Toplumsal cinsiyet rollerinde hıyarın işlevi

Peki, ama neden hıyar sözcüğüne bu kadar kaba bir anlam yüklenmiş öncelikle ona bir bakalım. Aslında hıyarın bu deyimsel, simgesel ve hakaret içeren sıfatsal anlamı sadece Türkçede yok. Bu aşağılayıcı anlam Bizans’tan bu yana hatta belki de daha eski tarihlerden beri hıyar üzerine yüklenmiş olmalı.

Doç. Dr. Ahmet Uhri
Dokuz Eylül Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü

Başlığa bakanlar gerçekten böyle bir işlevsellik olup olmadığını düşünedursunlar ben bu sayıdaki konu daha belli olmadan hıyar üzerine yazmaya başlamıştım. Elbette postmodern bir çağda her şeyin birbiri ile ilişkili olması işimi oldukça kolaylaştırmakta. Zira toplumsal cinsiyet rollerinden birkaç adımda hıyara ulaşılabilir. Bunun için erkek cinsinin biraz dikkatli incelenmesi ve gözlemlenmesi yeterli olacaktır. Bu kısa açıklamadan sonra dönelim hıyarın faziletlerine.

Bitkiler arası zina?

Cucurbitaceae/Kabakgiller ailesinin içinde, adı Sümer metinlerinde ŠÚ ve IŠ işaretleri ile gösterilen ve Hitit metinlerinde UKÚŠ olarak geçen, kibar deyişiyle salatalık yani hıyar, botanikçilerce Cucumis sativus bilimsel adıyla vaftiz edilmiş olup görünen o ki bu ailenin adı bilinen en eski üyesidir. Bu arada ailenin adı olan Cucurbitaceae sözcüğü botanikçi Charles B. Heiser Jr.’a göre Latince ‘zina yapmak’ anlamına gelen cucurbitare’den gelmekte ve belki de ailenin çoğu üyesinin rastgele melezleşmesi sonucu ortaya çıkan çok fazla sayıda üyeye göndermede bulunmakta. Burada aklıma şu soru takıldı: Acaba bu ailenin ya da diğer bitki ailelerinin üyelerinin kendi aralarında rastgele çiftleşmelerine ve sonuçta melez ürünlerin ortaya çıkmasına bitkiler arası zina denilebilir mi? Eğer denilebiliyorsa bu bitki ailesine Türkçe ad önerisi
olarak zinayapangiller adının verilmesi uygun gözükmekte. Gördüğünüz gibi hıyar denilen bitkiyi cinsiyetle ilgili bir yere bağlayabildim. İngilizcedeki cucumber sözcüğünün de kökeninde olan cucurbitare, sadece salatalık adının kökeni değil aynı zamanda aile kavramı çerçevesinde değerlendirildiğinde yine cinsiyetle ve cinsellikle ilişkili.

Hıyarın anavatanı

Gelelim hıyarın anavatanı ve onunla ilgili arkeolojik, arkeobotanik, tarihsel ve dilsel verilere. Anavatan konusu biraz karışık, zira Anadolu’dan Çin’e kadar uzanan kuşağın içinde hıyar yetişmesine uygun iklime sahip birçok bölge var. Burada hıyardan biraz uzaklaşıp diğer kabakgillere de bakmak gerek. Peki, kabakgillerin diğerleri Mezopotamya ya da Anadolu’da bilinmiyor muydu? Bir kısmı elbette biliniyor olmalı. Ancak Mezopotamya uygarlıklarından günümüze kalan belgelerde geçen ve anlamı çözülememiş birçok bitki adı var. İşte onlardan bazıları bu kabakgiller ailesinin üyeleri olabilir. Aynı şekilde Güneydoğu Anadolu’da yapılan kazılardaki arkeobotanik çalışmalar şimdiye dek kabakgillerin bir üyesinin varlığını kanıtlayamasa da Anadolu’da kabakgillerin bazı üyelerinin oldukça eski dönemlerden beri tanındığını belirli
ihtiyat paylarıyla belirtmek olasıdır. Zira daha geç bir döneme, Erken Tunç Çağı’na tarihlenen Sos Höyük’ün de içinde bulunduğu Erzurum Pasinler Vadisi ve çevresinden elde edilen arkeobotanik veriler içinde kabakgillere ait kömürleşmiş örnekler bulunmakta. Bununla birlikte, hıyarın Doğu Akdeniz dünyasında tanındığının bir diğer kanıtı Mısır belgeleri olup bu belgelerde ‘bndt’ ile sesletilen bitkinin hıyar olduğu ejiptologlarca belirtilmekte.

‘Hıyar’ Bizans’tan beri kötü anlamlı

Peki, ama neden hıyar sözcüğüne bu kadar kaba bir anlam yüklenmiş öncelikle ona bir bakalım. Aslında hıyarın bu deyimsel, simgesel ve hakaret içeren sıfatsal anlamı sadece Türkçede yok. Bu aşağılayıcı anlam Bizans’tan bu yana hatta belki de daha eski tarihlerden beri hıyar üzerine yüklenmiş olmalı. Eski Yunancada ‘angouria ya da angourion’ olarak kullanılan ve Türkçedeki ‘acur/ Cucumis flexuosus’un adına da kaynaklık eden bu sözcük, hıyar bitkisini tanımlamanın yanısıra ikincil olarak ham, olgunlaşmamış gibi bir anlama gelmekte ve elbette bir insana söylendiğinde kaba bir anlam da içerebilmekte. Sözcüğün bu anlamını bana sağlığında yaptığımız bir konuşmada anımsatan rahmetli hocamız Şükrü Tül’ü de burada anmadan geçmeyeyim. Bu ikincil anlam için Sula Bozis’in İstanbullu Rumların mutfak kültürünü anlattığı kitabında verdiği örneğe de bakmakta yarar var. “…Hıyar kelimesi Rumların lugatçesinde görgüsüz taşralılar için kullanılan bir küfür olduğundan, hıyara kibarca ‘drosero’ yani serinletici denirdi” diyerek aynen şimdi değişik yeşilliklerden yaptığımız ve salata dediğimiz yiyeceğin asal üyesi kabul edip ‘hıyara’ salatalık dememiz gibi bir olgudan söz etmektedir. Burada sözü Murat Belge’ye bırakıp onun aynı konuyu ima yoluyla nasıl anlat/ma/dığını görelim: “Kabakgiller sürünerek boy atar, çabuk büyür, soğuğa dayanıksızdır. Bunlardan hıyar Avrupalı, kavun Afrikalı ve kabakların bir kısmı Amerikalıdır.” İma etmeyerek ima etmek bu olsa gerek!

Kabakgillerin insandan çektiği…

Yukarıda da değinildiği gibi, hıyar sözcüğü Hint-Avrupa dillerinde kullanılan ve Latinceden kaynak alan ‘cucumis’, Pre-İtalik bir Akdeniz dilinden gelmekle birlikte İngilizcede kullanılan bir diğer sözcük olan ‘gherkin’, etimoloji sözlüklerine göre yine Yunanca ‘angouria’dan türeyen bir sözcük olarak kabul edilmekte. Hatta ‘angouria’ Farsça hıyar anlamına gelen ‘angarah’ ile akraba gibi gözükmekte. Konu hıyar olunca ister istemez bu sözcüğün taşıdığı olumsuz anlamlar nedeniyle argo deyimlere bakmak gerekiyor. Argo sözlüğüne baktığımızda kaba-saba görgüsüz kimse anlamındaki hıyarın yanı sıra kabak sözcüğünün de yine olumsuz anlamlar taşıması kabakgillerin insandan çok çektiğinin ve çekeceğinin göstergesi sanki.

Burada Roma mutfağından hıyarlı/salatalıklı bir tarif vererek soluklanmalı. Apicius’a ait bu tariflerden ilki aslında bir sos tarifi, adı ‘Salatalık Sosu’. Bakın Roma’da salatalık sosu nasıl yapılıyormuş. Salatalık, biber, yarpuz, bal ya da kuru üzüm şarabı, balık sosu ve sirke ile yapılan bu sos için salatalıklar ince ince dilimlenmekte ve diğer maddelerle karıştırılarak 1-2 saat bekletildikten sonra servis edilmekte. Roma mutfağına MS 1. yüzyılda girdiği düşünülen hıyarın Avrupa’ya yayılışı da yine Roma İmparatorluğu sayesinde olmuş. 9. yüzyılda Fransa’da, 14. yüzyılda da İngiltere’de yaygınlaştıktan sonra coğrafi keşifler ve ticaret sayesinde Amerika kıtasına kadar ulaşmış. Gelelim Isabel Allende’ye. Allende, hıyarın erotizmle ilişkisini biçimine bağlarken, bazı yörelerde özendirici bazılarında ise anti-afrodizyak olarak görüldüğünü ifade etmekte. Allende toplumsal cinsiyet rolleri konusuna bu bağlamda hiç girmemiş ama okuyucuyu etrafında gezdirmiş.

Ve cacık…

Hıyar üzerine söylenecek söz çok. Hıyarın cacık denilen içeceğin/yiyeceğin ana maddesi olması nedeniyle cacığa da bir gönderme yapmak istiyorum. Önce şu cacık sözcüğüne bir bakalım nereden gelmiş de Türk diline girmiş. Eyüboğlu sözcüğün Ermenice kökenli olduğunu ve bu dilden Türkçeye geçtiğini ancak Ermeni diline de Sanskritçe yoğurt anlamına gelen ‘dadika’dan aktarıldığını Bedros Keresteciyan’a dayanarak ifade ederken, Sevan Nişanyan’ın sözlüğünde bu bilgi yer almamakta. Ancak Nişanyan ile yaptığım özel
yazışmada kendisi Keresteciyan’ın çok güvenilir bir kaynak olmadığını ve bu nedenle Farsça ‘jāj’dan ötesinin pek inandırıcı olamayacağını belirtmiştir. Zaten A. Tietze ve H. Eren gibi dilciler de sözcüğün tanımını yapıp köken vermekten kaçınmışlar. Kısacası sözcüğün kökeni pek belli değil. Mahmut Nedim bin Tosun’a dönerek cacık faslını kapatalım. Bakın cacık için kitapta neler denmiş: “Sıcak havada cacık tenavül olunur ise ez her cihet menfaat aşikâredir, bahusûs havayı tebdil, vücuda bir serinlik ve mideye bir letafet bahş eder…”

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir