Bal şarabı, çoğu zaman rengini doğrudan üretiminde
kullanılan baldan alır. İçerisine eklenen baharatlar,
aromatik bitkiler, şerbetçi otu ve çeşitli meyveler ise
ona son derece geniş, katmanlı ve özgün bir tat dünyası
kazandırır. Bu zengin bileşenler sayesinde her bal
şarabı, üretildiği coğrafyanın doğasını, iklimini ve
kültürünü yansıtan benzersiz bir karaktere bürünür.
Prof. Dr. Dinçer Savaş Lenger
Akdeniz Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü
Bal her şeyden önce tanrısaldır. Eski inanışlara göre mucizevi bir şekilde gökten düşer. Arıların görevi ise kutsal sıvıyı doğada, düştükleri yerlerden toplamakla sınırlıdır. Ardından bu ilahi sıvıyı kovanlara doldurup insanlığa sunarlar. Çok uzun zaman balın kökenine dair bu anlayış geçerli oldu. İşte bu yüzden tanrıların dünyasında ayrıcalıklı bir konuma sahipti. Öyle ki Olympos tanrılarının başı yüce zeus ,bebekken nympheler tarafından balla beslenir. Tıpkı Şarap tanrısı Dionysos gibi. Tanrıları besleyen balın insan üzerindeki etkisi de küçümsenemez. En azından suyla karıştırılıp bir süre bekletildiğinde sarhoş edici bir içkiye dönüşür. Doğru duydunuz. MS 1’inci yüzyılda yaşamış olan ünlü ansiklopedist Plinius, Doğa Tarihi adlı eserinde bize baldan yapılan şarabın tarifini aktarır. Şarap sadece bal ve sudan da yapılır. Bu amaçla yağmur suyunun beş yıl boyunca saklanması ön görülmüştür. Daha kurnaz olan diğerleri ise suyu hemen kaynatır, üçte birine düşürür ve buna üçte bir oranında eski bal eklerler. Daha sonra Kanikola’nın doğuşundan itibaren kırk gün boyunca güneşte bırakırlar, diğerleri ise suyu olduğu gibi boşaltır ve onuncu gün mantarını çıkarır. Bu hydromeli denilen yıllandıkça şarap tadı alan bir içkidir, Hiçbir yerde Phrygia’da olduğu gibi taktir görmez! Bir diğer tarif MS 1’inci yüzyılda yaşamış olan Columella’nın Tarım Üzerine (De re rustica) adlı kitabında karşımıza çıkar. Sadece ziraat değil hayvancılık ve arıcılık hakkında önemli bilgiler sunan bu eserde mella veya aqua mulsa ‘ballı su’ adıyla geçen bal şarabının tarifi şöyle aktarılır:
Birkaç yıl boyunca saklanan yağmur suyunu alın ve bu sudan yarım litre suyu 1/3 kilo balla karıştırın. Daha hafif bir bal şarabı için, yarım litre su ile dokuz ¼ kilo balla karıştırın. Tamamını 40 gün boyunca güneşe maruz bırakın ve ardından ateşin yakınındaki bir rafta bırakın. Yağmur suyunuz yoksa, kaynak suyunu kaynatın.
Columelle ile aynı yüzyılda yaşamış olan ünlü tarihçi Plutarkhos‘a göre ise insanlık balı keşfettiğinden beri bal şarabı içilmektedir. Balın suyla birleşmesi ve ardından gerçekleşen fermantasyon uygarlık tarihinin en eski alkollü içeceklerinden birinin doğuşuna yol açar. İşte tam da bu nedenle Hellenler bu mucizevi içeceğe ‘sudan ve baldan yapılan’ anlamına gelen hidromel adını verir. Romalılar ise aynı içeceği önce acqua mulsa, daha sonra kısaca mulsa olarak adlandırır.
Gelin ve damada güç versin diye hidromel hediye edilirdi
Hidromel sıradan bir içecek değildi. Tanrıların dünyasına ait olduğuna inanılan bu bal şarabı sadece ilahlar, yarı ilahlar, ölümsüz kahramanlar, cinler ve periler değil aynı zamanda gücünü ve kudretini tanrılardan alan krallar, onların soylu ve elit hizmetkarları tarafından tüketilirdi. Tanrıların dünyasından çıkma şifalı baldan
üretildiğine inanılan hidromel, kimi zaman bir ölümsüzlük ve bilgelik aracı olmuştu. Bu sebeple gelecekten haber alma yetisi kendilerine bahşedilmiş kahinler hidromel içerdi. Bu ballı içki sayesinde kehanette bulunabilme yetisi bala iksir olma niteliği yüklemişti. Kehanet gücünü mümkün kılan bir iksir olarak algılanan bu içkinin içene doğaüstü yetiler kazandırdığına inanılıyordu. Büyülü niteliklerle yüklü olan hidromel, bu özellikleri sebebiyle dini törenlerin vazgeçilmez unsurlarından biri haline gelmişti. Ritüeller sırasında bolca tüketilir, aynı zamanda tanrılara sunulan bir şükran armağanı olarak da kullanılırdı. MS 10’uncu yüzyılın başlarında Abbasi halifesi tarafından Volga Bulgar Hanlığına gönderilen resmi bir heyet içinde elçi sekreteri olarak yer alan İbn Fadlan bugünkü Rusya topraklarında cenaze törenlerinde hidromeli içme adetini yakından gözlemler:
“Eğer ölen zengin biriyse, serveti üçe bölünür. Bir pay aileye verilir, bir pay cenaze masraflarına ayrılır ve sonuncu pay da hidromeli denen güçlü bir içki yapmak için harcanır. Ölenin yakınları ve dostları, cesedin yakılıp kül olacağı güne kadar bu içkiyi aralıksız içer ve bitirirler.”
Bu içki cenaze kadar düğünlerde de yer bulur kendine. Kökeni MÖ 2000’ lere kadar inen bir Babil inancına göre yeni evlenen çiftlere tıpkı eski Mısır’da olduğu gibi doğurganlık ve bereket için bal şarabı içirilirdi. Gelenek Avrupa’nın pek çok bölgesinde varlığını sürdürdü. Hatta gelin ve damada güç versin, performans
artırsın diye bir ay yetecek kadar hidromeli hediye edilirdi. İşte ‘bal ayı’ ismini tam da buradan alır.
Arkeolojik bulgular bal şarabının sanılandan çok daha eski bir içecek olduğunu açıkça gösterir. Günümüzden 7000 yıl önce Uzak Doğu’da, özellikle Çin’de bal şarabı üretildiğine dair elimizde arkeolojik veriler bulunuyor. Avrupa’da ise hidromeli yaklaşık 5000 yıl önce bugünkü İspanya’nın bulunduğu coğrafyada üretiliyordu. MÖ 2000’li yıllara geldiğimizde artık Hindistan’da, Mısır’da ve Hitit egemenliğindeki Anadolu’da tıpkı Hellen dünyasında olduğu gibi bal şarabı biliniyor ve tüketiliyordu. Özellikle bağcılığa çok da elverişli olmayan İskandinavya gibi dağlık ve yoğun ormanlık bölgelerde bal üretimi oldukça fazlaydı. Bu durum hidromeliyi en çok tüketilen içkilerden biri haline getirdi. MÖ 1300-1200 yılları arasına tarihlenen Danimarka, Güney Jutland’daki bir tümülüs içinde bulunan büyük bir yaban öküzü boynuzu ve içindeki hidromeli kalıntıları İskandinavya’da hidromelinin çok eski çağlardan beri tüketildiğini kanıtlar. Kuzeyli Vikingler, Batı Avrupa Keltleri, Orta ve doğu Avrupa’nın Slav halkları bu içkiyi büyük bir keyifle içer.
Bal şarabı ilahidir, baş döndürür!
Uzun bir dönem boyunca üzüm şarabı ve birayla beraber en çok tüketilen üç içkiden biri olan hidromeli, Hıristiyanlığın yayılmasıyla birlikte özellikle Akdeniz havzası ve civarında popülerliğini yavaş yavaş kaybetmeye başlar. Bağcılığın çok daha fazla önem kazanması, üzüm şarabı üretiminin artması ve şarabın çok daha kolay ulaşılabilir hale gelmesi tüketici tercihlerini hidromeli aleyhine değiştirir. Asıl büyük darbe ise 14’üncü yüzyıldan itibaren yaygınlaşan yüksek alkollü damıtılmış içkilerden gelir. Önce brendi, cin ve viski; ardından votka ve rom sahneye çıkar. Çok sonraları daha tatlı, daha dayanıklı ve alkol oranı daha yüksek olan güçlendirilmiş Jerez ve Porto şaraplarının ortaya çıkışı hidromeliyi giderek nadir rastlanan yerel bir içecek konumuna iter.
Bal şarabı günümüzde dünyanın birçok yerinde üretiliyor. En önemli üretici ülkelerin başında ise Polonya’yı görebiliriz. Burada bal şarapları, bala eklenen su oranına göre poltrak, dwojniak, trojiniak ve czworniak olarak sınıflandırılıyor. Orta Avrupa ülkeleri Çekya ve Slovakya ile Balkanlar’daki Slav kökenli ülkelerde bu
içecek medovina adıyla bilinirken, Anglo-Sakson dünyasında ise mead olarak adlandırılan bal şarabı, Büyük Britanya, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Avustralya’da yaygın biçimde üretiliyor.

https://wellenmark.sk/en/292-honey-wine-mead


https://www.lindisfarnemead.com/mead-what-is-it/
Bal şarabı, çoğu zaman rengini doğrudan üretiminde kullanılan baldan alır. İçerisine eklenen baharatlar, aromatik bitkiler, şerbetçi otu ve çeşitli meyveler ise ona son derece geniş, katmanlı ve özgün bir tat dünyası kazandırır. Bu zengin bileşenler sayesinde her bal şarabı, üretildiği
coğrafyanın doğasını, iklimini ve kültürünü yansıtan benzersiz bir karaktere bürünür. Zamanla bu içecek, yalnızca fermente bir bal ürünü olmaktan çıkar; kokusuyla, tadıyla ve bıraktığı etkiyle neredeyse
tanrılara sunulacak bir iksire dönüşür. Mitlerde ve efsanelerde kendine yer bulması boşuna değildir: Bal şarabı ilahidir, baş döndürür ve insanı bambaşka
bir ruh haline taşır!

https://www.produits-normandie.fr/content/57-la-recette-de-l-hydromel
