Osmanlı tıbbının öncü ismi: Şerefeddin Sabuncuoğlu

Sanat Tarihçi,
Abdullah Deveci Eskişehir Okulu

Sabuncuoğlu, cerrahi ve ilaç tedavisi uygulamalarını başlangıçta hayvanlar üzerinde sonraları kendi üzerinde denemekten sakınmayan ilginç bir kişiliğe sahipti. Günümüz bilim terim ve tanımlarına uygun bir
anlatımla, Sabuncuoğlu, aldığı geleneksel eğitimin genel bilgisine ek olarak ampirik gözlemlerini tıbbi bilgiye dönüştürerek gerçek bir bilim insanı gibi davrandı.

Tarihsel dönemlerden günümüze sağlıkla ilgili her şey toplumun her kesimi için hep önemli oldu. İnsanlık tarihi en erken devirlerinden itibaren sağlıkla ilgili bilgiler kuşaktan kuşağa aktarıldı ve bu bilgi insanın
kendisi ve çevresiyle ilişkili özel bir bilgi alanına dönüştü. Görece yakın dönemlerde insanlığın ortak hafızasında tıp bilgisi daha da önemli oldu.

Doktorların, cerrahların ve eczacıların günümüzde olduğu gibi tarihi dönemlerde de toplumun saygı
duyduğu özel kişiler olduklarına dair çok sayıda tarihsel belge var. Birbirini izleyen uygarlıklar veya siyasal oluşumların tıp bilgisinin taşıyıcısı olduklarını da biliyoruz. Örneğin, Roma döneminin önemli bilgini
Kilikyalı Dioscorides’in Meteria Medica’sı (Tıbbi Malzemeler) 7’nci yüzyıldan itibaren Arapçaya çevrildi.
Sonraları bu Arapça metinler Avrupa’da kullanıldı. Aynı şekilde Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde çok
önemli bir tıp kaynağı olmaya devam etti. Akdeniz Uygarlığının bir mirasçısı olarak Osmanlı tıp çevreleri
eski bilgileri kullandılar ve ileri düzeyde katkı da yaptılar. Osmanlı döneminde kopya ve çeviri eserlerin
yanı sıra telif tıp eserleri de yazıldı. Türkçe ilk telif eser İshak bin Murad’ın 1389 yılı civarında yazdığı Edviye-i Müfrede (Ecza Maddeleri) isimli eseridir. Süreç içinde Anadolu’da yazılmış tıp ve eczacılıkla ilgili çok
sayıda eser ismi sayılabilir. Bunların arasında Şerefeddin Sabuncuoğlu ve eserleri tıp tarihi kadar minyatür sanatı için de önemlidir.

Asıl adı Şerefeddin b. Ali bin Hacı İlyas Sabuncuoğlu olan Hekim Sabuncuoğlu Şerefeddin, 788/1386-7
yıllarında Kuzey Anadolu’nun zengin şehri Amasya’da doğdu. Hekimlik yaptığı yıllar Fatih Sultan Mehmet
ve II. Bayezid dönemlerine uzanır. Sabuncuoğlu’nun Amasya’da yetiştiği ve Amasya Darüşşifası’nda hekimlik yaptığı biliniyor. Sabuncuoğlu, hekimliği ve yazdığı tıp eserleriyle beraber eğitimciliği ve tıp etiği
konusunda yaptığı katkılarla anılır.

Sabuncuoğlu, cerrahlıkta kullandığı yöntem ve aletler, hastalık tanımları ve tedavi yöntemleri ve ecza
bilgisi nedeniyle tıp tarihçileri için çok önemli oldu. Eserleri gerek yurt dışı gerekse ülkemiz araştırmacıları tarafından incelendi. Bu araştırmacılar arasında İlter Uzel’in özel biri yeri olduğunu not edelim.
Uzel, Sabuncuoğlu’nun eserlerini günümüz Türkçesiyle yeniden yayımladı. Ayrıca bu eserlerin tıp tarihindeki önemi üzerine etraflıca yayın yapmıştır.

Amasya Darüşşifası’nda (şifa evi) 14 yıl başhekim olarak görev yapan Sabuncuoğlu’nun Arapça, Farsça ve Yunanca konuştuğu söylenir. Hipokrat, Bergamalı Galen ve Ebu’l-Kasım el-Zahravi’yi etraflıca
inceleyen Sabuncuoğlu, mesleğinde onların bilgisini kullanır.

Cerrahiyet’ül Haniyye
(Cerrahiyye-i İlhaniyye)

İlk kez edebiyat tarihçisi Ali Canip Yöntem’in 1927’de tanıttığı bu yazma eser tıp tarihçileri tarafından en
çok incelenen eseri oldu. Bunun en önemli nedenlerinden biri yazmanın içindeki tedavi yöntemini
gösteren çizimlerin yanı sıra tedavide ve cerrahi işlemlerde kullanılan aletlerin çizimleridir. Eser üç
bölümden oluşur. İlk bölüm dağlama ile tedavi yöntemleri üzerinedir. İkinci bölüm cerrahi prosedürler,
son bölüm ise kırıklar ve çıkıklarla ilgilidir. Her bölümde bir tanı sürecini ve bir cerrahi tekniği görsel
alarak anlatan minyatür bulunur.

Eser, Endülüslü hekim Ebü’l-Kasım ez-Zehravi’nin Kitabü’t-Taşrif (Tıp Yöntemi) isimli eserinin kapsamlı
çevirisidir. Endülüslü hekimin yazdığı eserdeki otuz bölüme eklenen iki ayrı bölüm ve görsel anlatımlar
Sabuncuoğlu’nun kitabını farklı kılar. Ayrıca Zehvari’de geçmeyen çok sayıda gözlem ve tavsiye, Sabuncuoğlu’nun kitabını zenginleştirir. Sabuncuoğlu, eserini tamamladıktan sonra İstanbul’a gelerek kitabı Fatih Sultan Mehmet’e sunar.

Eserin farklı kütüphanelerin koleksiyonlarında yer alan bilinen üç nüshası bulunur. Bu nüshalar Paris
Bibliothèque Nationale, İstanbul Millet Kütüphanesi ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi
Kütüphanesi’nde yer alır. Bu yazmaların minyatür sayısı, renk kullanımı ve üslubu birbirinden farklıdır.
Minyatürleri bakımından en zengin nüsha Paris’teki nüshadır. Fatih’e sunulan ve II. Bayezid’in mührünü taşıyan Paris nüshası, bilinmeyen bir tarihte saraydan çıkarılmıştır. 1860 yılında Yasincizade İlmi
Efendi tarafından bir Fransız hekimine hediye edilen yazma, 1871’de de Bibliothèque Nationale’nin envanterine girer.

Eserde pek çok tedavinin farklı yöntemlerle uygulamaları ve cerrahi alet tasvirleri bulunur. Yara ve deri
hastalıklarında dağlama yöntemleri, açıklamalı cerrahi aletler, kırık ve çıkıklarla ilgili müdahaleler minyatür resimlerle birlikte anlatılır.

Yazma kitabın en önemli özelliğinin tıp tarihinde ilk defa cerrahi müdahaleleri gösteren minyatür resimler içermesi ve Türkçe kaleme alınmış olması araştırmacılar tarafından vurgulanır. Eser, bu özelliğinden dolayı tıp tarihi kadar, Türk dili ve resim sanatı
açısından da önemli görülür ve akademik araştırmaların konusu olur.

Ayrıca kadın hastalıkları ve doğum bilgileri, erkek hastalıkları ve tedavileri, uygulama pozisyonları, hangi aletlerin kullanılacağı resimler ile gösterilmiştir. Siyatik, baş ağrısı, diş ağrısı, soğuk ağrısı,
sırt ağrısı, göz ağrısı ve boğaz ağrısı gibi çeşitli ağrı türleri hakkında bilgi verir. Bu ağrılardan kurtulmak için hangi bitkiler ve ürünleri kullanarak ilaç yapılacağı anlatılanlar arasındadır.

Cerrahiyyetü’l-Haniyye, Antik Yunan ve Orta Asya tıbbi bilgisinin yanı sıra kendi yenilikçi tekniklerinin
ve tedavilerinin derli toplu ve kapsamlı anlatımıdır. Sabuncuoğlu’nu günümüzde hala önemli kılan özellik de bu yazma kitabın öneminden gelir.

Akrabadin Tercümesi

Şehzade Bayezid’in ikinci Amasya Valiliği sırasında onun isteği üzerine Cürcani’nin Farsça Zahire-i
Harezmşahi adlı kitabının Akrabadin başlıklı son bölümü çevrilerek kitaplaştırıldı. Ancak bu çeviriye kendi eklediği iki bölümle zenginleşen eser 1444 tarihlidir. Eserin yurt içi ve yurt dışında çok sayıda kopyası vardır. Terceme-i Akrabazîn, çeşitli ilaçların hazırlanışı, kullanım yerleri ve şekilleri ile ilgili bir eserdir.

Bölümlerinde tiryaklar, macunlar, merhemler, yağlar, gargaralar müshiller ve kusturucu ilaçlar, kabızlık ve fitiller, lavman, burun kanaması tedavisi, boğaz ve diş tedavileri gibi konular ele alınmıştır.

Mücerrebname

Sabuncuoğlu yazdığı eserin önsözünde kitabını Amasya’daki hekim çevresinin isteği üzerine kaleme aldığını söyler. İstanbul Süleymaniye Kitaplığı (Ayasofya No:3729) envanterindeki bu eser küçük
bir yazmadır. Hekimliği süresince edindiği gözlem ve deneyimleriyle tedavi, ilaçların hazırlanışı ve kullanımlarıyla ilgili bilgileri içeren bu eser 1368 yılında tamamlandı.

Günümüz tıbbında uzmanlaşma geçmiş dönemlerin geleneksel tıbbında yoktu. Örneğin, diş hekimliğinin
ilgi alanına giren her şey genel tıp içinde yer alıyordu. Bu durumun Antik Çağ’dan modern dönemlerin
başlangıcına kadar devam ettiği söylenebilir. Ek olarak 18’inci yüzyılın sonuna kadar, birkaç istisna
dışında tıp alanında hep erkekler görünürdü. Ancak Sabuncuoğlu’nun eserlerindeki resimlerden, Osmanlı tıbbının en azından bu yıllarında kadın hekim ve cerrahların sağlık sektöründe etkin olduklarını
anlıyoruz. Minyatürler arasında, kadın sağlığı ile ilgili ameliyat yapan kadın cerrahlar da (tabibe) bulunur.

Sabuncuoğlu, cerrahi ve ilaç tedavisi uygulamalarını başlangıçta hayvanlar üzerinde, sonraları kendi
üzerinde denemekten sakınmayan ilginç bir kişiliğe sahipti. Günümüz bilim terim ve tanımlarına uygun
bir anlatımla Sabuncuoğlu, aldığı geleneksel eğitimin genel bilgisine ek olarak ampirik gözlemlerini
tıbbi bilgiye dönüştürerek gerçek bir bilim insanı gibi davrandı.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir