin gözyaşlarının öyküsü beşinci ve altıncı satırlarda anlatılmaktadır.
Arının kutsallığına dair temel referansımız Salt 825 Papirüsü’nde anlatılan mite dayanır: “Tanrı Re ağladı ve gözlerinden düşen yaşlar toprağa değince bir arıya dönüştü. Arı (kendi peteğini) yaptı ve her bitkinin çiçeğiyle meşgul oldu; böylece Re’nin gözyaşlarından balmumu ve bal meydana geldi.” (Leek 1975)
Güneş tanrısı Re ağladığında gözyaşları toprağa düşer ve arıya dönüşür; arı da çiçeklerden öz toplayarak bal ve balmumunu yaratır. Dolayısıyla arının varoluşu doğal süreçlerle değil, tanrının gözyaşından kaynaklanır.
Arıyla ilişkili en erken tanrıçalardan biri de Neith’tir. Sais’teki Neith tapınağının adı Per-Bit, yani ‘Arı Evi’dir. Neith Aşağı Mısır’ın koruyucu tanrıçasıdır, arı da aynı bölgeyi temsil eden sembollerden biriydi. Tapınak yazıtlarında ‘Neith’in arıları’ ifadesinin rahip sınıfını temsil ettiği düşünülür.

Menna’nın mezarındaki duvar resimlerinden bir detay. Menna’nın ziyafet sahnesinde, masada iki bal kabı bulunur.

Menna’nın mezarından duvar resmi. En alt sırada kadın ve erkeklerden oluşan bir grup Menna’nın ziyafeti için yiyecek taşıyor. Üçüncü sıradakinin elindeki kaplarda muhtemelen bal bulunmakta.
Mısır tapınaklarında bal sunuları Amon, Mut, Khonsu, Re, Hathor ve Min gibi tanrılara düzenli olarak yapılırdı. Menna’nın Teb Nekropolü’ndeki mezarında yer alan duvar resimleri ve sunu listeleri, Yeni Krallık döneminde (özellikle 18. Hanedan) ölü kültünün hem ritüel hem de simgesel boyutlarını ayrıntılı biçimde yansıtan iyi örnekler arasında yer alır. Menna’nın mezarında görülen ızgara biçimindeki sunu listesi, ölen kişinin öteki yaşamdaki gıda gereksinimine ilişkin bir formülasyon niteliğindedir. Buradaki liste doğal olarak Karnak ve Luksor tapınaklarındaki büyük ölçekli ve kapsamlı örneklerle karşılaştırıldığında daha sınırlıdır. Sadece 19 kalemlik bir içeriğe sahiptir. Listede balın, ızgaranın alt satırında ve özellikle en sol konumda
yer alması ise rastlantısal değildir. Antik Mısır görsel düzenlemelerinde ‘ilk’ ya da ‘başlangıç’ konumu, çoğu zaman ayrıcalıklı ve güçlü bir simgesel değere sahiptir.
Menna’nın mezarındaki sahneler, balın ölü armağanı ve ritüel yönünü görsel olarak destekler. Sunu alayı sahnelerinde bal kaplarının, diğer yiyeceklerle birlikte taşındığı görülür. Rekhmire ve Nakht mezarlarında da benzer sahneleri görebiliriz. Bu örnekler Yeni Krallık elit mezarlarında ortak bir ikonografik ve ritüel düzenlemenin oluştuğuna işaret eder. Balmumu ise büyüsel koruma figürlerinde, mumyalamada, heykellerin iç dolgusunda ve adak nesnelerinde yoğun biçimde kullanılır. Balmumu figürlerinin çoğunda ısıya maruz kalma izleri tespit edilmiştir. Bu da ‘yakılarak etkisizleştirme’ ritüellerinde kullanıldıklarına işaret eder.
Nil Vadisi’nde MÖ 3’üncü binyılda kurumsallaşan arıcılık geleneği, bugün bize yalnızca etkileyici bir sürekliliği değil, aynı zamanda üretim–doğa–devlet ilişkisine dair tarihsel bir modeli de hatırlatıyor. Eski Mısır’da bal ekonomisi; merkezi idare, tapınak sistemi ve yerel üreticiler arasında kurulan dengeli ama sıkı denetimli bir örgütlenmeye dayanıyordu. Zenon papirüsünde görüldüğü gibi lojistik aksama yalnızca üreticiyi değil, kamu gelirini ve ekolojik dengeyi de tehdit ediyordu. Bugün ise arı kolonilerinin küresel ölçekte azalması, pestisit kullanımı, monokültür tarım ve iklim krizi gibi etkenler, binlerce yıl önce kurulan o hassas dengeyi yeniden düşünmemizi zorunlu kılıyor. Antik Mısır’ın deneyimi, arıcılığın yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, çevresel sürdürülebilirlik ve gıda güvenliği meselesi olduğunu gösteriyor. Belki de Re’nin gözyaşlarından doğduğuna inanılan arıyı korumak, bugün mitolojik bir anlatıdan çok, gezegenin geleceğine dair bir sorumluluk anlamına geliyor.
